EN

6’ncı Büyükelçiler Konferansı geniş bir katılımla yapıldı


"Güçlü Demokrasi, Dinamik Ekonomi, Etkin Diplomasi" temasıyla düzenlenen konferans, Dışişleri Bakanı Davutoğlu´nun başkanlığında 13-19 Ocak tarihlerinde Ankara, Adana ve Mersin´de yapıldı. Konferansın Ankara ayağına Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor ile İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri İyad Madani de katıldı.

Devamını Göster »
Türkiye´nin yurtdışında görev yapan büyükelçilerinin katılımıyla her yıl düzenlenen Büyükelçiler Konferansı’nın 6’ncısı, "Güçlü Demokrasi, Dinamik Ekonomi, Etkin Diplomasi" temasıyla düzenlendi. Ankara’da başlayan program kapsamında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu başkanlığında dünyanın dört bir yanında görev yapan Türk büyükelçiler, ilk olarak Anıtkabir’i ziyaret etti.

‘Türkiye bir restorasyon sürecinde’
Konferans Anıtkabir ziyaretinin ardından Ankara JW Mariott Otel’de başladı. Konferansın açılışında büyükelçilere seslenen Davutoğulu, çok dinamik bir süreçten geçildiğini ve uluslararası sistemin yeniden şekillendiğini söyledi. Böyle dinamik bir konjonktürde, gelecekte rol almak iddiasındaki ülkelerin aynı dinamizm içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Davutoğlu, pasif bir tutumla bu dinamik süreci anlama ve tanımlamanın mümkün olmadığına dikkati çekti. Tanzimatın, Osmanlı Devleti’ni, Cumhuriyet’in ise Osmanlı Devleti sonrasını restore ettiğini belirten Davutoğlu, son 10 yıllık dönemde de Türkiye’de çok kapsamlı bir restorasyon sürecinden geçildiğini ifade etti.

İnsan onurunu gözardı eden hiçbir uluslararası sistemin ve siyasi düşüncenin kalıcı olamayacağına işaret eden Davutoğlu, Hz. Mevlana, Şeyh Edebali, Gazi Mustafa Kemal, Mahatma Gandi, Aliya İzzetbegoviç ve Nelson Mandela’nın hayatları ve sözlerinden örnekler vererek, hangi dilden, hangi kıtadan, hangi renkten, hangi inançtan olursa olsun, insan onuruna hitap eden bütün bu liderlerin herkesin ortak mirası olduğuna vurgu yaptı.

‘Etkin diplomasi, saygın diplomasidir’
Davutoğlu, Arap Baharı sonrası takip ettikleri politika nedeniyle kendilerine eleştirenlere seslenerek, "İnsan onuru eğer bütün siyasetin, düşüncenin ve sosyal hayatın temeliyse insan onuru adına Suriye´de keskin nişancılarla, toplarla, scud füzeleriyle, hava bombardımanıyla, kimyasal silahlarla yok edilmeye çalışılan bir halkın yanında durmak mı insanlık onuruna uygun ve daha saygın yoksa bu insanlık suçlarını işleyen rejimin yanında durmak mı?" ifadelerini kullandı.

Davutoğlu, kısa dönemde realist politikalar adına zulme boyun eğenlerin, orta dönemde mahcup olacaklarını belirterek, Bağımsız Bosna-Hersek ilk Cumhurbaşkanı Aliya İzzetbegoviç örneğine atıfta bulundu. İzzetbegoviç´in şanlı mücadelesini yürütürken, Türkiye´de bazı köşe yazarlarının, eski Yugoslavya Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç´le mülakat yapıp, İzzetbegoviç´i İslam radikalisti ilan ettiklerini hatırlatan Davutoğlu, "O köşe yazarları hala yazıyorlar ve hala bizi eleştiriyorlar ama açsınlar o yazdıkları yazıyı okusunlar, Miloseviç´in nerde olduğunu, Aliya´nın cenazesinin ise aynen Nelson Mandela gibi büyük bir ihtiramla kalktığını bir kez daha görsünler" dedi."Şimdi rasyonel diplomasi zamanı, doğrudur" diyen Davutoğlu, "Ama rasyonalizm adına insanlık onuruna sahip çıkmayan bir diplomasinin başarılı olmayacağını da bileceğiz. Etkin diplomasi, saygın diplomasidir" değerlendirmesinde bulundu.

‘700 bin Suriyeli kardeşimizi ağırlıyoruz’
Davutoğlu, Türkiye halkının mültecilere yönelik misafirperverliğine ilişkin olarak, "Burada da bu aziz milletin vefasına ve engin misafirperverliğine bir kez daha şükranlarımı iletmek istiyorum. Özellikle Hataylıların, Anteplilerin, Urfalıların, Kilislilerin, Maraşlıların, Adanalıların, bütün o mültecileri ağırlayan o aziz şehirlerin bütün hemşehrilerin ellerini sıkıyorum" dedi. Bugün Türkiye´nin insan hakları ve mülteciler konusunda bir destan yazmakta olduğunun altını çizen Davutoğlu, "700 bin Suriyeli kardeşimizi ağırlıyoruz, elhamdülillah herhangi bir yerden bu anlamda sosyal bir tepki gelmiyor" diye konuştu. 

6´ncı Büyükelçiler Konferasının ilk günü öğleden sonraki program kapsamında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Cemil Çiçek ile  Avrupa Birliği (AB) Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Mevlüt Çavuşoğlu büyükelçilere hitap etti. 

´Komisyon 2 faslı bir an önce açmalı´
Çavuşoğlu yaptığı konuşmada, Avrupa Komisyonu´nun, müzakerelere ivme kazandırılması gerektiğini ve özellikle 23. Fasıl (Yargı ve temel haklar) ile 24. Faslın (Adalet, özgürlük ve güvenlik) bir an önce müzakereye açılması gerektiğini vurguladığına değinerek bu 2 faslın Güney Kıbrıs’ın tek taraflı engellemeleri ile açılamadığının altını çizdi.

Türkiye-AB ilişkilerinde yaşanan en önemli gelişmenin vizesiz Avrupa´ya giden yolu açacak adımların atılması olduğunu kaydeden Çavuşoğlu, Türkiye´nin vize geri kabul anlaşmasıyla AB tarihinde bir ilk olan başarıya imza attığını söyledi.

Avrupa Bölgesinde yaşanan ekonomik krize değinen Çavuşoğlu, AB’nin mevcut krizlerden dolayı dağılacağı fikrine katılmadığını söyleyerek, "Avrupa her krizi fırsata çevirmiştir. AB’nin dağılmasını beklemek gerçekçi bir fikir olamaz. AB’nin mevcut bütünleşmesi hiçbir ülkenin sistemin dışında kalmasına izin vermez. AB, dağılmanın ağır bir siyasi faturasını ödemek yerine bu krizi aşacak. Kişi başına düşen gelirin en yüksek olduğu yer Avrupa’dır" diye konuştu.

Mevcut koşullar altında AB’nin krizden çıkış gündeminde iken Türkiye’nin tam üyeliği öncelikli konusu olmadığını aktaran Çavuşoğlu, "Krizin şekillendirdiği Avrupa’da Türkiye kendi yerini bulacaktır. AB krizden çıktıktan sonra daha esnek bütünleşmeyi tercih edeceği görülüyor. Bu durum Türkiye’nin katılım sürecini kolaylaştıracaktır “dedi. Daha güçlü bir demokrasinin ve daha etkin bir dış politikanın Türkiye´nin AB sürecinin başarıya ulaşmasının olmazsa olmazı olduğunu anlatan Çavuşoğlu, "Demokrasi topalsa ekonomi felçtir, ekonomi felçse diplomasi zaten ölmüştür" dedi.

6´ncı Büyükelçiler Konferansı, Dışişleri Bakanı Davutoğlu ve eşinin katılımcılar onuruna verdiği akşam yemeğinin ardından sona erdi. 

Program kapsamında salı günü ilk olarak Davutoğlu´nun ev sahipliğinde Türk diplomasisinin konsolosluk işleri ve insani boyutu çerçevesinde Somali´nin başkenti Mogadişu’da Türk Büyükelçiliği´ne yönelik terör saldırısında şehit düşen özel harekat polisinin yakınlarının ve bu saldırıda yaralanan polislerin, Almanya’da Nasyonalist Sosyalist Yeraltı (NSU) terör örgütünün saldırılarında hayatını kaybeden Türk vatandaşlarından Enver Şimşek’in kızının ve ona ilk yardım müdahalesinde bulunan Alman vatandaşı Andreas Heuler’in, geçen yıl yurt dışında kaçırılan ve Dışişleri Bakanlığı´nın da çabalarıyla serbest kalmaları sağlanan bazı vatandaşların ve Sırbistan’da trafik kazası geçiren TRT görevlilerinin davetli olduğu bir kahvaltı düzenlendi.

Kahvaltının ardından Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, çözüm sürecinde gelinen son nokta ve demokratikleşme paketindeki son gelişmeler konusunda bilgi vererek, büyükelçilerin sorularını yanıtladı.

Atalay´ın ardından Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler, program katılımcılarına hitap ederek Başbakan Yardımcılığına bağlı kuruluşların çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Türkiye´nin Afrika açılımına değinen İşler, "Türkiye olarak hiç kimse yokmuş gibi Afrika´da ve dünyanın her yerinde olmaya devam edeceğiz" dedi. TİKA´nın yurtdışı faaliyetlerini anlatan İşler, "Türkiye, TİKA aracılığıyla Adriyatik´ten Çin Denizi´ne kadar tarihimize sahip çıkmaktadır" diye konuştu. Türkiye´nin Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı sayesinde dünyanın dört bir yanındaki soydaşlarının yanında yer aldığını hatırlatan İşler, Diyanet İşleri Başkanlığı´nın ise yurtiçi ve yurtdışında doğru bir İslam algısı oluşturmak için faaliyetlerini sürdürdüğünü kaydetti. 

Oturumun ardından büyükelçiler, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün Çankaya Köşkü´nde düzenlediği öğle yemeğine katıldı. Gül yaptığı konuşmada, küresel ekonomideki kırılganlığın sürdüğüne dikkati çekerek,"Burada önemli olan, dışarıdan gelen dalgalara ilave, içeride yeni bir dalga, bizden kaynaklanan bir ekonomik problemin ortaya çıkmamasıdır. Buna hepimiz özen göstermeliyiz. Bu bağlamda son yaşadığımız gelişmelerden iş dünyasının demoralize edilmesinden büyük bir üzüntü duyuyorum" dedi.

´Ekonomi önemli bir yumuşak güç faktörü´
Ekonominin siyasi ilişkiler bakımından pozitif gündem oluşturan bir yumuşak güç faktörü olduğuna işaret eden Gül, büyükelçilere ekonomi alanında da önemli görevler düştüğünü söyledi. "Artık bir büyükelçinin tahlil, tavsiye ve temsil görevlerinin çok ötesinde yapacağı işler vardır. Sizin faaliyetlerinizi sadece siyasi ve jeopolitik konularla sınırlı tutamayız. Bu anlamda ekonomi diplomasisinin sizin önemli bir faaliyet alanınız olduğunu da bilmeniz gerekir" diyen Gül, büyükelçilerin bu alandaki çalışmalarının bazen siyasi çalışmalarının bile önüne geçebileceğini belirtti. 

Gül ayrıca, "Türkiye´nin içeride ve dışarıda tekrar pozitif gündemle yerini alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü Birinci Dünya Harbi´nin 100. yıl dönümü önümüzdeki yıllarda. Bu yıllarla ilgili, Türkiye´nin negatif şekilde birçok merkezlerde gündeme getirilme ihtimali vardır. Bütün bunlara hazırlıklı olabilmemiz için her şeyden önce Türkiye´nin tekrar içinin parlaması ve dışarıya ışık veren, daima pozitif mesaj veren bir ülke haline gelmesini süratle sağlamamız gerekmektedir. Bu döneme girerken Türkiye imajı parlak, demokratik hukuk düzeni güçlü, ekonomisi istikrarlı ve dostluğuna önem verilen bir ülke olmalıdır" diye konuştu.

Büyükelçilerle buluşan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise, büyükelçilerin 5 kıtada Türkiye´yi en üst düzeyde temsil ettiğini, çalışmalarının takdire değer olduğunu söyledi. Güçsüz hükümetlerin, yaşanan krizlerin Türkiye´nin itibarını düşürdüğünü anlatan Arınç, o dönemlerde Türkiye´nin diğer ülkelerle ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu gördüğünü ifade etti. Arınç, diplomatik ilişkiler rölantide sürerken, güçlü devlet ve güçlü ekonomi yapısına kavuşulmasıyla diğer ülkelerdeki Türkiye algısının üst düzeye çıktığını kaydetti.

Bunlara karşın özellikle Batı ülkelerinde sürekli basın özgürlüğüyle ilgili sorulara muhatap olduklarını belirten Arınç, "Onlar Türkiye´ye gelince biz onlarla görüşüyoruz ve görüştüğümüz zaman da ikna ettiğimizi düşünüyoruz. Ama onlar döndüklerinde gazetelerde farklı şeyler yazılıyor, farklı raporlar yayınlanıyor ve Türkiye adeta itham ediliyor" dedi.

Haziran ayındaki Gezi olaylarının etkisinin hala sürdüğünü belirten Arınç, “Gezi olayları sırasında CNN International gibi, Russia Today gibi Reuters gibi haber ajanslarıyla bazı ilişkilerimiz oldu. Çünkü hayret ettik. Savaş muhabirlerinin bir kaç gün öncesinden İstanbul´a gönderildiğini ve bazı ülkelere saatlerce canlı yayın yapıldığını gördük. Sonrasında mesela Kazlıçeşme mitinginde 1 milyon insan Sayın Başbakana destek için toplanmışken, hızını alamayan CNN International, hükümete tepki toplantısı diye bunu takdim edince foyaları meydana çıktı" dedi.

´Lütfen bizi bilgilendirin´
"Kendileriyle görüştük yaptıkları bazı yanlışları da kabul de ettiler. Bunu dış planda belki söylemiyorlar ama biz çok iyi biliyoruz" ifadesini kullanan Arınç, "Dolayısıyla bir kurgu eğer Türkiye´nin imajını yıkma, zedelemek ve bundan da bir fayda çıkarmak amacını gütmüşlerse, siz inanıyorum ki dış ülkelerdeki dostlarımız, büyükelçilerimiz bunun içinde yaşıyor da olabilirsiniz. Bu nedendir, ne yapılması gerekir, böyle bir algıya karşı bizim Türkiye´den yapmamız gereken nedir? Bizi bilgilendirin lütfen" dedi.

Toplantının basına kapalı bölümünde Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Kemal Öztürk, TRT Genel Müdürü İbrahim Şahin, Koordinatörümüz Cemalettin Haşimi ile Arınç´a bağlı diğer kurum ve kuruluşların yöneticileri, hizmetleri hakkında büyükelçileri bilgilendirdi.

‘Yeni hikayemiz anlatılmaya değer’
Başbakan Yardımcısı Arınç’la görüşmenin ardından Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın ile Koodinatörümüz Cemalettin Haşimi ‘Kamu Diplomasisi’ başlıklı oturumda konuştu. Türkiye’de çok boyutlu dış politika anlayışının benimsendiğini ve bu durumun Türk dış politikası için yeni olduğunu hatırlatan Kalın, “Dış politikamızı ilgili tüm kurumların eşgüdümünde uygulama anlayışını benimsemeliyiz” dedi. Türkiye’nin dış politika ölçeğinin büyüdüğüne değinen Kalın, kriz durumlarının artık Türkiye’nin ana konumunu zayıflatmadığını vurguladı. Kalın, “Türkiye’nin yeni hikâyesi anlatmaya değer” dedi.

Kalın’ın ardından söz alan Koordinatörümüz Haşimi, Büyükelçiler Konferanslarının Koordinatörlüğün yol haritasını belirlemesine yardımcı olduğunu belirterek, “Örneğin geçen sene Konferansın ana teması insani diplomasiydi. Biz bu temayı geçen bir yıllık süreçte faaliyetlerimize entegre ettik ve Türkiye’nin insani diplomasi anlayışının iç ve dış kamuoyunda gündeme gelmesini sağlamaya çalıştık” diye konuştu. Haşimi, “Başta insani yardım faaliyetlerimiz olmak üzere dış politika faaliyetlerimize ilişkin hikâyelerin görsel açıdan anlatılması konusundaki eksikliklerin giderilmesi gerekiyor” dedi. Haşimi, Koordinatörlüğün Türkiye’nin insani yardım faaliyetlerine ilişkin yapılan 4 belgesele katkı sunduğunu da kaydetti.

‘Kurumlar arası eşgüdüm şart’
Kamu diplomasisi alanında yürütülecek olan faaliyetlerde kurumlar arası koordinasyon ve eşgüdümün önemine değinen Haşimi, “Sahadaki kurum sayımız arttı, fakat kaynağı verimli kullanmamız için eşgüdüm sağlamamız şart. Yurtdışı faaliyetlerinin kurumlar arası eşgüdümle yapılması gerektiğine inanıyorum” diye konuştu.

Koordinatörlüğümüzün faaliyetliyetlerini özetleyen Haşimi, uluslararası katılımlı 19’u yurtdışında olmak üzere 31 toplantı yapıldığını belirterek, “Koordinatörlük olarak 65 farklı ülkeden 200’den fazla konuşmacı ağırladık” dedi. Gençlik programlarına da değinen Haşimi, “6 farklı ülkeden 100’e yakın genci Türkiye’de ağırladık ve Türkiye’yi ve kurumlarımızı yerinde tanımalarını sağladık. 24 farklı ülkeden öğrencilerin katılımı ile yaz okulu programı yaptık. Türkiye’den 8 üniversiteden 226 öğrenciyi Ankara’da ağırladık. Tüm bu programlarımıza toplamda 800’den fazla öğrenci katıldı” dedi.

14 Ocak programı kapsamında büyükelçiler son olarak Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci ile buluştu. Zeybekci, konuşmasında, büyükelçilik makamının, temsil makamı olduğunu ve büyük bir onur ve kimlikle yüklü olduğunu söyledi. Bakanlık görevinde 2 haftayı geride bıraktığını anımsatan Zeybekci, önceki görevlerinde olduğu gibi bu görevinde de özellikle yurt dışındaki çalışmalarında büyükelçiliklerle çalışma yürüttüklerini anlattı.

Ülkeler arasındaki menfaat ilişkilerinin kuvvetli olmasının sorun çıkma riskini azalttığını belirten Zeybekci, ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin bu anlamda çok önemli olduğunu söyledi.

´AB´den önce anlaşma imzalanacak´
"Başbakanımızın talimatıyla Japonya, Singapur ve Malezya ile çok hızlı bir şekilde serbest ticaret anlaşmaları imzalayacağız" diyen Zeybekci, Türkiye´nin Gümrük Birliği kapsamındaki serbest ticaret anlaşmaları sebebiyle üzüntü yaşadığını anımsattı. Zeybekci, "Biz şimdi sizlerin de destekleriyle katkılarıyla önden gideceğiz. Bunun en önemli örneklerinden bir tanesini de Japonya ile yapacağız. AB, Japonya ile şu anda serbest ticaret anlaşması görüşmelerine başladı. AB´nin o hantal yapısı içinde bunun en az 4 sene süreceğini tahmin ediyoruz. 1 Haziran itibarıyla resmen görüşmeler başlayacağız. İnşallah AB’den önce Japonya-Türkiye Serbest Ticaret Anlaşması imzalanmış olacak" diye konuştu.

‘Mezhep çatışmalarında kazanan olmayacaktır’
15 Ocak programı kapsamında büyükelçiler ilk olarak, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) Genel Sekreteri İyad Medeni ile görüştü. Teşkilatın yapısı ve işleyişine dair genel bir çerçeve çizen Medeni, daha sonra İİT´nin karşı karşıya olduğu kritik sorunlara değindi. Medeni, bu sorunlardan birincisinin, "farklılıklar ve şiddet" olduğuna işaret etti.

İslam dünyasının kendi içindeki farklılıklardan kaynaklanan şiddet olaylarından kimsenin kazancı olamayacağını vurgulayan Medeni, "Mezhepsel çatışmalarda kurban yine İslam dünyasıdır. Uzun vadede kazanan olmayacaktır" ifadelerini kullandı. Genel Sekreter Medeni, diğer sorunları ise ekonomi, kadın hakları, bilim ve teknolojideki gelişme düzeyi ve İslam dünyasında temel hakların sağlanması olarak sıraladı.

Teşkilatı üye ülkeler arasında daha görünür kılmanın önemine işaret eden Medeni, "Bütün üyeler başka kuruluşlara da üye. Her birinin bu kuruluşlarla ikili anlaşmaları var. Bizim yapmamız gereken de İİT´i de öncelikli kuruluşlardan biri haline getirmek" dedi. Türkiye´nin İİT´e katkılarına da değinen Medeni, Türkiye´nin üye olduğu tarihten itibaren Teşkilat´a katkısının her geçen gün arttığının altını çizdi.

Medeni, Myanmar´da her gün Müslümanların öldürüldüğüne dikkati çekerek, "Türkiye, (Myanmar´daki) Müslümanların sorunlarının duyurulmasında en güçlü ses olmuştur ve bu konuyu bir şekilde çözmek için elinden geleni yapmaktadır" dedi.
 
Büyükelçiler daha sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara Vilayetler Evi’nde onurlarına verdiği yemeğe katıldı. Yemekte büyükelçilere seslenen Erdoğan, kendilerine "Mısır ile neden bu kadar ilgilisiniz, Filistin ile neden bu kadar ilgilisiniz? Suriye, Irak, Afganistan, Balkanlar, Somali, Myanmar ile neden bu kadar alakadarsınız" diye soranlara "Tersi mümkün mü" diye sormak gerektiğini ifade etti.

‘Gizli bir ajandamız yok’
“Risk var diyerek dış politikasında tedirgin ve ürkek davranan ekonomisini büyütemez, refahı arttıramaz, demokrasiyi ileri standartlara kavuşturamaz, en önemlisi de insanlığa ve barışa katkı sunamaz” diyen Erdoğan, “En yakınımızdan en uzağa kadar cesur, aktif, girişken dış politika anlayışını sürdürmek zorundayız. Kim ne derse desin, kim hangi kulpu takarsa taksın büyük bir ülkenin onurlu büyükelçileri olarak ülkeyi ve milleti layıkıyla temsil etmek zorundayız. Biz bir kasaba devleti değiliz. Dış politikada bizim saklımız ve gizlimiz yok. Neysek oyuz. Gizli niyetlerle, gizli ajandalarla değil ilkelerle hareket eden bir ülkeyiz. Temsil edildiğimiz her ülke şunu çok iyi bilmelidir, dostun dostuyuz ve herkes de bizim dostluğumuzdan emin olsun. Şu anda hangi ülkeyle ilgileniyorsak yeryüzünde hangi meseleyle ilgileniyorsak tamamen ilkelerimizle hareket ediyoruz. Dostluk, kardeşlik ve barış ekseninde adımlar atıyor, sadece ve sadece vicdan ve adaletten yana tavır belirliyoruz. Bunun dışında hiçbir niyetimiz yok, gayemiz ve hedefimiz yok" diye konuştu.

‘Gelecek hafta Brüksel’e gidiyoruz’
Büyükelçilerden, İngilizce ve diğer dillerde yurt dışına yapılan sistemli bilgilendirmelerin birer dezenformasyon olduğunu, itibar edilmemesi gerektiğini özellikle vurgulamalarını isteyen Erdoğan, kendilerinin zaten çeşitli vesile ve vasıtalarla bu bilgilendirmeleri yapacağını, ancak asıl yük ve sorumluluğun hiç kuşkusuz tek tek büyükelçilerin omuzlarında olduğunu aktardı. Erdoğan, "Önümüzdeki hafta başında Brüksel´e yapacağımız ziyaret bu manada son derece önemli. Türkiye´nin AB katılım müzakerelerini ele alacağımız, inşallah da sürece ivme kazandıracağımız bu ziyaret, aynı zamanda Türkiye´de yaşanan hadiselerin de doğru şekilde birinci elden aktarılacağı bir resmi ziyaret olacaktır" dedi.

‘KDK, Türkiye’nin hikâyesini anlatıyor’
Dış politika hayata geçirilirken değişik kurum ve kuruluşlar arasında etkin bir eşgüdümün gerekliliğine vurgu yapan Erdoğan, "Zira son yıllarda Dışişleri Bakanlığımızın daha etkin diploması yürütmesinde yardımcı olmak için önemli kurumsal atılımlar gerçekleştirdik. Bugün Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA), sadece Afrika´da 7 program ofisiyle 37 ülkeye yönelik faaliyet gösteriyor. Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, uluslararası öğrenci çalışmaları, sivil toplum kuruluşlarının kapasitelerinin arttırılması noktasında büyük çaba sarf ediyor. Kültürel diplomasi alanında Yunus Emre Türk Kültür Merkezleri giderek artan sayıda temsilcilikle yaygın bir ağa kavuşuyor. Kamu diplomasisi bu noktada koordinatörlük olarak Türkiye´nin özgün ve başarılı hikâyesini hem iç kamuoyumuza, hem de uluslararası kamuoyunda anlatmaya çalışıyor. Dünyanın en hızlı büyüyen havayolu şirketi konumundaki Türk Hava Yolları, ülke tanıtımımızda önemli bir işlev görüyor” diye konuştu.

Anadolu Ajansı ve TRT’nin faaliyetlerine de değinen Erdoğan, “Uluslararası ağlarıyla Türkiye´nin dünyaya ulaşan sesi haline geldiler. Bu başarılarımızın verdiği güçle içeride ve dışarıda kronik sorunlarımızı çözmüş şekilde geleceğe güvenle bakan, çalışan, üreten, güvenlik içinde bir Türkiye´ye 2023 yılında inşallah ulaşmış olacağız. Sizler de bu yolda köklü tarihimizden aldığınız gücü, sağlam hariciye geleneğimizle harmanlayarak dış politikamızı yeni ufuklara başarıyla taşıyacaksınız" dedi.

Büyükelçilere tek tek teşekkür ettiğini belirten Başbakan Erdoğan, son kararnameyle yeni görev yerlerine atanan büyükelçiler ve personele başarı diledi. Toplantıya Dışişleri Bakanı  Davutoğlu, AB Bakanı Çavuşoğlu ve bazı milletvekilleri de katıldı.

‘Türkiye’nin AB üyesi olmasını bekliyorum’
Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor da Büyükelçiler Konferansı´nın üçüncü gününde, dünyanın birçok ülkesinden gelen Türk büyükelçilere hitap etti. Avrupa´nın geleceğiyle ilgili değerlendirmelerini aktaran Pahor, "Ülkeniz ben doğmadan AB´ye başvurmuş, demek ki gerekli vakit geçmiş. Bunu kibarlıktan dolayı söylemiyorum. 2005 yılında Avrupa Parlamentosu üyesi iken de Türkiye´nin AB yaklaşımını net bir şekilde destekledim. O dönemde Orta Avrupa´dan birinin Türkiye´nin AB üyesi olacağını söylemesini kimse beklemezdi. Bir yıl öncesinden Berlin Duvarı´nın yıkılışını kim öngörebilirdi? Türkiye´nin ve Batı Balkanlar´ın AB´ye üye olmasını bekliyorum ama bu hemen gerçekleşmeyecek" diye konuştu.

Avrupa Anayasası girişiminin 2006´da başarısızlığa uğramasından sonra AB´nin yeni bir anayasaya ihtiyacı olduğunu kaydeden Pahor, bunu yaparken üye devletler arasındaki farklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtti. Yeni anayasa süreci devam ederken genişlemenin de devam etmesi gerektiğini vurgulayan Pahor, "Genişlemenin yanında derinleşmenin de devam etmesi gerekiyor. Nüfus ve ekonomi gibi faktörlere bakıldığında Türkiye gibi bir ülkenin de burada yer alması gerekiyor" dedi.
 
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ise konferansta yaptığı konuşmada küresel ekonomideki gelişmeler hakkında bilgi verdi. Türkiye´nin sağlam kamu maliyesi ve bankacılık sisteminin küresel krizden en az etkilenmesini sağladığını belirten Babacan, "Türkiye´deki siyasi istikrar, doğruları uygulama konusundaki güçlü siyasi irade de bizi ayırt eden unsurlardan oldu. Pek çok Avrupa ülkesinde kriz döneminde siyasi istikrarın sağlanamaması, doğruları gördükleri halde yapamamalarını beraberinde getirdi. Oysa biz, çok şükür en kritik dönemlerde dahi zor kararları aldık, yürüdük" dedi.

‘Güven ve istikrarı korumalıyız’
2007-2018 yılları arasında Türkiye ekonomisinin kümülatif olarak yüzde 48 büyümesinin beklendiğini belirten Babacan, ABD için aynı rakamın yüzde 23, AB için ise yüzde 5 olduğunu dile getirdi. Ekonomide en önemli faktörlerin güven ve istikrar olduğunu ifade eden Babacan, "Güven ve istikrar temelini sağlam tutmazsanız üzerine inşa ettiğiniz her şey kolaylıkla sarsılabiliyor. Bu sebepledir ki bu güven ve istikrar ortamının kıymetini hep beraber bilmek zorundayız" diye konuştu. 2014-2016 dönemini kapsayan Orta Vadeli Programı (OVP) açıkladıklarını anımsatan Babacan, gelecek 3 yılın en önemli hedefinin cari açığı azaltmak olduğunu söyledi.

Büyükelçiler, konferansın üçüncü günü son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile biraraya geldi. Yıldız, yaptığı konuşmada, ekonomik açıdan "Türkiye´nin bir kriz ortamına hazırlandığı" şeklinde bir tablo çizildiğine işaret ederek, Türkiye´nin son bir ayda yaşadığı kayba dikkati çekti. Türkiye´nin nükleer güç santralleriyle yaptığı anlaşmalara ilişkin bilgiler veren Yıldız, "Uluslararası arenada ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı´nın denetimine tabii bütün ülkelerde bu anlaşmalar vardır. Ama zekâ böyle bir şey, buradan da bir kriz çıkartmasını becerebiliyor. Neymiş, Türkiye özellikle İran gibi nükleer yakıtın, uranyumun zenginleştirilmesiyle alakalı oraya bir madde koymuş. Peki, biz bundan önce hangi ülkelerle bu anlaşmayı yapmışız, 1-2-3 anlaşmasını? Güney Kore, Kanada, Arjantin, Rusya, ABD, Fransa ile yapmışız. Hepsinde benzer bir madde var. 10 yıllardan bu yana Türkiye, herhangi bir ülkeyle nükleer müzakere yapacaksa önce barışçıl amaçlarla kullanılmasına dönük anlaşmaları yapar. Şu ana kadar herhangi bir kriz de çıkmadı. Şu ana kadar nükleer yakıtla alakalı zenginleştirme riskini Türkiye´de görmediler. Ama birden bire Türkiye´nin uranyumu zenginleştirilmesiyle alakalı bir nokta oluştu. Bunun genel konjonktürle son derece alakalı olduğunu söylemem lazım” dedi.

Türkiye´nin 2023 hedeflerine ulaşacaksa bunun en büyük girdisinin enerjide olacağını vurgulayan Yıldız, bu çerçevede, yerli kaynakları ve enerjiye ilişkin sınırları geliştirmeye çalıştıklarını, Kuzey Irak´la ilgili tartışmaların da bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

‘İki bakanlık işbirliği yapmalı’
Büyükelçiler Konferansı 16 Ocak programı kapsamında İçişleri Bakanı Efkan Ala büyükelçilere sesledi. Bakan Ala yaptığı konuşmada, içinde bulunulan zamanın, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarının hem ulusal, hem uluslararası hedefleri gerçekleştirme bakımından ciddi bir işbirliğini zorunlu kıldığını söyledi. Ala, meselelerin dünya ölçeğinde ele alınmak zorunda kalınırken diğer taraftan büyük meselelerin mahalli ölçekte her bir bireyi doğrudan ilgilendirir hale geldiğini bildirdi. Ala, bu yüzden, sorunların önemli bir kısmını "Bu bizi ilgilendirmez, bu dünyanın sorunudur" ya da "Kimseyi ilgilendirmez, bizim mahalli sorunumuzdur" deme lüksünden artık yararlanılamayacağını kaydetti.

Bu bakımdan Dışişleri ve İçişleri Bakanlığının Türkiye´nin hedeflerini gerçekleştirmek için birlikte etkin bir işbirliği yaparak kendilerine düşen görevleri ifa etmek zorunda olduğunu vurgulayan Ala, bunun millet için yüklendikleri sorumluluk gereği zorunluluk haline geldiğini kaydetti. "Türkiye´yi ne ilgilendiriyor ise, Türkiye´nin ihtiyacı ne ise, bunun tamamının sorumluluğu dışarıda büyükelçiler olarak sizin, içeride de valilerindir" diyen Ala, bu iki görevin istisnai görevler olduğunu kaydetti.

Ala, "Sizlere düşen, sizlerden beklediğimiz husus birinci derecede, bizim ne yapmak istediğimizi, nasıl bir Türkiye, demokrasi inşa etmek istediğimizi yurt dışında bizleri dikkatle izleyen, gelişmekte olan, az gelişmiş ya da gelişmiş ülkelerde çeşitli kesimlere olduğu gibi anlatmaktır. Dezenformasyonlara meydan vermeden, yanlış bilgilendirmelere fırsat vermeden bizim Türkiye´de olup biteni, Türkiye´nin kendisine koyduğu hedefleri çok objektif, doğru biçimde oralarda anlatmaktır, oralardaki yansımaları da bize aktarmaktır" dedi. İç ve dış kamuoyu önemsediklerini anlatan Ala, kara propagandalara fırsat verilmemesi gerektiğine işaret etti. 

‘Demokratikleşme dinamik bir süreç’
Bakan Ala’nın ardından Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da büyükelçilere seslendi. Türkiye’nin son yıllarda her alanda olduğu gibi hukukun üstünlüğü insan hakları, demokrasi alanında da büyük gelişmeler yaşadığını ifade eden Bozdağ, demokratikleşmenin dinamik bir süreç olduğunu ve çalışmaların süreceğini belirtti. Demokratikleşme adına yargı alanında son 10 yılda yapılan düzenlemeleri paylaşan Bozdağ, Türkiye´de işkence ve kötü muamele konusunda bir ihbar ve şikâyet yaşanmamasının gelinen noktanın göstergelerinden olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan´ın 30 Eylül 2013´de açıkladığı demokratikleşme paketine ilişkin de bilgi veren Bozdağ, temel konulardan birinin seçim barajı olduğunu, diğer siyasi partilerin, yüzde 10 barajını eleştirmesine karşın, bu konudaki tekliflerine hala cevap vermediğini kaydetti. Türkiye´nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde (AİHM) en çok şikâyet edilen ikinci ülke konumundayken beşinci sıraya indiğini de anlatan Bozdağ, bu başarının yeterli olmadığını alınacak önemli mesafeler olduğunu ifade etti.

´11 yılda 161 milyar liralık yatırım´
Program kapsamında Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan da bakanlığının çalışmaları ve projeler hakkında büyükelçilere bilgi verdi. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı olarak son 11 yılda 161 milyar liralık yatırım yaptıklarını anlatan Elvan, bu yatırımların 100 milyar lirasının karayolu, 30 milyar lirasının demiryolu 20 milyar lirasının da haberleşme sektöründe yapılan yatırımlar olduğunu söyledi. Elvan, bu süreçte denizyolu sektörüne 2,6, havayolu sektöründe ise 8,8 milyar liralık yatırım gerçekleştirdiklerini bildirdi.

Türk müteahhitlerin Türkiye´de Bakanlığın yatırımlarından elde ettikleri deneyimi yurt dışında da kullanır hale geldiğini anlatan Elvan, bir çok ülkede özellikle havalimanı, liman karayolu olmak üzere büyük projeler üstlendiklerini dile getirdi.

Siber güvenlik konusunda da büyükelçilere bilgi veren Elvan, "Siber güvenlik sınırlarımızın güvenliği kadar önemli olan bir alan. Eğitimden, sağlığa, enerjiye kadar her alanda otomasyona gidildiği görülüyor. Bu anlamda işletmelerimizin güvenliğini, geleceğini garanti altına alınması için gerekli siber güvenlik alt yapısı kuruldu. Siber güvenlik alt yapısını daha da güçlendirmek için çalışmalarımız devam ediyor. Şu anda Mecliste yasa tasarısı görüşülen bir yasa tasarısı var" dedi.

Elvan´ın ardından Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven, büyükelçilere hitap etti. Program, basına kapalı gerçekleşti.

Bakan Çelik´le Adana´da buluşma
6´ncı Büyükelçiler Konferansı kapsamında Ankara programını tamamlayan büyükelçiler Adana´ya geçti. Programın Adana ayağı kapsamında büyükelçiler, ilk olarak Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik´le akşam yemeğinde biraraya geldi. Dışişleri Bakanı Davutoğlu ile birlikte büyükelçilere seslenen Çelik, Türkiye´nin ülke içinde, bölgesel düzeyde ve küresel ölçekte sağlam bir zemin üzerinde ortak bir gelecek inşa etme vizyonunu gerçekleştirmesinde büyükelçilerin katkısı bulunduğunu ifade etti. Dünyada değişen düzenle birlikte vizyonların da değiştiğini belirten Çelik,´´Büyükelçilerimizi, dünyanın her tarafında bir büyükelçi olmasının çok ötesinde Türkiye´yi temsil eden birer kanaat önderi, birer iş adamı, sanatçı, kültür adamı ve turizmci gibi vazifeler icra etmesi ve mesai kavramı gözetmeden çalışması çok belirgin sonuçlar doğurmaktadır´´ dedi.

KDK yeni imkanlar sunuyor
Çelik, zihniyetteki ve vizyondaki değişimle beraber dış politikanın güçlendirilmesi amacıyla son yıllarda kurulan Yunus Emre Enstitüsü, Yurt Dışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü (KDK), Türk İş Birliği ve Koordinasyon Ajansı gibi kurumların, yeni imkanlar sunduğunu belirtti. Yeni diplomasi anlayışının devletlerin "Süper kahraman" olmadıkları bir dönemi işaret ettiğini aktaran Çelik, değişen diplomasiyle birlikte devletlerin de uluslararası sistem içerisinde rollerini yeninden tanımladığını aktardı.

Çelik, eskiden beri var olan kültürel ilişkilerin, diplomaside daha çok ön plana çıktığına dikkati çekerek, "Kültürün siyaseti belirleme iddiası daha da güçlenmiştir. Bilimin, sanatın, mimarinin, müziğin ortak miras olarak eskiye nazaran daha çok kullanıldığı bu dönemde, devletler kültürel öğeler aracılığıyla dış politikalarına yeni alanlar, yeni kulvarlar açabilmektedir. Çok eski zamanlardan beri devletlerin dış politika aracı olmuş kültürel faaliyetler, propaganda aracı olarak kullanıldığı Soğuk Savaş döneminde bloklar arasında temasın sağlanmasında önemli rol üstlenmiştir" diye konuştu. Çelik, kültür varlığı kaçakçılığının önlenmesinde ve kaçırılan eserlerin geri kazanılmasında katkısı bulunan büyükelçilere teşekkür ederek, 2013 yılında 28 eserin Türkiye´ye iade edildiğini bildirdi.

´Mersin´in ciddi bir potansiyeli var´
Program kapsamında büyükelçiler Adana temaslarının ardından Mersin´e geçti. Mersin´de büyükelçilere hitap eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mersin´in Kürt, Türk, Sünni ve Alevisiyle toplumun bir yansıması olarak bugünkü sosyo kültürel yapıyı aktardığını belirterek, Mersin´i anlatmak için doğrudan denizi anlatmak ve Tarsus´u unutmamak gerektiğini dile getirdi. Davutoğlu, Tarsus´un, bütün Ortadoğu´nun erdeminin doğuya-batıya doğru yürürken bir anda durak yaparak büyük bir kültürel dönüşüme zemin olduğunu belirtti.Mersin´in Avrasya´yı Afrika´ya, Karadeniz´i Akdeniz ve Süveyş´e bağlayan bir liman olarak hayal etmek gerektiğini kaydeden Davutoğlu, kentin bu anlamda çok ciddi bir potansiyeli olduğunu ifade etti.

Yerelden ulusala, bölgesele ve küresele olan her adımı planlamak gerektiğinin önemine değinen Davutoğlu, "Türkiye´nin küresel bir aktör olmasını benimsemişseniz, geri adım atmayacaksınız. Bugün Türkiye ile ilgili algı operasyonu yapmaya çalışanlar, aslında Türkiye´nin ortaya koyduğu küresel vizyondan rahatsız olanlardır" diye konuştu.

Bakan Davutoglu, Mersin´de gazetecilerin sorularını yanıtladı. Suriye´ye ilişkin bir soru üzerine Davutoğlu, "Suriye rejimi Dışişleri Bakanı Muallim, Ban Ki-Mun´a yazdığı cevabi mektupta katılacaklarını ancak gündemin terörizm olacağını iletti. Bu, Suriye ile ilgili Cenevre´de alınan temel prensip kararlarına aykırı. Aslında bu ´katılmayacağım´ demektir" dedi. Davutoğlu ayrıca, ´´Dikkat ederseniz, Suriye muhalefetini terörle itham edenler, şu an büyük bir ikilem içindedir. Önce Suriye rejimi karadan saldırıya cesaret edemediği için Suriye muhalefet mevzilerini bombalıyor ve sivil halk Halep´te, Rakka´da. O bombalama sonrasında da o yerlere IŞiD unsurları giriyor. Yani hala Suriye muhalefetini terörle özdeşleştirmeye çalışanların bu tablodan gerekli dersi almaları lazım. Maalesef tabii bu gelişmeler Türkiye için de güvenlik riski ihtiva etmesi dolayısıyla takip ediyoruz" diye konuştu.