EN

Dünya Ekonomik Forumu özel toplantısı İstanbul’da yapıldı


Dünya Ekonomik Forumu´nun ‘Gelecekteki Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması’ başlıklı özel toplantısı 28 Eylül Pazar günü İstanbul’da başladı. İki günlük toplantı, 70’i aşkın ülkeden 500’ün üzerinde iş dünyası, hükümet, akademi ve sivil toplum liderini bir araya getirdi.

Devamını Göster »
Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) ‘Gelecekteki Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması´ başlıklı özel toplantısı, 28-29 Eylül 2014 tarihileri arasında İstanbul’da yapıldı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Dünya Ekonomik Forumu´nun Hilton Bomonti Otel´deki açılış toplantısında yaptığı konuşmada, 32 yıldır terörle mücadele ettiklerini belirterek, "Peki ey dünya, IŞİD gibi bir terör örgütü çıkınca ayaklanıyorsun da PKK gibi bir terör örgütü ortadayken niye ayaklanmıyorsun? Orada niye sesin çıkmıyor? Ona karşı niye bir ´ortak mücadele verelim´ demiyorsun? Şimdi ben bunu anlamakta da zorlanıyorum” dedi.

‘Bölge için somut adımlar attık’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye´nin bölgesinde iş birliği dinamiklerini harekete geçirmeyi hedefleyen girişimlere öncülük ettiğini dile getirerek, Balkanlardan Kafkaslar´a, Akdeniz´den Karadeniz´e kadar bölgesel aktörlerin ortak projeler etrafından bir araya gelmeleri ve bölgesel sahiplenmenin sağlanması için somut adımlar attıklarını ve atmaya devam edeceklerini belirtti.

Enerjiden ulaşıma, ticaretten turizme her alanda iş birliğinin güçlendirilmesine çalıştıklarını bildiren Erdoğan, Türkiye´nin uzun dönemli refahının ulusal ölçeği aşan bir ekonomik perspektifle mümkün olduğunu vurguladı.

Erdoğan, yakın komşularıyla yürüttükleri ikili yüksek düzeyli stratejik iş birliği konseyi uygulamalarının bu açıdan büyük öneme sahip olduğu gibi uluslararası diplomasiye de özgün bir katkı getirdiğini kaydederek, Türkiye´nin genç ve nitelikli iş gücü, dinamik ve istikrarlı ekonomisi, rekabetçi özel sektörü, büyük ölçekli iç pazarı, yerleşmiş mali disiplini, gelişen alt yapısıyla Avrupa´nın 6, dünyanın 17. en büyük ekonomisi olarak yükselen bir güç olduğunu söyledi. Erdoğan, Türk ekonomisinin 2013 sonunda tüm olumsuzluklara rağmen yüzde 4 büyüdüğünü, kişi başına düşen milli gelirin 2002´de 3 bin 500 dolarken, bugün 3 kat artarak 10 bin 500 dolara ulaştığını söyledi. "Hedefimiz, onun da 2023´te 25 bin dolara ulaşması" diyen Erdoğan, bunun asla bir hayal olmadığını belirtti. 

‘Üstleneceğimiz sorumluluğun farkındayız’
Türkiye´nin 1 Aralık 2014´ten itibaren G-20 Platformu´nun dönem başkanlığını bir yıl süreyle üstleneceğini bildiren Erdoğan, “Türkiye olarak üstleneceğimiz sorumluluğun farkındayız. İçerik ve organizasyon hazırlıklarımız hızla devam ediyor. Turizmin Liderleri Zirvesi´nin ardından önceliklerimizi nihai hale getirecek ve 1 Aralık´ta da G-20 üyeleri ve uluslararası kamuoyuyla bunu paylaşacağız” diye konuştu.

Erdoğan, küresel ekonomiye yönelik risk ve belirsizlikleri bertaraf etmek için G-20 üyelerinin küresel krizin hemen ardından sergilediği iş birliği ve kararlılık ruhunu muhafaza etmesinin büyük bir ihtiyaç olduğuna vurgu yaparak, “2015´te mutlaka bu yönde yeni adımlar atılmalıdır. Ayrıca G-20 ülkelerinin ortaya koyduğu taahhütlerin büyük bir kararlılıkla yerine getirilmesi de büyük önem arz ediyor. Özellikle ülkelerce verilmiş taahhütlerin uygulanması sürecinin yakından takibi, temel amaçlarımız arasında olacaktır. Büyümenin lokomotifi olan uluslararası ticaretin desteklenmesi ve yatırımların önünün açılmasına da büyük önem veriyoruz. Bu itibarla G-20 Dönem Başkanı olarak çok taraflı ticaret sisteminin güçlendirilmesini, temel önceliğimiz olarak belirledik. Korumacılıkla mücadele ve ticareti kısıtlayıcı önlemlerin azaltılması konusunda güçlü bir irade ortaya koyacağız. Bir diğer önemli husus ise düşük gelirli ülkelerin kalkınmasıdır. G-20 çatısı altında düşük gelirli ülkelere ilişkin güçlü bir vurgunun tesisi, en önemli önceliklerimiz arasındadır. Diğer ülkelere ve paydaşlara yönelik açılım çabaları, G-20´nin meşruiyetinin güçlendirilmesi bakımından özel bir önem taşıyor” dedi.

Türkiye´nin ispatlanmış doğalgaz ve petrol rezervlerinin 4´te 3´üne sahip bölge ülkeleri ile Avrupa´daki tüketici pazarları arasında oldukça önemli bir konuma sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Bu ayrıcalıklı konumu Türkiye´ye enerji güvenliği noktasında fırsatlar sağlamakta, aynı zamanda sorumluluklar da yüklemektedir" ifadesini kullandı.

Türkiye´nin ana önceliklerinden birinin istikrarlı bir şekilde artan enerji talebini karşılamak olduğunu aktaran Erdoğan, "Türkiye ayrıca çeşitli projeler vasıtasıyla Avrupa´nın enerji güvenliğine de katkı sağlamak arzusundadır. Azerbaycan başta olmak üzere dost, kardeş ve müttefik ülkelerle birlikte doğu-batı enerji koridorunu geliştirdik. Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hattı projeleri, bu koridoru başarıyla hayata geçirdiği iki temel bileşenidir. Türkiye ve Azerbaycan tarafından Trans Anadolu Boru Hattı Projesi, yani kısa adıyla TANAP geliştirilmiştir" diye konuştu.

Erdoğan, konuşmasının ardından Dünya Ekonomik Forumu Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Klaus Schwab´in sorularını cevapladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca, Dünya Ekonomik Forumu toplantısına katılan konuk devlet ve hükümet başkanlarıyla akşam yemeğinde bir araya geldi.

‘Diyalogun öneminin farkındayız’
Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır ise yaptığı konuşmada, 21. Yüzyılın doğurduğu zorlukların çok daha derin iş birliği gerektirdiğini belirterek, "Diyalogun ne kadar önemli olduğunu görebiliyoruz" dedi.

Dünya Ekonomik Forumu Direktörü ve Avrupa Başkanı Nicholas Davis, Türkiye´nin içinde bulunduğu bölgede tek başına kimsenin altından kalkamayacağı çok önemli dramatik değişiklikler olduğunu belirterek, "Bu konular üzerinde tartışmak için İstanbul çok doğru bir mekan" dedi.

Dünya Ekonomik Forumu Kurucusu ve Başkanı Klaus Schwab, dünyanın küresel düzensizlik olarak adlandırılan bir dönemden geçtiğini belirterek, "Türkiye ise kendi güçlü konumu, ekonomik gücü, siyasi ve ekonomik bağları ve gerek bölgesinde gerek Avrupa´yla kurduğu yakın ilişki sayesinde gerçek anlamda ve çok önemli istikrar kazandırıcı rol üstlenmiş durumda" dedi.

‘AB reformları destek oldu’
Dünya Ekonomik Forumu toplantısının ikinci gün açılışında konuşan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiye´de son 12 yılda  büyük bir dönüşüm yaşandığını anımsatarak, "Bir siyasi dönüşüm yaşadık. Bir ekonomik dönüşüm yaşadık. 2002 yılının Türkiye´si ile bugünün Türkiye´si neredeyse iki ayrı ülke denilecek kadar farklı bir tablo sunuyor" dedi. AB´ye katılım sürecinin Türkiye´nin iç reformlarına büyük destek olduğunu ifade eden Babacan, demokrasinin kalitesinin artmasında, temel hak ve özgürlük uygulamalarının iyileşmesinde AB kriterlerinin kendileri için yol gösterici ve yön verici olduğunu söyledi.

Avrupa’yı sarsan 2008 ekonomik krizinin etkilerinin devam ettiğini kaydeden Babacan, “2008 - 2009 krizi gelmeden önce bankacılıkta yapımızı sağlamlaştırdık, borç stokumuzu, bütçe açığımızı düşürdük. Kriz vurduğunda, Avrupa´daki ülkelerden farklı olarak düşük borç stoku ve sağlam bir finansal yapı ile krize girdik. Krizden en az etkilenen ülkelerden birisi olduk ve en hızlı çıkan Avrupa ülkesi olduk. Sonuçta baktığımızda krizden sonraki yüksek büyüme oranlarımız bizim gelişmiş ülkelerle aramızı kapattı, farkımızı azalttı. Şu anda Türkiye´nin kişi başına düşen milli geliri, Avrupa ortalamalarının yüzde 56´larına ulaştı. Türkiye´de birkaç tane AB ülkesinden daha yüksek bir kişi başına düşen milli gelir var” diye konuştu.
 
Toplantıda katılımcılara seslenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ise Türkiye´nin enerji politikasına ilişkin bilgi verdi. Türkiye´nin yalnızca bir transit ülke olarak değil, aynı zamanda bir enerji merkezi olmayla ilgili hedeflerinin devam ettiğini belirten Yıldız, "Türkiye enerjiyle alakalı bütün kalemlerini bir barış gerekçesi olarak kullanacaktır" dedi. 

Dünya Ekonomik Forumu´nun ´Eşitsizliği Önlemeye Yönelik Yenilikçi Yollar´ başlıklı oturumunda konuşan Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç ise Türkiye´nin son 15 yılda ekonomik gelişme açısından aldığı yolda geleneksel aile yapısının önemine değinerek, "Aileler birbirine yardım ediyor. Genç nesil işe başladığında dahi, aileleri onlardan maddi desteğini çekmiyor" dedi.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de ´Büyümeyi Teşvik Edecek Etkin Piyasa Altyapısı´ konulu panelde yaptığı konuşmada, Türkiye´deki mali yapının iyi durumda olduğunu, daha mütevazı ama sürdürülebilir bir büyüme sağlandığını ifade etti. Türkiye´nin göreceli yüksek bir cari açığı olsa da bunun azaldığını hatırlatan Şimşek, artan enflasyonun da geçici sebepleri bulunduğunu dile getirdi.

Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci de ´Bölgesel Entegrasyon ve Ticaret´ konulu panelde katılımcılara hitap etti.

Dünya Ekonomik Forumu toplantısının kapanışında konuşan Başbakan Ahmet Davutoğlu, dünya finans mimarisinin miadını doldurduğunu; artık yeni bir mimara ihtiyaç olduğunu belirterek, "Avrupa´da yaşanan ekonomik kriz depremi ile Ortadoğu´da yaşanan siyasal deprem birbirinden ayrı değildir" dedi.

Avrupa´da yaşanan ekonomik kriz depremini Türkiye´nin krizi olarak gördüklerini belirten Davutoğlu, "Çünkü Türkiye´nin kaderi de Avrupa´nın, Avrupa Birliği´nin, Avrupa kıtasının kaderinden ayrıştırılamaz. Türkiye bir Avrupa ülkesidir. Avrupa tarihi, Türk tarihi ve arşivleri kullanılmadan anlaşılamaz. Türk tarihi de Avrupa geçmişi okunmadan doğru bir şekilde gelecek nesillere aktarılamaz" diye konuştu. Avrupa ekonomisi üzerindeki daralmanın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini aşmayı düşündüklerini bildiren Davutoğlu, bu konuda özgün, orijinal, bölgesel nitelikli formüller üretmeye çalıştıklarını dile getirdi.

Davutoğlu, ikinci büyük depremin ise 2011´den bu yana hala içinde bütün acılarıyla yaşadıkları, "Ortadoğu ve Akdeniz´in güneyindeki büyük insani trajedilere yol açan jeopolitik ve siyasi deprem" olduğunu ve bu ikisinin birbirinden ayrı olmadığını kaydederek, eşitlikçi yapıyı sarsan unsurların bölgesel krizlerin daha da derinden olmasına yol açtığını söyledi.

Davutoğlu, yüksek düzeyde yoğun siyasi iş birliğini karşılamak üzere Türk diplomasi tarihinde ilk defa kullandıkları bir tabiri geliştirdiklerini, Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyleri´ni ilk defa 2009 yılında Irak ve Suriye olmak üzere kurduklarını söyledi. Başbakan Davutoğlu, "İnsanımız ne kadar çok hareket ederse, girişimcimiz ne kadar çok ülkeye rahatlıkla gidebilirse, ekonomimiz o kadar katma değer üretir diye düşündük ve yeni bir vize politikası geliştirdik. Ben Dışişleri Bakanı olduğumda 42 ülkeyle vize muafiyeti vardı, bıraktığımda 72 ülke" diye konuştu.

´Sınırları ekonomik iş birliği ile aşmaya çalıştık´
Davutoğlu, aslında bundan 4 sene önce ülkeler arasındaki sınırları ekonomik iş birliğiyle aşmaya çalıştıklarını ve bunu da çok geniş bir alanda yaptıklarını dile getirerek, "Türkiye-Afganistan-Pakistan üçlü mekanizmasını başlattık. Hem bir barış projesi hem de üç ülke arasındaki ulaştırma ve diğer hatlara dönük ciddi bir açılım politikası takip ettik. Bunu birçok diğer bölgesel inisiyatiflerle çeşitlendirebiliriz. Bu bizim çevre bölgelerde istikrar kurucu ve ekonomik rant üretici kapasitemizi artırdı. Bölgesel kalkınmaya ivme kattı. Bizimle birlikte diğer ülkeler içinde. Eğer bugün Azerbaycan, TANAP projesi gibi Avrasya ölçekli ´Güney gaz koridoru´ çerçevesinde bir barışa öncülük yapacak bir kapasiteye ulaşmışsa bunda Türkiye, Azerbaycan ve Gürcistan arasında gerçekleşen bu bölgesel iş birliğinin büyük bir rolü var. Yine bunu takviye edecek şekilde geniş açılımlara yöneldik. Afrika´ya, Latin Amerika´ya açıldık. Baktık ki dünya ekonomisi daralıyor, Avrupa´daki geniş pazarımız ve ekonomik etki içerisine girdiğimiz Avrupa havzasında daralma var, Afrika´ya yöneldik" dedi.