EN

RÖPORTAJ | Türkiye´nin gönül coğrafyalarına uzattığı el ile sınırlar ortadan kalkıyor


Gönül coğrafyalarımızı yeni hatırladık

Türkiye’nin elini uzattığı coğrafyalarda, göz önünde bulundurduğu iki medeniyet bakıyesi bulunduğunu belirten Doç. Dr. Ali Osman Öztürk, bunların İslam ve Türk medeniyeti olduğunu vurguladı.

Her iki medeniyetin, eski Türk devletlerinden Osmanlı Devleti’ne kadar bizi zirveye taşıdığını söyledi. Bu iki köklü medeniyet anlayışı üzerine kurulu gönül coğrafyası ifadesi, Türkiye’nin dokunduğu her coğrafyayı vatan bilerek, buradaki halk ile akraba gibi bir bağ kurulduğunu belirtti.

600 yıl bizi zirveye taşıyan bu anlayış sonrası, sınırlar değişti. Fakat kardeşlik hiç değişmedi. Türkiye’nin son 17 yıldır bu kardeşlerine ulaşabilecek imkânlara sahip olduğunu belirten Öztürk, aradan yıllar geçse de üzeri tozlanan ilişkilerin, hala canlı olduğunu vurguladı. Bunu gönüldaşlığın bir yansıması olarak ifade etti.

Öztürk, gönül coğrafyası ifadesinin son yıllarda daha çok duyulmasının nedenini şöyle açıkladı:

“Yakın siyasi tarihimizde kendi alanımızda kapalı ve belli hususlarda, uluslararası ilişkiler alanında sınırlı etkilere sahip bir yapımız vardı. Bunun birden fazla nedeni var. Gönül coğrafyalarımıza belli konularda adım atılabilecek kapasiteye ve mecraya anca gelebildik.”

Yokun bile yok olduğu yere TİKA gitti

Öztürk, konuya yönelik açıklamalarında Bangladeş’te yaşanan insanlık dramına ilişkin örnek verdi. O dönemde, o coğrafyada olduğunu ve oranın tam anlamı ile sözün bittiği nokta olduğunu söyledi. Sadece Müslüman olduğu için eziyet çeken bir toplumun içinde yaşayan çocuğun, kendisine verilen plastik oyuncak kamyonu yemek zannederek ısırmaya çalıştığı bir dünya olduğunu belirtti.

Yokun yok olduğu bu coğrafyada, TİKA’nın bölgede 40 bin kişiye sıcak yemek temin ettiğini, AFAD’ın ise sağlık bakanlığı ile ortak çalışarak büyük bir sahra hastanesi kurduğunu vurguladı. Orada yaşayan halkın, Türklere olan bakışını görünce, sınırların misak-ı milliden daha büyük olduğunu vurgulayan Öztürk, bölgedeki insani yardımlarda sivil toplum kuruluşlarının payının da büyük olduğunu söyledi.

Özel sektör ve sivil toplum kuruluşları da bölgede

Gidilen coğrafyalarda gerçekleştirilen faaliyetler, yalnızca kamu fonlarına sahip kurumlar aracılığı ile gerçekleştirilmemektedir. Burada sivil toplum kuruluşlarının ve özel sektöründe büyük bir payı vardır. Sivil toplum kuruluşları ve özel sektör, Türk halkından aldığı desteği, bölgede yansıtmaktadır.

TİKA’nın faaliyetleri başarılı

Öztürk, Türkiye Cumhuriyeti adına bölgede bulunan kamu kurumlarından TİKA’nın faaliyetlerini şöyle anlatıyor:

“TİKA; kalkınma yardımları çerçevesinde alt yapı, eğitim ve sağlık alanları ile ilgileniyor. Doktor olmayan yerlere sağlık ocağı, öğretmen olmayan yerlere okul, su olmayan yerlere ise gerekli çalışmaları yapıyor. Gerekirse yollar yapıyor. TİKA gittiği yerlerde halkın bire bir ihtiyacını karşıladığı için, halk ile arasındaki ilişki katlanarak artmaktadır. Türkiye için bu çok önemli.”



Yunus Emre Kültür Merkezleri kültürleri birbirine yanaştırıyor

TİKA’nın yanı sıra, Yunus Emre Kültür Merkezi’nin faaliyetlerinin de önemli olduğunu vurgulayan Öztürk, kültür ve sanat anlamında yapılan çalışmaların toplumları birbirine yakınlaştırdığını kaydetti.



Maarif Vakfı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB) ile birlikte düşünüldüğünde, imkânı olmayan öğrencilere Türkiye’de okuma fırsatı sunduğunu söyledi. Türkiye’de eğitim alan yabancı öğrencilerin, Türk ve İslam medeniyetini bilen bireyler olarak ülkelerine döndüklerini, Türk dostu kültür elçileri olduklarını vurguladı.



Bölgesel açılımlar ile birlikte her bölgede kurumsal yapı oluşturuldu

20 yıl önce öyle ya da böyle çeşitli nedenler ile atılamayan bu adımlarda, bugün etki alanımız ve yetkimiz arttı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Afrika kıtasını ziyaret eden ikinci büyük lider olduğuna ve kısa sürede en fazla resmi temaslarda bulunduğuna dikkat çekerek; bölgede bulunan büyükelçiliğin sayısının fazla olmasını, Türk Hava Yolları’nın bölgeye eğilimini, özel sektörün yatırımlarının bu coğrafyaya taşınmasını Afrika Açılımı olarak değerlendirdi.

Bu tür bölgesel faaliyetlerin çoğalması ile hemen hemen her bölgede kurumsal bir yapıya sahip olunduğunu belirtti.


Bölgedeki kazanılan tecrübeler STK’ları olumlu etkiledi

Bölgeye giden STK sayısının artması ile her alana hizmet etme kapasiteleri gelişti. Öztürk’e göre, bu kapasitelerin artmasının en büyük nedenlerinden biri özel sektörün sponsorluk konusunda etkin olması. Öztürk’e göre kamusal faaliyetler STK’lara, STK’lar ise özel sektöre bölgelerde alan açarak ortaya bir işbirliği çıktı. Bu işbirliği sonucu, bölgelerde yatırıma giden özel sektör, Türkiye’ye ekonomik anlamda bir çalışma alanı açtı.

Türkiye, bu çalışmalarının sonucunda, dünyanın ileri gelen ülkelerine karşı daha ileri seviyede bir başarı yakaladı.



Türkiye gittiği bölgelerden karşılık beklemiyor

Türkiye’nin bölgedeki faaliyetleri, halka izah edilebilmesine bağlı olarak değer görmektedir. Egemen güçlerin; kapitalist, emperyalist, sosyalist amaçlar ile bölgeye gitmesinden farklı olarak Türkiye, halk üzerinde doğrudan etki gösteren çalışmalar yerine getirmektedir. Öztürk; egemenlerden farklı olarak gerçekleştirilen bu faaliyetlerin, halk üzerinde muazzam etkili olduğunu belirtti.

Bu hizmetlerin faydaları zaman içinde fark edilecek

Politik olarak bakıldığında, bu faaliyetlerden kısa vadede sonuç alınamayacağını söyleyen Öztürk, dış politika yansımaların da zaman içinde gelişen olaylar ile görülebileceğini vurguladı. 15 Temmuz darbe girişiminin olduğu gece, gönül coğrafyalarında Türkiye’den daha önce reaksiyon gösterilmesinin, bir onur olduğunu ifade etti.

YTB öğrencilerinin kendi ülkelerinde yönetim kademelerinde olduğunu belirten Öztürk, bu öğrencilerin Türkiye Cumhuriyeti’nin stratejik önceliklerine sunacakları katkının da büyük olduğunu söyledi.



Rant elde edemedikleri için başka ülkelerin hava yolu şirketleri bu bölgelere gitmezken, THY’nin bölgede olduğunu ifade eden Öztürk:

“Ülkenin önde gelen isimlerinin ve entelektüellerinin THY’yi kullanmasının dahi çok büyük faydaları var." dedi

Türkiye’nin nihai amacı dünyanın beşten büyük olduğunu anlatabilmek

Türkiye, bu coğrafyalardaki faaliyetlerini karşılık beklemeden, hakkaniyet, adalet, eşitlik ilkelerine bağlı kalarak, karşılıklı mutabakatlar ile gerçekleştirmektedir. Gittikleri bölgelerde egemenlerin görmezden geldikleri, yaptıkları hizmet karşısında arkalarında hezimet bırakan bu sistemin değişebileceğini anlatmaktır. Eğer bu bölgedeki halklar, her türlü kargaşadan kendine pay çıkaran sistemin değişmesi gerektiğine inanır, kaderlerinde söz sahibi olmaları gerektiğini benimserse, küresel adalet için büyük bir adım atılmış olacaktır.


Adalet, çünkü her toplum eşit söz hakkına sahiptir

Türkiye’nin bölgedeki faaliyetlerinin bu amaçlara hizmet ettiğini vurgulayan Ali Osman Öztürk, nihai hedefi şu şekilde anlatıyor:

“Dünya 5’ten büyüktür demekten daha zor bir şey yok. Egemen güçlerin bütün dünya varlığına el koyarak, sadece 5’in büyük olduğunu; geri kalanın yok hükmünde olduğunu söyleyen bir sistem var. Böyle bir şey yok. Türkiye’nin hedefi; Hakkaniyet adalet çerçevesinde eşitlik üzerine kurgulanmış bir bakış açısını hâkim kılmak… Onların, söz sahibi olduklarında bir şeyleri değiştirebileceklerini anlatmalıyız. Bu küresel anlamda bir adaletin sağlanması için önemli bir adımdır. Türkiye zor bir coğrafyada. Zor olana sahip. Bunları aşmak için Türkiye,elinden geleni yapmaya devam edecektir.”