EN

SÖYLEŞİ | Ortak hareket edersek cüretkâr olamazlar


Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘Dünya beşten büyük’ sözüyle kastettiği ülkelerin kendi ölçeklerinde yapamadığını ortak bir harekette birleştirmesi gerektiğini ifade eden Ali Osman Öztürk, “İslam toplumu gerekli tepkiyi gösterirse, egemen güçler ülkelerine yaptırım uygulanacağı korkusuyla cüretkâr davranışlara kalkışamazlar” dedi.

Literatürde pek çok değişik tanımı bulunan, geleneksel açıdan, yabancı kamuoyu ile etkileşim halinde olmak şeklinde tanımlanan kamu diplomasisi, ilgili ülkenin vatandaşlarını etkileyerek, yabancı ülkenin davranışını ulusal çıkarları bağlamında değiştirmek anlamına da geliyor. Köklü ilişkiler inşa etmek, ulusal çıkarların tanıtımı, hükümetlerin iletişim politikası ve dış politikaların yönlendirilmesi, ülkelerin imajının şekillendirilmesi, uluslararası ortamda algılama yönetimi başlıklarıyla ilişkili olan kamu diplomasisi, fikir dolaşımı ve kültürel diyalogun kapısını da aralar. Günümüzde medya ve iletişim araçları üzerinden yürütülen algı operasyonları çerçevesinde de değerlendirebileceğimiz bu kavramı ve toplumlar üzerindeki etkisini Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörü Ali Osman Öztürk’le konuştuk.

Algı yönetimi nedir?

Bir olay karşısında toplumda oluşan algı egemen güçlerin istediği doğrultuda değilse değiştirip, onların aktarmak istediği düşünceyi yerine koymaktır. Bu, “Sizi insan olarak görmüyorum. Sizin aklınız, vicdanınız, tercih hakkınız yok. Sizi ben yönetiyorum” anlamına gelir. Yıkıcı bir bakış açısıyla ikna edemediklerini bertaraf etmeye çalışıyorlar. Nereye kadar yapılabilir bu ya da nereye kadar başarılabilir? Suriye´de herkesi öldürseler, evlerinden, yurtlarından etseler de gerçek değişmez.

Kendilerine sorun olmayanı yok sayıyorlar

ABD ve Batı, PKK ve FETÖ terör örgütleri konusunda yanlı davranıyor. Ülkelerinde konuşma ve yaşama hakkı tanıyor. Hatta Batı medyası PKK’lı kadınlarla röportaj yapıp onları özgürlük savaşçısı olarak lanse edebiliyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Şu anda hegemonik kamu diplomasisi gelişmiş ülkelerin, terör örgütü listesine koymalarına rağmen kendi ülkelerinde belli bir hareket alanı verebilecek kadar özgürlük tanıdıkları bir oluşumdur. DEAŞ onları da hedef alabiliyor, PKK ise Batı’ya yönelik herhangi bir terör eylemi gerçekleştirmedi. Bu yüzden onlara sıçramayan terörü yok sayıyorlar. Bizim için sorun olan onları ilgilendirmediği için kamu diplomasisi kuralına uydurmaya gerek görmüyorlar. Yani güçlü olan kural koyuyor.

Biz de aynı şekilde mi davranmalıyız?

Biz yapamayız. Adı ve ırkı ne olursa olsun kim cana kıyıyorsa o bizim için terör örgütüdür. ‘Nasılsa bize dokunmuyor, başka bir ülkenin başını ağrıtıyor. Dolayısıyla terör örgütü listesinde yer vermemize gerek yok’ mantığıyla hareket etmiyoruz. Ama hegemonik bakış açıcı bunu söylemiyor. "Eğer bana zararı yoksa PKK’ya özgürlük savaşçısı diyebilirim. Kendine yurt arayan Kürtlerin bir mücadelesi olarak görebilirim" düşüncesiyle terör örgütüne ülkelerini açabiliyorlar.

Kendi çıkarları için kılıf üretiyorlar

Bu noktadan bakıldığında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’cılık var o halde…

Kendi çıkarlarına halel gelmediği sürece sorun yok. Fakat en ufak bir zarar ziyan ya da beklentilerine ters düşen bir manevrada ona da bir kılıf üretiyorlar. Libya ve Mısır’da yaşananlar ortada. Milletin seçtiği yönetimi zor kullanarak indiren bir darbe nasıl meşrulaştırılabilir, görmezden gelinebilir? Türkiye’deki darbe girişimlerinde Batı´nın nerede durduğunu gördük.

Bir başka ülkenin başına bela olan bir terör örgütünü destekleyip bunu medya yoluyla besleyebilmelerinin ardında yatan nedir?

Kimse bana hesap soramaz düşüncesine sahipler. Gelişmiş ülkeler dışında kalan, yani Cumhurbaşkanımızın ‘Dünya beşten büyük’ sözüyle kastettiği ülkeler kendi ölçeklerinde yapamadığını ortak bir hareketle birleştirebilse egemen güçler o cüretkârlığı gösteremezler. Kucağında oğluyla kaçmaya çalışan Suriyeli babaya çelme takan Macar gazeteci gibi… O Suriyeli babanın mensubu olduğu İslam toplumu gerekli tepkiyi gösterse, ülkesine yaptırım uygulanacağı korkusuyla fütursuzca bir davranışa kalkışamazdı.

Postmodern dünyanın çelişkisi

Belli başlı haber kaynaklarının dışında artık kişilerin de anlık paylaşım yapabildiği sosyal medyanın etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yeni jenerasyon ve yeni medya üzerinden bir değerlendirme yaptığımızda sosyal medyanın nüfuzunu Arap Baharı´nda gördük ama bahar sonbahara dönüştü. Etkisi bir tezgâhtardan başlayıp Sisi darbesine ve Suriye´de yaşanan katliama giden bir süreçle son buldu. Yaşanan bir olayla alakalı aynı anda onlarca yazı ve görsel paylaşılıyor. Gerçek ortaya çıksa da bunları silmiyorlar, geri almıyorlar. New York Times ve BBC bile kendi resmi hesaplarında hatalar yapabiliyor. Buna yeni teknolojiyle oluşan post modern dünyanın çelişkisi üzerinden anlamlandırabileceğimiz bir akış diyebiliriz.

Bu çelişkiden yola çıkarsak günümüze sosyal medya mı daha hâkim yoksa geleneksel medya mı?

Gerçek manipülasyon yine geleneksel medyada yapılıyor. New York Times´ta FETÖ ile ilgili kendi imzasıyla bir yazısı çıktığı zaman hala çok fazla önemseniyor. Yeni medya yeni jenerasyon üzerinde önemli ama etkisini çok da abartmamalı. Yeni medya kalıplaşmış bir yapıya dönüşüp statik bir hale gelirse belli bir süre sonra doygunluğa ulaşıp kendi kendini yok eder. Çünkü sosyal platformlarda paylaşılan bilgi çok hızlı tüketilen bir şey olduğu için anlamını ve etkisini de çabuk yitiriyor.

Hızlı tüketimin getirdiği karmaşayı düzeltmek ve düzenlemek için ne gibi adımlar atılmalı?

Medya bir yere kadar bu misyonu yüklenmeli. Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarının, vakıfların, derneklerin ve üniversitelerin üzerine görev düşüyor. Özellikle bu noktada üniversitelerin kimlik kazanması lazım. Kendi alanlarında akademisyenler ve sanatçılar birbirini taklit etmekten vazgeçmeli.

Yurtdışındaki her Türk Türkiye’yi temsil ediyor

Bu noktada biz neler yapabiliriz?

Örneğin başarılı bir futbolcumuza Tokat´ın Maradona´sı, ya da iyi bir aktörümüze Türkiye’nin Al Paçino´su diyoruz. Bu bizim geriden gelen bir eksiğimizi gösteriyor. Neden başarılarımızı küresel anlamda desteklenip yükselen isimlerle ölçüyoruz? Ekonomik, ahlak, sanat, gençlik bazında, kısacası her alanda bir ülkenin temel sütunlarının beraber yükselmesi gerekiyor. Kurumların kendi taassuplarını yıkması lazım. Sağcısından solcusuna Türkiye´nin saygınlığı ve itibarı adına bir şey yapabilme iradesini geliştirebilmesini sağlayabilmeliyiz. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışında her Türk, ülkemizi temsil ediyor.

Tek bir haber bile terör örgütü propagandasına dönüşebilir

Topluma sunulan bir haberin etkisi ve niteliği nasıl değerlendirilip ölçülmeli?

Haberi ilk veren olma telaşıyla telafisi mümkün olmayacak ya da olsa bile çok büyük zararlar verecek her adım büyük bir kriz anlamına gelir. Herhangi bir terör saldırına ait kanlı görüntüleri yayınlayarak o an izlenme ve okunma sayılarınızı arttırabilirsiniz ama toplum üzerinde yaratacağı travmanın sonuçlarını kestiremezsiniz. Ayrıca terör örgütünün amacı zaten infial oluşturup propagandasını yapmak. Siz de bu propagandaya alet olmuş olursunuz.

SÖYLEŞİ:ÖZLEM DOĞAN | Milat Gazetesi