EN

Başbakan Erdoğan Avrupalı Büyükelçilere Seslendi: ‘Artık AB’den Somut Adımlar Bekliyoruz’


Başbakan Erdoğan, Başbakanlık Resmi Konut’ta Avrupa Birliği ülkeleri büyükelçilerine akşam yemeği verdi. Yemekte bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, Türkiye’nin AB hedefinden uzaklaşmadığını ama bazı Avrupa ülkelerinin ve bazı liderlerin, birliği ortaya çıkaran siyasi cesaretten uzaklaştığını kaydetti.

Devamını Göster »
11 Şubat Pazartesi akşamı düzenlenen yemeğe, AB Bakanı Egemen Bağış´ın yanı sıra Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Feridun Sinirlioğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Mevlüt Çavuşoğlu, Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın ve diğer yetkililer katıldı.

Konuşmasında, Avrupa’da yükselen İslamofobiye ve ırkçılık akımlarına değinen Erdoğan, “Özellikle bazı Avrupalı liderlerin, seçim kazanmak uğruna ırkçılığı teşvik ettiklerini büyük bir endişeyle izliyoruz. Türkiye’nin AB’ye üyeliği, ırkçılık ve Medeniyetler Çatışması tezlerine karşı en etkili cevap olacaktır. Öngörülü Avrupa liderlerinin, Türkiye’nin üyeliğini özellikle bu bağlamda desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.

Türkiye’nin AB vizyonundan uzaklaşmadığının altını çizen Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Genişleme tarihinde bir ilk olan ve Türkiye’ye karşı saygısızlık olarak nitelediğimiz bu durumun devam etmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Siyasi blokajların kalkması halinde, Türkiye, 12 ayda 10 faslı, 18 ayda ise 15 faslı açabilecek durumdadır. Biz, Türkiye olarak, süreci yeniden hızlandırmak noktasında son derece kararlıyız. Ancak, asıl önemli olan, AB’nin bu iradeyi göstermesidir. Artık AB’den somut adımlar, somut kararlar bekliyoruz.”

Konuşmasında Suriye’de devam eden olaylara ve Filistin meselesine de değinen Erdoğan, AB’nin bu sorunların çözümü adına yaptığı katkıları artırması temennisini dile getirdi. “Türkiye sadece ekonomisiyle değil, artan yumuşak gücüyle de yükselen küresel güçlerden biri olan dünyaya 360 derecelik bir açıdan bakmaktadır” diyen Erdoğan, Asya ve Amerika ile kurulan stratejik ilişkilerin AB’nin alternatifi olmadığını vurguladı.


Başbakan Erdoğan’ın konuşmasının tamamı:

Saygıdeğer Büyükelçiler,

Değerli dostlarım…

Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği ülkelerinin Ankara’daki Büyükelçilerinin katılımıyla düzenlediğimiz ve artık geleneksel hale gelen bu buluşmada sizlerle birlikte olmaktan memnuniyet duyduğumu ifade ediyor ve hepinize hoş geldiniz diyorum.

Konuşmamın hemen başında, bugün Hatay ilimizdeki Cilvegözü Sınır Kapımızda meydana gelen bombalı araç saldırısında ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar diliyorum. Saldırının tüm yönleriyle aydınlatılmasına yönelik araştırmalarımız devam ediyor. Bu olay, hem terör, hem de Suriye’deki olaylar konusundaki hassasiyetimizin ne derece isabetli olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. Her iki konudaki kararlılığımızdan da en küçük bir taviz vermeyeceğimizin bilinmesini istiyorum.

Değerli dostlar...

Bu buluşmamızın, Türkiye Avrupa Birliği ilişkileri açısından hayırlara vesile olmasını yürekten temenni ediyorum. Bilindiği gibi Avrupa Ekonomik Topluluğu, AET, 1958 yılında kurulmuş, hemen ertesi yıl, 1959 yılında Türkiye Topluluğa üye olmak için başvuruda bulunmuştur. Aradan 54 yıl geçti… Bu 54 yıl içinde, Türkiye, kriterleri karşılamadığı gerekçesiyle hep kapıda bekletildi. Ekonomik olarak, siyasi olarak, demokratik olarak Türkiye’nin hazır olmadığı ifade edildi ve kriterleri karşılayabilmesi için reformlarını yapması istendi.

Bir kere biz şunu kabul ediyoruz… Evet, Türkiye, AET’ye üye olmak için başvuruda bulunduktan sadece 10 ay sonra bir askeri müdahaleye maruz kalmıştır. Sonrasında, 1971, 1980 ve 1997 yıllarında da Türkiye demokrasisi müdahalenin hedefi olmuştur. Bunun yanında, 1950’den itibaren, Türkiye çeşitli ekonomik krizler yaşamış, belli büyüme ve refah dönemlerinin ardından kazanımlarını ciddi şekilde kaybetmiştir. Son 30 yıldır devam eden bölücü terör de, Türkiye’de demokratikleşme adımlarını ciddi manada sekteye uğratmıştır. Ancak, kabul edilmelidir ki, bütün bu sorunlarda, iç dinamikler kadar, hatta onlardan ziyade dış dinamiklerin de etkisi vardır.

Biz geçtiğimiz 10 yıl boyunca, demokrasi ile güvenlik arasındaki hassas çizgiyi büyük bir dikkatle koruduk. Bir yandan terörle mücadele ederken, bir yandan demokratik reformları gerçekleştirirken, Avrupa Birliği tarafından da sürekli eleştirildik. Avrupa Birliği’nin, bizi reformlar ve uygulamalar konusunda kıyasıya eleştirirken, aynı zamanda terörle, terör örgütleriyle, teröristlerle arasına mesafe koymaması, hakkaniyetle asla izah edilemez. Bir yandan Türkiye’ye bu ağır bedeli ödeten teröre müsamaha gösterip, öbür yandan Türkiye’yi eleştirmek, kusura bakmayınız, çifte standarttır. Elbette burada, terörle samimi şekilde mücadele eden, bizimle her anlamda dayanışma içinde olan ülke ve liderlere şükranlarımı ifade ediyorum. Ama teröre karşı işbirliği ve dayanışmayı tüm Avrupa’da görmek, somut neticelerini müşahede etmek istediğimizi de burada bir kez daha tekrarlamakta fayda görüyorum.

Değerli dostlarım…

Avrupa Birliği ile ilgili duyduğumuz bir başka kaygının, hızla yükselen ırkçılık akımları ve eylemleri olduğunu da burada vurgulamak isterim. Özellikle bazı Avrupalı liderlerin, seçim kazanmak uğruna ırkçılığı teşvik ettiklerini büyük bir endişeyle izliyoruz. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği, ırkçılık ve Medeniyetler Çatışması tezlerine karşı en iyi, en etkili cevap olacaktır. Öngörülü Avrupa liderlerinin, Türkiye’nin üyeliğini özellikle bu bağlamda desteklemeleri gerektiğini düşünüyorum.

Bilindiği gibi, Türkiye’nin Avrupa Birliği hedefinden uzaklaştığına dair eleştiriler yapılıyor… Hayır, Türkiye Avrupa Birliği hedefinden hiç de uzaklaşmamıştır. Ama bazı Avrupa ülkeleri ve bazı liderler, Birliği ortaya çıkaran, şekillendiren siyasi cesaretten uzaklaşmıştır. 54 yıldır kapıda bekleyen Türkiye, daha önce hiçbir aday ülkenin tanık olmadığı bir müzakere süreciyle karşı karşıya kalmıştır. Kuralları, aktörleri, yapıları belli olan, kriterleriyle, izlenmesiyle, raporlarıyla teknik olması gereken müzakere süreci tamamen politize edilmiştir. Son 5 dönem başkanlığında, diğer bir deyişle 2,5 yıldır tek bir fasıl müzakereye açılamamıştır. Genişleme tarihinde bir ilk olan ve Türkiye’ye karşı saygısızlık olarak nitelediğimiz bu durumun devam etmesini kabul etmemiz mümkün değildir. Siyasi blokajların kalkması halinde, Türkiye, 12 ayda 10 faslı, 18 ayda ise 15 faslı açabilecek durumdadır.

Biz, Türkiye olarak, süreci yeniden hızlandırmak noktasında son derece kararlıyız. Ancak, asıl önemli olan, Avrupa Birliği tarafının bu iradeyi göstermesidir. Artık Avrupa Birliği’nden somut adımlar, somut kararlar bekliyoruz. AB´ye aday ülkeler arasında Schengen vizesi istenen tek ülke Türkiye´dir. AB Konseyi´nin vize muafiyeti görüşmeleri için Komisyona yetki vermesini müteakip, Türkiye de sözünde durarak Geri Kabul Anlaşmasını parafe etmiştir. Hassasiyetlerimizi dikkate alan ve tereddütlerimizi giderecek çözümler içeren bir yol haritası sunulduğu takdirde, Geri Kabul Anlaşmasını imzalayıp, onay sürecini başlatacağız.

Değerli Büyükelçiler…

Çok kısa olarak bazı bölgesel meselelere de burada değinmek arzusundayım… Bugün geldiğimiz noktada, Suriye’deki durum tam bir insanlık trajedisine dönüşmüştür. Olaylar başladığından bu yana, 60 binden fazla insan hayatını kaybetmiş, 600 binden fazlası komşu ülkelere sığınmış ve 2,5 milyon Suriye vatandaşı ülke içinde yerlerinden edilmiştir. Bugün, 175 binden fazlası barınma merkezlerinde, 70 bini aşkın bir bölümü ise değişik şehirlerimizde olmak üzere 250 bine yakın Suriyeli ülkemizde misafir durumundadır. Türkiye’de misafir ettiğimiz Suriye vatandaşlarına yönelik olarak ülke bütçesinden harcadığımız toplam meblağ 600 milyon doları geçmiştir. Uluslararası toplumdan giderek büyüyen bu insanlık trajedisi karşısında daha fazla sorumluluk almasını bekliyoruz. Gelinen noktada, halkının gözünde meşruiyetini tümüyle yitirmiş bulunan ve bölge için açık bir tehdit haline gelen Esed Yönetimi’nin hızla devreden çıkması ve barışçıl bir geçiş sürecinin önünün açılması gerekmektedir. Türkiye olarak bu yöndeki her türlü yapıcı çabayı desteklemeye devam edeceğiz.

Küresel vicdan ve adaleti en fazla ve en uzun süredir kanatan meselelerin başında Filistin meselesi geliyor. 29 Kasım’da Birleşmiş Milletler’de yapılan oylamada Filistin’in ezici bir çoğunlukla “üye olmayan gözlemci devlet” statüsünü kazanması önemli bir gelişmedir.
İsrail’e buradan bir kere daha bu tarihi süreci doğru tahlil etme ve Gazze’ye uyguladığı hukuk dışı abluka ile gayrimeşru yerleşim faaliyetlerine en kısa sürede son verme çağrımı yinelemek istiyorum. Avrupa Birliği’nin bu sorunun çözümüne ilişkin yapmakta olduğu katkıları bundan sonra da arttırarak sürdüreceğine dair inancımı da ayrıca paylaşmak istiyorum.

Değerli Dostlarım…

Bugün Türkiye, sadece ekonomisiyle değil, artan yumuşak gücüyle de yükselen küresel güçlerden biri olan dünyaya 360 derecelik bir açıdan bakmaktadır. Yükselen Asya ile stratejik ilişkiler kuruyoruz. Şangay İşbirliği Örgütü ile diyalog ortaklığı tesis ettik ve ASEAN ile kurumsal ilişkiler kurduk. Arap Ligi’nde gözlemci üye olmanın yanısıra, Hindistan ve Çin’le birlikte Afrika Birliği’nin üç stratejik ortağından biri olduk. Karayip Devletleri Birliği’ne gözlemci üye olduk, Amerika Devletleri Örgütü ve MERCOSUR’la diyalog ve işbirliği mekanizması tesis ettik. Bu ilişkileri Avrupa Birliği ile ortaklığımızın alternatifi olarak değil, bu stratejik ilişkiyi güçlendirici unsurlar olarak görüyoruz. 

2009-2010 yıllarındaki BM Güvenlik Konseyi geçici üyeliğimizin ardından, 2015-2016 döneminde yeniden adaylığımızı koyarak küresel vizyonumuzu bölgemizde ve ötesinde bir kez daha hayata geçirmek istiyoruz. Küresel siyasette ön planda yer almaya yönelik çabalarımıza ilâveten, Türk ekonomisinin itici gücü ve dinamizmi çerçevesinde çeşitli şehirlerimizi de dünyayı buluşturmayı hedefliyoruz. Bu çerçevede, 2020 yılında İzmir Dünya Sergisi’ne (EXPO), İstanbul ise Olimpiyatlara ev sahipliği yapmaya adaydır. Küresel barış ve istikrara katkıda bulunmaya yönelik tüm adaylıklarımıza desteğinizi beklediğimizi ayrıca ifade etmek istiyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken, 2013’ün Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir atılım yılı olmasını temenni ediyor, katıldığınız için sizlere teşekkür ediyor, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.