EN

Forumun Gündeminde Öne Çıkanlar


İstanbul Küresel Forumunda iki gün boyunca, “Adalet” kavramı her boyutuyla derinlemesine tartışıldı. 24 ayrı oturumda; bakanlardan sanatçılara, dini liderlerden iş dünyasının temsilcilerine kadar tüm konuşmacılar, kendi alanlarındaki adalet arayışını dile getirdi. 

Devamını Göster »
Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın

İstanbul Küresel Forumunun açılışında konuşan Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın; adaletin, sosyal ve siyasi alandan önce insanın kendi nefsinde, kendi özünde başladığının altını çizdi. “Adaletin olmadığı siyasi ve sosyal düzende insanın izzet ve şerefinin korunması, insan onuruna yakışır bir hayat düzeninin inşa ve idame ettirilmesi mümkün değildir” diyen Kalın, forumun, küreselleşen, küçülen ve giderek karmaşık hale gelen dünyada aklın, vicdanın sesini yükseltmeyi amaçladığını söyledi.

“Arapça´daki kök anlamı itibarıyla adalet, her şeyin yerli yerinde, olması, herşeyin hakkının teslim edilmesi manasına gelir” diyen Kalın, şunları kaydetti: “Bu geniş anlamıyla adalet, bütün varlıklar arasında var olan hakkaniyet, ahenk, ölçü ve uyumluluk halini ifade eder. Adaletli olmak, insana evrene ve yaratıcıya olan hakkını teslim etmektir. Nitekim ilahi isimlerden olan “El-Adl” yaratıcın varlık alemindeki her şeyi, belli bir ölçüye ve ilkeye göre yaratması, ve ardından sevk ve idare etmesi anlamına gelmektedir. Adaletin zıttı olan zulüm ise yerli yerinde olması gereken her şeyin altüst olması. Hakkın gasp edilmesi varlık düzeninin ifsata uğraması sebebidir.”


SETA Başkanı Taha Özhan

SETA Başkanı Taha Özhan da açılışta yaptığı konuşmada, yaklaşık bir yıl önce forumla ilgili ilk toplantıda katılımcıların İstanbul Küresel Forumu´nun ilk temasının “Adalet” teması olması üzerinde birleştiğini belirtti. Özhan, “Bunun elbette bugün yaşadığımız birçok sorunla doğrudan alakası vardır. Bütün dünyayı kucaklamış bir ´adalet´ sisteminin hiç bir zaman var olduğunu söylemek mümkün değildir” diye konuştu.

Güç ve işgal ile kurulan düzenlemelerin her bölgede adaletsizliklere yol açtığını belirten Özhan, “Tunus´taki isyan ateşi Mısır´a ulaştığında, Mısır, Tunus değil demişlerdi. Mısır´ın isyan ateşi Libya´ya ulaştığında, Libya Mısır veya Tunus değil demişlerdi. Libya´nın ateşi Suriye´ye ulaştığında Suriye ne Libya ne Mısır ne de Tunus değil demişlerdi. Bundan sonra bu cümleleri kullanan herkes Mısır´da, Tunus´ta, Libya´da yaşanan Adalet düşüncesini açıklamak zorundadır” diye konuştu.

Özhan, bugün halkını katletmeye devam eden Suriye Baas rejiminin sadece halkıyla değil, adalet ve vicdan ile savaşmaya devam ettiğini kaydederek, İsrail´in de Filistin topraklarında işgali sürdürmesinin mümkün olmadığını belirtti.


Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu

Moderatörlüğünü Guardian gazetesi yazarı David Hearst’ün yaptığı “Dünya Siyasetinde Türkiye ve Adalet Meselesi” başlıklı oturumda Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil el Arabi, Eski Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Haris Siladziç, BM Filistin Özel Raportörü Richard Falk ve El Cezire’nin eski genel müdürü Vadah Hanfar ile bir araya geldi. 

Mükemmel normları hayata geçirecek etkin bir sistem yoksa bunların bir işe yaramayacağını söyleyerek konuşmasına başlayan Davutoğlu, küresel düzende adaletin siyasi açıdan kilit kavramının katılım olduğunu vurguladı. Davutoğlu, “Karar alma süreçlerine adil katılım sağlanmalıdır. Eğer BM uluslararası toplumu temsil ediyorsa, BM siteminde farklı ulusların seslerini duyurabileceği ve bunların kararlara yansıyacağı bir karar alma süreci olmalıdır” diye konuştu.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, dünyadaki son ekonomik krizin, en etkin ekonomik sistemin bile dev bir krizle karşı karşıya kalabileceğini gösterdiğini belirterek, dünyada üretim ile dağılım arasında bir denge sağlanması gerektiğini, Türkiye´nin bu yöndeki tüm çabaları desteklediğini kaydetti.

Dünyada yeni bir küresel kültürel düzene de ihtiyaç olduğunu belirten Davutoğlu, “Artık 19. yüzyılın Avrupa merkezli kültürü geçerli değil. Farklı kültürlere yeni bir yaklaşıma, coğrafi merkezci olmayan ve önyargısız yeni bir yaklaşıma ihtiyaç var” ifadesini kullandı.

Dünyada bazı çevrelerin bir nefret kültürü yaratmaya çalıştığını belirten Davutoğlu, Hz. Muhammed´e hakaret içeren filmi hatırlattı. İslamofobi ve yabancı düşmanlığı yayan çevreleri eleştiren Davutoğlu, “Küresel kültürel düzen için bugün bence temel ortak kavram içericilik kavramıdır. Küresel dünyada içerici olmalıyız, dışlayıcı değil” dedi.

Türkiye´nin mevcut sınırlara saygı duyan ama yeni bir Orta Doğu istediğini belirten Davutoğlu, “Berlin duvarı gibi değil, komşulara açık kapılar olan sınırlar istiyoruz. İnsanların, malların, sermayenin ve fikirlerin serbestçe dolaşacağı bir Orta Doğu istiyoruz” diye konuştu.
Davutoğlu, “İsrail´in Filistinliler´e baskı kurduğu, topraklarını işgal altında tuttuğu, Filistinliler´in bir kasabadan diğerine kontrol noktasından geçmeden gidemediği bir Orta Doğu´da adaletten söz edilebilir mi? Orta Doğu´da adaleti temin edemiyorsanız, küresel sahnede adaleti nasıl temin edeceksiniz?” diye sordu.

Orta Doğu´nun herkes için büyük bir sınav olduğunu kaydeden Davutoğlu, Türkiye´nin Arap Baharı sürecinde “tarihin doğru tarafında” yer aldığını vurguladı. Davutoğlu şunları söyledi:
“Tunus devriminin ilk gününden itibaren açık, net bir konum aldık. Tarihin doğru tarafındayız. Demokrasinin, şeffaflığın yanındayız. Yolsuzluğa karşı, bütün etnik ve mezhep gruplarına eşit vatandaşlığın yanındayız. Tunus´ta Yasemin Devrimi´nde, Tahrir´de, Bingazi´de, Yemen´de ve bugün de Suriye´de aynı konumdayız. Bizim için Suriye´de bir Hıristiyan ile Müslüman, bir Sünni ile Alevi arasında, Arap, Türkmen veya Kürt arasında fark yok. Hepsi eşit, hepsi kardeşlerimiz. Biz Beşar Esed’e ideolojisi veya mezhebi yüzünden değil, izlediği zulüm politikasından dolayı karşıyız.”

“Sıfır sorun” kavramıyla amacının “Türkiye´nin düşmanlarla çevrili olduğu” anlayışını sarsmak, değiştirmek olduğunu belirten Davutoğlu, “Etrafımızdaki bütün ülkeler dostlarımızdı. Arap Baharı fırsatlar, imkanlar ve riskler getirdi. Kuzey Afrika´da pek çok insan şu anda Türkiye´yle ilişkilerini dinamik bir şekilde olumlu yönde tartışıyor. Büyük fırsatlar var” dedi.

Türkiye´nin bölgesinde izlediği politikayla “yumuşak güç” kullandığını belirten Davutoğlu, sözlerini şöyle tamamladı: “Sert güce ihtiyaç duyacağımız anlar da olur. Biri bize saldırırsa, Akçakale’de olduğu gibi sivil vatandaşlarımızı öldürürse, karşılığını veririz. Mümkün olan her şeyi yaparız, BM Güvenlik Konseyi´nin adaletine rağmen, Suriye’deki zulmü görmeyen kör insanlara rağmen, Suriye halkının yanında olacağız, oradaki zulmün kurbanı kardeşlerimizi desteklemek için mümkün olan her şeyi yapacağız. Açık politikamız bu.”


Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil El Arabi

Katıldığı oturum sonrasında Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını yanıtlayan El Arabi, Suriye krizinin ‘çok zor bir süreçten geçtiğini’ ifade etti ve BM-Arap Birliği Suriye Özel Temsilcisi El-Ahdar el-İbrahimi’nin kendi görevini tanımlarken Suriye konusunda “imkansıza yakın” ifadesini kullandığını belirtti.

Suriye yönetiminin, çözümden yana adım atmadığını iddia eden El Arabi, “Krizin çözümünün zorluğu, iki temel sorundan kaynaklanıyor. Birincisi; Suriye yönetimi krizin çözümündeki tavrını değiştirmiyor. Yönetim askeri yollarla çıkış yolu arıyor. Buna bir son verecek mi? Hayır. İkincisi; yönetim uluslararası barışın sağlanması için üzerine düşen görevi yerine getirmiyor” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye´nin Arap ülkeleri ve halkları tarafından saygı gördüğünü ifade eden Arabi, “Türkiye´nin bu bölgede çok önemli bir rolü var, Türkiye Arap ülkelerinin sorunları ve meseleleriyle yakından ilgileniyor ve bu ülkeler tarafından kabul görüyor” diye konuştu.


Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Sladziç

“Dünya Siyasetinde Türkiye ve Adalet Meselesi” başlıklı oturuma Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Arap Ligi Genel Sekreteri Nebil el Arabi, BM Filistin Özel Raportörü Richard Falk ve El Cezire’nin eski genel müdürü Vadah Hanfar ile birlikte katılan Eski Bosna-Hersek Cumhurbaşkanı Sladziç, meselelerin adalet açısından ele alınmasının önemine değindi.

“Dünyamızda adalet hala güçlünündür ve güç doğruyu belirliyor” diyerek eleştiride bulunan Sladziç, büyük ve güçlü olanın geleceğe yatırım yapmak için zayıfın kültürüne, kimliğine ve dinine saygı duyması gerektiğini söyledi. Eski Bosna - Hersek Cumhurbaşkanı, “Eğer zayıfın saygınlığını alırsanız artık hiçbir şeyi kalmaz ve sorunlarla karşılaşmaya başlarsınız çünkü zayıf, kimliği için savaşacaktır” diye konuştu. Adaletin medeniyet ile mümkün olabileceğine vurgu yapan eski Cumhurbaşkanı, adaletsizliğin ve ayrıştırmanın olduğu dünyanın medeniyetten uzak olduğunu aktardı. 

Sladziç,”Suriye´de her gün neredeyse onlarca kişi hayatını kaybederken ve binlercesi ülkesini terk etmek zorunda kalmışken adalet nerede? Bosna savaşında, nüfusun yarısı ülkeyi terk etmek zorunda bırakıldı, yüz binlercesi soykırımla öldürüldü ve bunlar uluslararası mahkemelerce kabul edildi, Bosna için adalet neredeydi?” diye sordu. Sladziç, “Türkiye´nin Suriye için yaptıklarının herkes için gurur verici ve ben Türkiye ile gurur duyuyorum, Türkiye´nin Suriye´ye yaptıkları bir tarihtir. Bazıları diğerleri için bir şeyler yapıyor, bu yeni bir ahlaki düzendir” dedi.


Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ

“Kuzey Afrika ve Adil Gelecek” başlıklı oturumda bir konuşma yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, adil bir gelecek kurulmak isteniyorsa, orada hakların ve hukukların teminat altına alınması gerektiğinin altını çizdi. “İnsanların, insan olması nedeniyle sahip olduğu hakları hiç bir ülke yönetiminin tartışmaması lazım” diyen Bozdağ, “´Eğer Kuzey Afrika´da adil bir gelecek kurulacaksa, o zaman hürriyetler ve haklar konusunda yapılması gereken neyse o adımların atılması, insanların neler talep ettiğine iyi bakılması lazım” diye konuştu.

Konuşmasında Suriye meselesine de değinen Bozdağ şunları kaydetti: “Esed´in, her halukarda Suriye´den gideceğini düşünüyorum. Ama bu bir zaman meselesi. Esed´in bu kadar kandan ve gözyaşından sonra orada rahat etme şansı kalmamıştır diye düşünüyorum.”


Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç

“İslamofobi” konulu oturuma katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ise şöyle konuştu: “Adalet teması üzerine kurulu bu forumda, bu konudaki adalet isteği ve beklentisi kendini daha çok hissettirecektir. İnsanların kutsal saydıkları, ne olursa olsun, hangi din mensubu olursa olsun, hangi inanç grubuna sahip olursa olsun, kutsallarına saygı göstermek, onların kişi haklarına da saygı göstermekle eş anlama gelir.”

İslamofobinin; İslam karşıtlığı, İslam düşmanlığı ve menfi bir söylem olduğunun altını çizen Arınç, “bunu belki diğer dinler için de söylemek mümkün çünkü korkuyu, nefreti başka dinler için de kullanabilecek insanlar ve grupların çıkabilir” dedi. 

“Hem ırkçılık hem yabancı düşmanlığı hem de İslamofobi, bugünün en müzmin hastalıklarındandır” diye konuşan Arınç, İslam´a karşı bir düşmanlık, onu küçültücü, bütün suçların işlendiği adeta bir maden gibi göstermek gayreti olduğuna dikkat çekti.


Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz

“Sürdürülebilir Kalkınma” başlıklı oturumda konuşan Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, kalkınmanın ekonomik büyümeden, kişi başı gelir artışından ibaret bir kavram olarak ele alınmasının, çok sınırlı bir bakış açısı getireceğini ifade etti. “En az ekonomik büyüme kadar önemli olan, bu büyümenin nasıl sağlandığı ve büyüme sonucunda büyümenin nimetlerinin topluma nasıl dağıldığıdır” diyen Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dördüncü boyut diyebileceğimiz, temel haklar, hukuk devleti ve demokrasi boyutu var. Bana göre bu boyut ilave edilmeden tam anlamıyla sürdürülebilir, kuşatıcı bir kalkınma kavramını oturtamayız.”

“Küresel krizde daha fazla sorumluluk hissetmemiz gereken bir döneme giriyoruz” diyen Yılmaz, tartışmaya özel sektörün de çok ciddi bir şekilde müdahil olması gerektiğini ifade etti. 


Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış

“Yirmici Yüzyılla Hesaplaşmak ve Adil Bir Gelecek” başlıklı oturuma katılan Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Suriye´de kendi halkını bombalayan, kendi insanlarına zulmeden anlayışa karşı Türkiye´nin yalnız kalmaması gerektiğini belirterek, “Bu değerleri paylaşanların ortak sesle hareket etmesi gerekir” dedi.

Bağış, Türkiye´nin bölgede oynadığı rolün artık herkes tarafından kabul edilen bir gerçek olduğunu belirtti. Türkiye´nin kültüründe ve İslam dininde adaletin önemine vurgu yapan Bağış, “Madem ki biz adaletin mülkün temeli olduğunu söyleyen bir anlayışın mensuplarıyız, madem ki bizim ilahi emirlerimizde; ‘Muhakkak Allah adaleti, iyiliği, yakınlara yardım yapmayı emreder, hayasızlığı, fenalığı yasaklar’ anlayışı var, o zaman bizim bu adalet konusunun üzerine daha fazla eğilmemiz lazım” diye konuştu.

Dünyada yaşanan tezatlara da dikkati çeken Bağış, “Şu anda dünyada kilo kaybetmek için harcanan, diyet ve spor programlarına harcanan fonlarla, bu dünyanın bütün açlarını rahatlıkla doyurabileceğimiz gerçeğiyle karşı karşıyayken, insanlığın içinde düştüğü durum çok düşündürücüdür” dedi.

Bağış, İstanbul´un coğrafi güzelliği kadar, farklı kültürel zenginlikleriyle de dünyanın “en adil” şehirlerinden biri olduğunu aktararak,şunları kaydetti: “Bu şehirde, dünyanın farklı şehirlerinde baskılar yaşanırken, camiler, kiliseler, havralar insanlığa birlikte huzur vermişlerdir. Bu şehirde, devirler açılmış, devirler kapanmıştır. Bu şehirde, bütün bu gelişmeler yaşanırken de insanların gerçekten dilediğince yaşayabilmesi için hoşgörünün çok güzel örnekleri yaşanmıştır. O yüzden İstanbul´u ben çok adil bir şehir olarak görüyorum. Sonuçta iki kıta üzerine bile adil bir şekilde yerleştirilmiş muazzam bir şehir.”


Maliye Bakanı Mehmet Şimşek

“Adalet ve Ekonomi” başlıklı oturuma katılan Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, temel çözümün “büyüme” olduğunu ifade etti ve “İstihdam olmadan, kalıcı bir toplumsal adalet sağlayamayız. O nedenle rekabeti artırmamız lazım. Rekabet gücünü artırmamız lazım” diye konuştu. 

“Büyük çıkar gruplarına değil, toplumun tüm kesimine yönelik rekabetçi bir ekonomi ve şeffaf bir sistem oluşturmamız lazım” diyen Şimşek, bir taraftan toplumu daha adil hale getirirken, bir taraftan da büyümeden vazgeçilmemesi gerektiğinin altını çizdi.

Mehmet Şimşek Türkiye’nin, uluslararası bir kuruluşun dünyada oluşturduğu yolsuzluk algı endeksinde 2002 yılında sondan 37´inci olduğunu, ancak 2011´de 183 ülke arasında 61´inci sıraya geldiğini ifade etti ve “Birçok Avrupa ülkesini geride bıraktık” diye ekledi.

Bakan Şimşek ayrıca Türkiye’nin 2007 yılında kişi başına milli gelirinin ABD´nin yüzde 28´i Avro Bölgesi´nin yüzde 40,5´i olduğuna değinerek, “Şimdi ABD´nin yüzde 36´sına Avro Bölgesi´nin de yüzde 52´sine ulaştık. Türkiye dünyayla arayı kapatıyor” diyerek bu konuda gelinen noktayı özetledi.


İngiltere Ticaret ve Yatırım Bakanı Lord Stephen Green

İngiltere Ticaret ve Yatırım Bakanı Lord Stephen Green ise yine “Adalet ve Ekonomi” başlıklı oturumda yaptığı konuşmada, kapitalizmin, Avrupa´da olsun dünyada olsun, günümüzün sosyal gelişmelerine karşılık veremediğini söyledi. Stephen Green, küresel ekonomik krizden özellikle finans sektörünün nasıl düzenlenmesi gerektiğine ilişkin çok fazla ders aldıklarını ifade ett ve krizden 4 yıl sonra bile dünya bu sorunlardan bazılarıyla hala mücadele etmek durumunda bulunduğuna dikkat çekti. Green, sistemi istikrara kavuşturmak, daha geliştirmek ve ekonomiye fayda sağlamak için uluslararası anlaşmalara ihtiyaç olduğunu dile getirdi.


Eski Pakistan Başbakanı Şevket Aziz

“Adalet ve Ekonomi” oturumun bir diğer konuşmacısı olan Eski Pakistan Başbakanı Şevket Aziz, mali sektörü aktif hale getirmek gerektiğinin altının çizdi ve “esas büyüme motoru bankacılık sistemidir” dedi.

Şevket Aziz sunumunda küresel ekonominin çok zor bir dönemden geçtiğine işaret ederek standartların yaklaşımların çözümde işe yaramayacağını söyledi. Bugün büyük ve birbirine entegre bir pazardan ve çok daha bir arada hareket eden bir dünya ekonomisinden bahsedildiğine değinen Aziz, “Tüm ülkelere şöyle bir tavsiyede bulunmak isterim. Ekonominizi liberalleştirmelisiniz. Bugün hiçbir ülke tam olarak liberalleştiğini söyleyemez. İkincisi özelleştirme. Hükümetler işlerin içinde olmamalı. Başarılı olmak isteyen hükümetler özel sektörün büyümesine elverişli bir ortam yaratmak durumundadır” diye konuştu.


TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner

Aynı oturumda yer alan TÜSİAD Başkanı Ümit Boyner ise “Ne kadar uzun süreceğini bilmesek de, dünya bugünkü ekonomik krizi bir şekilde aşacaktır” dedi ve şekillenecek yeni ekonominin eşitlik, adalet ve güven unsurlarının verimlilik, üretkenlik ve karlılık unsurlarının yanına eşdeğer şekilde yerleştirmesi gerektiğinin altını çizdi.

Boyner, Profesör Dani Rodrik´in meşhur trilemmasına göre, küreselleşme, egemenlik ve demokrasinin bir arada götürülmesinin mümkün olmadığını söyledi. Adalet duygusunun en önemli bileşkeninin eşitlik olduğunu ve bu ortamda üzerinde dikkatle durulması gerektiğini aktaran Boyner, eşitsizliğin arttığı ülkelerde büyümenin toparlanmasının giderek artan sayıda çalışmayla ortaya konulduğunu ifade etti.


İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu

“Uluslararası Sistem ve Adalet” başlıklı oturuma katılan İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, konuşmasında eskisi gibi Atlantik merkezli güç dengesinin söz konusu olmadığını söyledi ve şunları kaydetti: “Güç, doğuya, Asya´ya kaydı. Yeni bir gerçeklik var. Yeni gerçeklik, G-8 değil, G-20. ´G-20 içinde Müslüman ülkeler var. G-20´nin giderek daha fazla İİT üyesi Müslüman ülkelerin hakim olduğu bir örgüt haline geleceğini düşünüyoruz. Artık, figürasyon, yapı, düzen farklı. Dolayısıyla yeni bir gündem ortaya koymak lazım. Yeni yapının daha kapsayıcı olması lazım.”

Uluslararası sistemin, günün gerçeklerini yansıtabilmesi gerektiğini belirten İhsanoğlu, yeni dünya düzeninin üç ana ilkeye dayanması gerektiğini belirtti. İhsanoğlu, “Yeni sistem geniş bir insan güvenliği vizyonuna dayanmalı, geniş bir insan hakları vizyonu olmalı, hukukun üstünlüğü olmalı. Adil, istikrarlı, çoğulcu bir sistem ancak bu şekilde tesis edilebilir” dedi.


AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik


“Arap uyanışı ve Bölgesel Düzen” başlıklı oturuma katılan Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik konuşmasında, bölgesel değişimin yapısal boyutunu değerlendirdi. 

AK Parti açısından, bölgede yeni bir düzenin oluşacağını, Tunus´taki değişimle değil, daha önce gördüklerini anlatan Çelik, “Bizim açımızdan Arap devriminin başlangıç noktası Hamas´ın seçimle iş başına gelmesidir. Biz o zaman batıya anlatmaya çalıştık” dedi.

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Başbakanımız o zaman seçimlere girmesine izin verilen siyasi hareketin, seçimleri kazandıktan sonra engellenmesinin temel demokratik değerlere ne kadar aykırı olduğunu anlattı. Bir direniş örgütünün silah bırakarak seçimler yoluyla, bir siyaset, bir inisiyatif üretmesi bizim açımızdan bütün gelişmelerin habercisiydi. Bu zihniyet düzeyinde bambaşka gelişmeleri tetikledi. 1300 yıldır İslam dünyasında kabul gören içtihat, her zaman için düzenden yana, otoriteden yana bir tavırdı. Gazali´den sonra içtihat kapısı kapanmıştı. Bundan sonra artık sivil alanla koruyabildiklerini koruyacaklardı. Otoriteden yana fetvalarla hayatlarını sürdüreceklerdi. Kişiler düzeyinde içtihat kapanmışken İslam dünyasında yeni bir müçtehit çıktı ve bütün içtihatları ortadan kaldırdı. Bunun adı Tahrir Meydanı.”

Bu içtihadın, arkasında alimleri de sürükleyerek yepyeni bir zihniyet değişimine yol açtığını anlatan Çelik, kadınların ve genç insanların öncülük ittiği bu devrimin, alimleri de yeni bir bakış açısına zorladığını kaydetti. Çelik, adaletten ve haktan yana İslam düşüncesinin evrilmesine yönelik bu değişimin, başlı başına bir paradigma değişikliği olduğunu, bunun tanımladıkları siyasi değişikliklerin tamamından daha büyük olduğunu vurguladı.

Çelik, “İslam dünyasındaki hareketler ataerkil hareketlerdi. Pederşahi hareketlerdi. Arap devrimi ile ilk defa kadınların ve gençlerin ön safta yer aldığı yepyeni bir eylemlilikle karşı karşıya kaldık. Bu da başlı başına bir devrimdir” dedi. 


Orhan Gencebay

Ünlü besteci ve ses sanatçısı Orhan Gencebay, sinema eleştirmeni İhsan Kabil, yönetmen İsmail Güneş, Sırp yazar ve şair Vladislav Bajac ve İranlı yönetmen Macid Macidi ile “Sanatın Adaleti” başlıklı oturumda bir araya geldi.

Sözlerine “Öyle bir ortamımız vardı ki o dönemlerde, günde 40-50 kişi ölüyor, yaralanıyor ve mağdur oluyordu. Böyle bir ortamda dayanamadım, ‘Batsın bu dünya’ bestesini yaptım. Bu, ülkemin ağıtıdır” diyerek başlayan Gencebay, besteci ve icracı olduğunu ifade etti ve ne söylemek isterse besteleriyle söylediğini kaydetti.

Sanatçıların birçoğunun yapmış olduğu çalışmaların elle tutulmaz, gözle görülmez olduğuna dikkati çeken Gencebay, şunları kaydetti: “Sanatla adaletin birbirine ne kadar yakın ve birbirleriyle bağlantılı olduğunu biliyorum. Tarih boyunca her zaman öyle şeyler yaşanmış ki, her zaman adalet aranmış. Maalesef bazı insanlar ve ülkeler yalnız kendi refahları için başka ülkelerin haklarını gasp etmek istemişler. Bunu yaparken insanlığın temel prensipleri olan iyilik, doğruluk, güzellik, barış ve paylaşmayı hiç önemsememişler. Sanat ise iyiliği, doğruluğu, güzelliği insana hitap eden ve yaradanın yaratmış olduğu tüm güzellikleri korumaya yönelik söylemlerdedir. İyi insan, kendisine yakıştırmadığını başkasına da yakıştırmaz.”


Kudüs ve Filistin Müftüsü Muhammed Hüseyin

“Din ve Barış” konulu oturuma katılan Kudüs ve Filistin Müftüsü Muhammed Hüseyin konuşmasına, “Hazreti İbrahim´in defnedildiği topraklardan sesleniyorum. Hazreti İsa’nın doğup büyüdüğü, yetiştirildiği, Hazreti Muhammed’in göç ettiği topraklardan sesleniyorum. Barışın yıllardır gerçekleştiğini göremediğimiz topraklardan sesleniyorum” diye başladı. Hüseyin, Hazreti İbrahim’in barış ve insanlık adına iyilikler yaptığını belirterek, “Tüm dinler aynı şeyi üretir. Kardeşliği, iyiliği vurgularlar” dedi.

Kilise ve caminin eşit değere sahip olduğunu belirten Hüseyin, Kudüs´te caminin olması, Müslümanlar’ın da ibadet etmesinin önemli olduğunu kaydetti. Hüseyin, kısa bir süre önce bir manastırın saldırıya uğradığını ifade ederek, gidip manastırdakilere destek olduklarını, kutsal ibadet alanlarına saldıranları, camilere yönelik yapılan saldırıları kınadıkları gibi kınadıklarını anlattı.

Kutsal topraklarda, dinlerin beşiği olsa dahi 1948´den beri büyük katliamların yaşandığına dikkati çeken Hüseyin, ´´Bu topraklarda barış eksiktir. Dünya bu konuda harekete geçmemektedir. Dünya İsrailli işgalcilerin hareketlerini göz ardı etmektedir. İsrailli işgalciler bu topraklarda adaletsizliğe neden olmaktadırlar. Hazreti İbrahim, kardeşiliğin, barışın tesiri yönünde bir mesajdır. Tüm dünyanın ortak paydası budur. Adalet, iyilik ve barış mesajı vermiştir. Eğer barışı, bu şekilde uygulayabilirseniz insanlık adaletten nasibini alır´´ diye konuştu.


İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman

Aynı oturumda konuşan İslam Hukuku Profesörü Hayrettin Karaman da din adamalarının önemine değinerek, “Adaleti gerçekleştirmek için din ne şekilde katkı sunar? Din kendini hangi araçla ifade ediyor? Etkisini neyle ortaya koyuyor? Bana göre bunun cevabı din yöneticileridir. Din kendini temsilcileri vasıtasıyla ifade ediyor. Din adamları isterseniz savaş, barış, kapitalizm çıkarırlar” dedi.

Şiddetin, savaşın, adaletsizliğin sebebinin egoizm olduğunu, dini egoizmin de bulunduğunu ifade eden Karaman, “Dünya da benim dinim olsun. Benim dinimden olanlar dünyaya egemen olsun, dediğimiz zaman dini egoizm olur. Dini egoizm meşrulaştırıldığında, ne barış ne de adalet olur” dedi.


Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu

“Din ve Özgürlük” başlıklı bir diğer din konulu oturumda konuşan Eski Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, adaletin toplumsal ve küresel huzuru sağladığını söyledi. İnsan fıtratının, adalet üzerine olduğunun bilinmesi gerektiğini ifade eden Bardakoğlu, hem toplumsal huzur hem de bireysel huzur açısından özgürlüklerin avantajları olduğu kadar riskleri de olduğunu belirtti. 

Bardakoğlu, şöyle devam etti: “İslam dininin ana metinleri Kuran-ı Kerim ve Peygamber efendimizin sünneti, özgürlükten ziyade adalete vurgu yapar. Özgürlükler dini metinlerde hiç geçmez ama sorumluluklar geçer. Adalet ve sorumluluk vurgusu, İslam dininin metinlerinde bellidir. İslam dini adalet çağrısı yapmış bir dindir. Adaletin kendisi de insanın fıtratındadır. Adalet duygusu insanın en temelinde yer alır. Dinin ana metinlerindeki adalet duygusu hepimiz içindir. Bu çağrı, devleti yönetenlerden en küçük aile birimini yönetenlere kadar, güçlü olan ya da karar veren herkese, bir genel çağrı ve sorumluluk hatırlatmasıdır. Hatta bütün dinlerin metinlerinde ahlak öğretilerinde aynı çizgileri görürsünüz. Din ve özgürlük arasında ise belli bir çatışma kaçınılmazdır.”


Endonezya Muhammediye hareketinin lideri Din Şemsuddin

Bardakoğlu ile aynı oturumda konuşan Endonezya´nın Muhammediye hareketinin lideri Din Şemsuddin, İslam´da Allah´ın insanlara özgürlük verdiğini ancak din ve özgürlüğün her zaman çatıştığını da düşünmemek gerektiğini ifade etti. 

Şemsuddin, “Özgürlük aslında dinin insan hayatındaki rolünü de artırabilir. Bir taraftan din özellikle güçlü motivasyonuyla insanların özgürlüğe ulaşmasını da sağlayabilir. Özgürlüğü insanlar bir kez kazandığı zaman bu durum, daha iyiye götüren bir araç olarak görülebilir. Birçok insan için de değerler ve maneviyat önemlidir” dedi.

Hz. Muhammed´e hakaret içeren filme de değinen Şemsuddin, şöyle konuştu: “BM’nin küfre karşı bir söylem geliştirmesi gerekiyor. Farklı dinlerden olan insanlar aynı etik kuralları paylaşıyor olabilir. İslam dini, Hristiyanlık ve Musevilik hepsi İbrahimi dinlerdir ve aynı kökenden gelir. Bir taraftan farklılıkları aynılaştırmaya çalışmak doğru bir yaklaşım değil. Ama bir taraftan da aynı olan noktalarımızı da farklılaştırmamız gerekiyor. Ortak düşmanımızı belirleyelim. Farklı dinlerden olan insanlar değildir düşmanımız. Ama yoksulluk, eğitimsizlik, adaletsizlik ortak düşmanlarımızdır. Ortak düşmanlarımızı tanıyıp adaleti dünyada sağlayalım.”


Kudüs Ortodoks Kilisesi Patriği Theofilos III

Aynı panelde yer alan Kudüs Ortodoks Kilisesi Patriği Theofilos III, konuşmasında Hazreti Ömer’in Kudüs’ü hiç kan dökülmeden fethettiğini, Hıristiyanlar’a eşit ve adil bir şekilde davrandığını, Kudüs’ten gitmek isteyenlerin ayrıldığını, kalanların da yaşamına devam ettiğini anlattı.

Theofilos, Ömer’in Müslüman olmayanlara ayrıcalıklar tanıdığını, din özgürlüğünden söz ettiğini belirterek, şunları kaydetti: “Hazreti Ömer’i ahdi bir çok açıdan önemlidir. Bu belge kısa olsa da, yasal olarak iyi düzenlenmiş bir metindir. Hiçbir ihtilaflı yola mahal bırakmamaktadır. Selahattin de Kudüs´te, sonrada kutsal topraklarda aynı ilkeler doğrultusunda hareket etmiştir. Bu ahitten çıkan kalıcı değerler bugün hala önemlidir. Bu bölgenin yaşamakta olduğu tecrübeler dikkate alındığında buradaki topluluklar aynı eşsiz kültürü sürdürmektedirler. Yönetim biçimindeki beklenmedik değişiklikler, belirsizlikleri de beraberinde getirmiştir. Birçok kişi evlerini, topraklarını terk etmek zorunda kalmıştır. Ömer´in ahdi Kudüs´te Hıristiyanlar için, tüm topluluklar için kılavuz olmaya devam etmektedir. Modern dünyada yeniden değerlendirilmesi gerekir. Din ve özgürlük arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamamıza vesile olacaktır.”


Tunus Ennahda Partisi´nin kurucu üyesi Abdülfettah Muru

"Arap Uyanışının Yansımaları" oturumunda konuşan Tunus Ennahda Partisi´nin kurucu üyesi Abdülfettah Muru, bu kadar büyük bir foruma ilk kez katıldığını ifade etti. Tunus´ta gerçekleşen değişimin kültür ve kurumlar içinde bir boşluğu yansıttığını ifade eden Muru, daha fazla diyaloğun gerektiğini ve bu sayede daha fazla kurumların kurulması gerektiğini kaydetti. Muru, şöyle devam etti: “Biz 50 yıl boyunca her türlü kültür, düşünce ve kurumların serbestçe kullanılmadığı dönemden geçtik. Kurumlar halkın elindeki kaynakları ellerinde bulunduruyordu. Hiçbir şekilde gerçek bilgi halka aktarılamıyordu. Dolayısıyla birçok kurum diktatörlüğün elindeydi. Aslında bu kurumlar yöneticilerin ellerinde oynanan bir oyunun parçasıydılar. Halbuki şimdiki yönetim daha güçlü kurumlar oluşturmaya çalışıyor.”

“Halk artık hapishanelerde zincirlere vurulmuş olarak yaşamak istemiyor” diyen Mourou, değişimin yapılabilmesi için kurumların değişmesi gerektiğini ifade etti.


Suriye Kürt Ulusal Konseyi Başkanı Abdülhakim Beşşar

Suriye Kürt Ulusal Konseyi (SUKUK) Başkanı Abdülhakim Beşşar, “Geçiş Sürecinde Suriye” başlıklı oturumun ardından Anadolu Ajansı muhabirinin sorularını yanıtladı. Suriye´de büyük bir trajedinin yaşandığını ifade eden Beşşar, yönetimin sistemli bir şekilde katliam yaptığını, olaylarda şu ana kadar 30 binden fazla insanın öldüğünü, yüz binlerce insanın ise yaralı ve kayıp olduğunu söyledi.

Suriye muhalefetinin, rejimin hala ayakta kalmasından sorumlu olduğunu öne süren Beşşar, “Ülkede yaşanan onca katliama rağmen, neden hala bazı gruplar Esed’i destekliyor. Bunun en büyük sebebi muhalefetin bu grupları tatmin edecek bir güvence ve taleplerini karşılayabilecek bir teklif sunamamasıdır” dedi. 

Suriye’deki Kürt halkının da en doğal haklara sahip olmak için mücadele verdiğini ifade eden Beşşar, şöyle konuştu: “Öncelikle devrimin ne amaçla yapılmaya çalışıldığı iyi anlaşılmalı. Bizler yeni bir Suriye istiyoruz. Kürtler Suriye´nin en kalabalık etnik grubu olarak bu yeni Suriye´de diğer vatandaşlarla eşit haklara ve herkes gibi ülkenin geleceğinde söz hakkına sahip olmalı. Tüm gruplara eşit davranılmalı.”