EN

Türk-Yunan İlişkileri Eliamep’te Masaya Yatırıldı


Koordinatörlüğümüzün ülke faaliyetleri kapsamında Atina’da “Türk–Yunan İlişkileri: Bugünkü Durum ve Gelecek Perspektifi” konulu bir program gerçekleştirdi. 7-8 Ekim 2010 tarihlerinde, Yunanistan’ın seçkin düşünce kuruluşlarından “The Hellenic Foundation for European and Foreign Policy” (ELIAMEP) ile birlikte düzenlenen programda, iki ülke ilişkileri konunun uzmanları tarafından çeşitli boyutları ile ele alındı.

İki günlük programa Türkiye tarafından Ak Parti Milletvekili Ömer Çelik, KDK adına Koordinatörümüz İbrahim Kalın ve direktörlerimizden Barbaros Akçakaya; Tarık Oğuzlu, Fuat Aksu, Elçin Macar, Ayşe Karabat ve Hristos Teazis katıldı. Katılımcılar ELIAMEP’teki programın yanısıra, resmi temaslarda bulundular ve Yunan gazetecilerle bir araya geldiler.
 


Devamını Göster »
BASIN YANSIMALARI

Anadolu Ajansı
7-8-9-10.10.2010

(Haber7, Hürriyet, Turkish Greek News, Haber.be (Belçika) adlı yayın kuruluşları, Anadolu Ajansı kaynaklı olarak aynı haberi kullanmıştır.)

Ömer Çelik, Yunan Bakanla Görüştü

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Ömer Çelik, ”Türk-Yunan ilişkilerinin sorunlara mahkum edilmemesi gerektiğini” söyledi.

Çelik ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı’nın (ELİAMEP), başkent Atina’da düzenlediği ”Türk-Yunan İlişkileri: Bugünkü Durum-Gelecek Perspektifi” konulu panele katılımları sonrasında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dimitri Druças ile biraraya geldi.

Görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yapan Çelik, Atina’daki temasları, Türk-Yunan ilişkilerinin durumu ile geleceğine ilişkin vizyon hakkında değerlendirmelerde bulundu.

”Druças ile çok güzel siyasi bir sohbet yapıldığını” söyleyen Çelik, ”Biz bugünkü tüm görüşmelerden çok memnunuz. Sayın Bakan ile yaptığımız görüşme de gerçekten tüm görüşmeleri taçlandırdı” dedi.

Çelik, ”Aramızda sorunlar var. Herkesin detayına kadar ezbere bildiği sorunlar. Ama şu vizyona sahibiz, karşılıklı olarak da bu vizyona sahip olduğumuzu görmek bizi çok sevindirdi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri bu sorunlara indirgemeyelim, bu sorunlara mahkum etmeyelim. Bu sorunların çözümü için zaten büyük çaba sarfediyoruz. Göründüğü kadarıyla da çözüm yolunda ilerlemeler sağlanıyor” diye konuştu.

Ömer Çelik, ”Esas olanın, daha büyük bir vizyonun içinden Türk-Yunan ilişkilerine bakabilmek olduğunu” da vurguladı.

”Balkanlar, Orta Doğu, Akdeniz ve Ege’de, beraber, barış, güvenlik ve zenginleşme adına üretebileceğimiz ortak misyonlar var, işbirliği var” diyen Çelik, ”Bunlara yoğunlaştığımızda göreceğiz ki, aslında ortak üreteceğimiz vizyon, aramızdaki sorunlardan çok daha büyük” ifadesini kullandı.

Adana Milletvekili Çelik, şöyle devam etti: "Kazanımlarımızın, sorunlarımızdan daha büyük olduğunu gördüğümüz zaman mevcut sorunları çözmemiz de daha kolaylaşacak. Burada benzer bir misyonu paylaştığımızı gördük. Tam bir düşünce birliği içerisindeyiz. Bu gezide ayrıca, Türkiye ile Yunanistan tarafındaki karşılıklı pozisyonların daha iyi anlaşılması ve ortak vizyonun daha iyi üretilmesi bakımından, PASOK (İktidar Parti) ve Yeni Demokrasi Partisi’ni (Anamuhalefet) Türkiye’ye davet ettim. AK Parti’nin misafiri olmaları için. En kısa zamanda gelecekler. Bunun arkasında sadece parti yöneticileri olarak bizim biraraya gelmemiz değil, arkamızdaki kitle, yani gençlerin, kadınların, gazetecilerin, akademisyenlerin biraraya gelmesini temin eden zeminler kuracağız. Yani çok olumlu bir görüşme oldu. Ortak bir vizyonu paylaştığımızı gördük. Bu da bizi çok mumnun etti doğrusu.”

Çelik’in Atina temaslarına refakat eden Başbakanlık Başdanışmanı Doç.Dr. İbrahim Kalın, bu kapsamda Yunan Dışişleri Bakanı Druças ile görüşmeye de katıldı.


TurkishNY.com
07.10.2010

Kalın: Türk-Yunan İlişkilerinde Yeni Bir Sayfa Açıldı

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Ömer Çelik, Türk-Yunan ilişkilerinde esas olanın daha büyük bir vizyonu ortaya koyabilmek ve karşılıklı tutumları anlayabilmek olduğunu söyledi.

Başbakanlık Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın da iki ülke ilişkilerinde barış, diyalog ve karşılıklı işbirliğinin esas alındığı yeni bir sayfa açıldığını belirtti.

Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı (ELİAMEP), başkent Atina´da ´´Türk-Yunan İlişkileri: Bugünkü Durum-Gelecek Perspektifi´´ konulu bir panel düzenledi.

Panelin başlamasından önce AA´ya demeç veren Çelik ve Kalın, Türk-Yunan ilişkilerinin durumu ve geleceğine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

"Türkiye ile Yunanistan arasında bilinen sorunların hepimiz farkındayız. Bunların çözülmesiyle ilgili çalışmalar sürüyor" diyen Çelik, "Esas olan daha büyük bir vizyonu ortaya koyabilmek. Karşılıklı olarak birbirimizin pozisyonunu anlayabilmek. Burada bizim ortaya koyacağımız vizyon, Türk-Yunan ilişkilerinin herhangi bir ikili siyasi ilişki olmaktan öte, her iki tarafın da vizyonuna hizmet eden, stratejik derinliği olan ilişkiler olduğu düzeyinde olacak. Genel çerçeve bu" diye konuştu.

Türkiye ile Yunanistan arasındaki bilinen sorunların aşılmasına dönük, hükümetler arasında çalışmaların devam ettiğini kaydeden Çelik, "Bu görüşmelerin iyi bir yolda gittiğine dair izlenimler alıyoruz, ama bundan daha önemlisi bu görüşmelerin Türk-Yunan ilişkilerinde her iki tarafın çıkarına hizmet eden sonuçlar doğuracağını umuyoruz" dedi.

Adana milletvekili Çelik, şöyle devam etti: "Türkiye ile Yunanistan arasında ikili ilişkileri düzeltecek olan şey, Türkiye ile Yunanistan´ın bölgeye, bu bölgedeki sorunların çözümüne, her iki tarafın da faydasına olacak ortak bir vizyonla bakabilmeleridir. Bu ortak vizyonu bir şekilde, bu tür toplantılarda arıyoruz. İkili ilişkilerdeki sorunları indirgemek yerine bu sorunların varlığına rağmen bu bölgede ortak bir vizyon nasıl üretebiliriz diye bakmamız gerektiğini düşünüyoruz."

Sözlerine devamla, "Genel olarak bizim açımızdan Yunanistan ile olan ilişkimiz, bu ortak vizyon temelinde baktığımız zaman hem stratejik, hem siyasi olarak diğer tüm komşularımız ile olan ilişkilerimizden daha ayrı bir yer teşkil ediyor" diyen Çelik, "Biz bu bölgede, Ege Denizi´nde ikili ortak bir vizyonla yaratacağımız sinerjiyle sadece Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilere değil, bölgedeki diğer sorunlara da olumlu katkı yapabiliriz" ifadelerini kullandı.

Panelin düzenlendiği iki gün süresinde ele alınacak konular hakkında da bilgi veren Çelik, iki aşamalı bir tartışma yapılacağını söyledi. Çelik, toplantının basına kapalı olarak gerçekleştirilen ilk gününde, Türkiye ile Yunanistan´daki durum, Türkiye´deki değişim, değişimin dinamikleri, hangi siyasi aşamalardan geçtiği ve gelecek perspektifinin ne olduğu şeklinde bir oturum yapılacağını, AK Parti iktidarı döneminde Türkiye´de yaşanan değişim ve bu değişimin siyaset, ekonomi ve uluslararası ilişkilere olan etkisini anlatacağını, ikinci günün konusu olarak ise Türk-Yunan ilişkilerinin ele alınacağını açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın dış politika Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın da "iki ülke ilişkilerinde barış, diyalog ve karşılıklı işbirliğinin esas alındığı yeni bir sayfa açıldığı" değerlendirmesinde bulundu.

"Özellikle geçen yıl Sayın Başbakanımızın yeni seçilen Yunanistan Başbakanı (Yorgo) Papandreu´ya gönderdiği mektup, ki tam bir yıl oldu, geçen yıl Ekim ayında göndermişti ve ardından Sayın Papandreu´nun Ocak ayında yazdığı cevabi mektup, çok önemli bir ivme kazandırdı bu ilişkilere" diyen Kalın, bu gelişmenin ardından Erdoğan´ın 15-16 Mayısta Atina´yı ziyaret ettiğini anımsattı.

Doç. Dr. Kalın, "Başbakanımız buraya bir üst düzey resmi ziyaret yaptı ve o zaman toplam 23 anlaşmaya imza atıldı. Bu, çok önemliydi. Eğitimden enerjiye, illegal göç ile mücadeleden savunma meselelerine, Ege konusuna kadar her konunun masaya yatırıldığı çok önemli bir ziyaretti. Bunun devamı olarak bizim gibi heyetler gidip-geliyor" dedi.

"Başbakan Erdoğan´ın Akdeniz İklim Zirvesine katılmak üzere önümüzdeki hafta Yunanistan´a geleceğini" kaydeden Kalın, "Biz bunların devam etmesini arzu ediyoruz. Büyük ihtimalle 2011 yılı içinde, burada yaptığımız Türk-Yunan Yüksek Düzeyli Siyasi İstişare Konseyi Türkiye´de yapılacak. Şu anda istikşafi görüşmeler devam ediyor. Bununla ilgili de, bunların olumlu neticeleneceği yönünde olumlu duyumlar alıyoruz" ifadelerini kullandı.

Kalın, sözlerini şöyle sürdürdü: "Bunların hepsini alt alta koyduğumuzda hakikaten Türk-Yunan ilişkilerinde yeni bir sayfa açmak mümkün. Ege´yi bir barış ve istikrar denizi haline getirmek istiyorsak, geniş manada, Doğu Akdeniz´de bir paradigmanın hayata geçmesini istiyorsak, bu konuları konuşmamız, bu ilişkileri geliştirmemiz büyük önem taşıyor. Bunu biz karşılıklı çıkar ilişkisi esası ile değerlendiriyoruz. Burada gerçekten bir ´kazan-kazan´ durumu yaratmak mümkün."

"Bizim menfaatimize olan şey, Yunanlıların da menfaatinedir" diyen Kalın, "Bir ülkenin karşılaşabileceği en önemli sorunlardan bir tanesinin bölgesinde sorunlu, zayıf, iktisadi ve siyasi manada sıkıntı yaşayan komşulara sahip olmak olduğunu" söyledi.

Böyle bir durumun herkesi olumsuz etkileyeceğinin altını çizen Kalın, "Biz bunu karşılıklı güçlendirme politikası olarak değerlendiriyoruz. Yani bu ilişkiden biz de fayda elde ediyoruz, komşularımız da. Biz bu politikayı Irak ile de uyguladık, İran ile uyguladık, Suriye ile uyguluyoruz. Aynı şekilde Yunanistan ve Bulgaristan ile de uyguluyoruz. Dolayısıyla bu şey yeni bir dönemin sayfası ya da başlangıcı diyebiliriz" şeklinde konuştu.

Kalın, "iki konunun çok önemli olduğuna" dikkati çekerken, bunları, "en üst düzeyde bir siyasi iradenin ortaya konması ve bu yeni vizyonun halk tarafından benimsenmesi" olarak sıraladı. Kalın, "Çok uzun süredir bir diyalogsuzluk var. İki tarafta da birçok ön yargılar var. Ben, açıkçası bizim, ön yargıların çok önemli bir kısmını daha rahat aştığımızı düşünüyorum. Aynı şeyin Yunan tarafında da olmaması için hiçbir sebep yok. Ama bunu sağlayacak adımlar atmamız, zemini bizim hazırlamamız gerekiyor" dedi.

"Bunlar yapılırsa, bizim şu anda Yunanistan ile olan Ege meselesi, kıta sahanlığı, araştırmalar, Kıbrıs meselesi, dini azınlıklar, Batı Trakya´daki Türk-Müslüman Azınlık, bunların sorunları, tüm bunları bizim müzakere yolu ile çözmemiz mümkün hale gelir" diyen Kalın, "10-15 yıl öncesine göre Türk-Yunan ilişkileri bugün daha iyi bir noktada. Bunun daha da iyiye gitmemesi için hiçbir sebep yok. Bunun en önemli göstergelerinden biri Sayın Papandreu´nun seçildikten sonra ilk ziyaretini Türkiye´ye yapmasıdır. Aynı şekilde tüm bu kritik süreçler yaşanırken Yunanistan´ın Türkiye´nin AB üyeliğine tam destek vermesidir. Bunların hepsi çok olumlu adımlar" ifadesini kullandı.

Kalın ayrıca, "Yapmamız gereken, bunları bir adım ileriye nasıl taşırız, ticaretimizi nasıl geliştiririz, Ege meselesini oturup daha rahat nasıl konuşuruz. Tüm bunları yapabilirsek çok kısa sürede bu diyaloğun, bu işbirliğinin iki tarafa da kazandıran bir yaklaşım olduğunu göreceğiz. Yunanistan´da Türkiye´ye yönelik, basında ve başka yerlerde birtakım ön yargıların olduğunu biliyoruz. Korkuların, endişelerin olduğunu biliyoruz. Bunları aşmak mümkün hale gelecektir. Bizim kanaatimiz bu" dedi.


Samanyolu Haber
08.10.2010

Çelik: Ege´de işbirliği yapabiliriz

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Dış İlişkiler Başkanı Ömer Çelik, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dimitri Druças ile biraraya geldi.

Çelik, "Türk-Yunan ilişkilerinin sorunlara mahkum edilmemesi gerektiğini" söyledi. Çelik ve Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı´nın (ELİAMEP), başkent Atina´da düzenlediği "Türk-Yunan İlişkileri: Bugünkü Durum-Gelecek Perspektifi" konulu panele katılımları sonrasında, Yunanistan Dışişleri Bakanı Dimitri Druças ile biraraya geldi.

Görüşmenin ardından gazetecilere açıklama yapan Çelik, Atina´daki temasları, Türk-Yunan ilişkilerinin durumu ile geleceğine ilişkin vizyon hakkında değerlendirmelerde bulundu.

"Druças ile çok güzel siyasi bir sohbet yapıldığını" söyleyen Çelik, "Biz bugünkü tüm görüşmelerden çok memnunuz. Sayın Bakan ile yaptığımız görüşme de gerçekten tüm görüşmeleri taçlandırdı" dedi.

Çelik, "Aramızda sorunlar var. Herkesin detayına kadar ezbere bildiği sorunlar. Ama şu vizyona sahibiz, karşılıklı olarak da bu vizyona sahip olduğumuzu görmek bizi çok sevindirdi. Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkileri bu sorunlara indirgemeyelim, bu sorunlara mahkum etmeyelim. Bu sorunların çözümü için zaten büyük çaba sarfediyoruz. Göründüğü kadarıyla da çözüm yolunda ilerlemeler sağlanıyor" diye konuştu.

Ömer Çelik, "Esas olanın, daha büyük bir vizyonun içinden Türk-Yunan ilişkilerine bakabilmek olduğunu" da vurguladı.

"Balkanlar, Orta Doğu, Akdeniz ve Ege´de, beraber, barış, güvenlik ve zenginleşme adına üretebileceğimiz ortak misyonlar var, işbirliği var" diyen Çelik, "Bunlara yoğunlaştığımızda göreceğiz ki, aslında ortak üreteceğimiz vizyon, aramızdaki sorunlardan çok daha büyük" ifadesini kullandı.

Adana Milletvekili Çelik, şöyle devam etti: "Kazanımlarımızın, sorunlarımızdan daha büyük olduğunu gördüğümüz zaman mevcut sorunları çözmemiz de daha kolaylaşacak. Burada benzer bir misyonu paylaştığımızı gördük. Tam bir düşünce birliği içerisindeyiz. Bu gezide ayrıca, Türkiye ile Yunanistan tarafındaki karşılıklı pozisyonların daha iyi anlaşılması ve ortak vizyonun daha iyi üretilmesi bakımından, PASOK (İktidar Parti) ve Yeni Demokrasi Partisi´ni (Anamuhalefet) Türkiye´ye davet ettim. AK Parti´nin misafiri olmaları için. En kısa zamanda gelecekler. Bunun arkasında sadece parti yöneticileri olarak bizim biraraya gelmemiz değil, arkamızdaki kitle, yani gençlerin, kadınların, gazetecilerin, akademisyenlerin biraraya gelmesini temin eden zeminler kuracağız. Yani çok olumlu bir görüşme oldu. Ortak bir vizyonu paylaştığımızı gördük. Bu da bizi çok mumnun etti doğrusu."

Çelik´in Atina temaslarına refakat eden Başbakanlık Başdanışmanı Doç.Dr. İbrahim Kalın, bu kapsamda Yunan Dışişleri Bakanı Druças ile görüşmeye de katıldı.


Sabah Gazetesi
09.10.2010

Yeni Türkiye´yi anlattılar

Atina´da konuşan AK Parti kurmayları, "Erdoğan ve Papandreu iki komşunun birbirlerine yönelik tehdit algısını değiştirdi" dedi.

Yunanistan başkenti Atina´da düzenlenen "Türk-Yunan ilişkilerinin mazisi ve geleceği" konulu bir panele katılan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik ile Başbakan´ın uluslararası ilişkiler danışmanı İbrahim Kalın, Türkiye´nin dış politikada attığı adımları ve parametrelerini anlattılar.Yunanistan Dışişleri Bakanlığı´nda düzenlenen panelde konuşan Ömer Çelik, Türkiye´nin Yunanistan´ı artık tehdit olarak değil; "stratejik bir ortak" olarak görmeyi arzu ettiğini ve Yunanistan´ın da Türkiye´yi tehdit olarak görmekten vazgeçmesi gerektiğini belirtti. Yunanistan´ın, kara sularını 12 mile çıkarması halinde Türkiye´nin bunu bir savaş nedeni olarak kabul edeceğini varsayan TBMM´nin "Casus Belli" kararının ise "her iki tarafta aynı anda atılacak adımlarla kaldırılacağını" belirten Çelik, Türk-Yunan ilişkilerindeki tabuların yıkılmasından, gizli değil, açık diplomasiden yana olduğunu vurguladı.

Hedef Stratejik Ortaklık

İbrahim Kalın da Türkiye´nin Yunanistan´ı tehdit olarak değil; işbirliği yapacak bir ortak olarak gördüğünü ve benzeri tehdit algılamaları ortadan kalkarsa Ege kaynaklı anlaşmazlıkların da çok hızlı bir biçimde giderileceğine inandığını" söyledi.


Euronews
08.10.2010
Türk-Yunan İlişkileri: “Sorun Psikopolitiktir"


Dış İlişkilerden Sorumlu AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakanlık Başdanışmanı Ömer Çelik, Türk-Yunan ilişkilerinde sorunun siyasi olmaktan ziyade psikopolitik olduğunu söyledi.

Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı’nın (ELİAMEP) düzenlediği "Türk-Yunan ilişkileri: Bugünkü durum – Gelecek perspektifi" konulu panelin basına açılan 2. ve son gününde konuşma yapan Çelik, Türk-Yunan ilişkileri ve gelecek perspektifi konularında değerlendirmelerde bulundu.

"Coğrafi olarak ne kadar yakınsak psikopolitik olarak zaman içerisinde o kadar uzaklaşmışız. Esas aşılması gereken mesele budur" diyen Çelik, "Casus Belli, Ege ve Kıbrıs gibi konulardan bahsediyoruz. Bu sorunlar çözülmediği takdirde ilerleyemeyceğimiz söyleniyor. Bunları çok uzun zaman konuştuk. Aldığımız izlenim, genel olarak gördüğümüz, somut bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, istikşafi görüşmelerin iyi gittiği yönündedir. Dolayısıyla müsbet bir ilerleme olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.

Çelik, "Casus Belli konusunda bizim görüşümüz çok açıktır. TBMM’nin aldığı karar ve hükümete verdiği yetki durduk yere ortaya çıkmamıştır. Bir hafta evvel, Yunanistan Meclisi’nin karasularını arttırma kararına karşılık olarak ortaya çıkmıştır. Net bir pozisyon ortaya koyuyoruz. Her 2 meclis bu kararı aynı anda, eşzamanlı olarak kaldırsın" dedi.

Çelik sözlerine "Fakat esas mesele bunlar değil. Çünkü bunların çözümünün mümkün olabilmesi için bizim vizyonumuzu bunlarla sınırlı tutmaktan öteye geçmemiz lazım. Vizyonumuz bu saydığımız sorunlardan ibaret olursa bu sorunları şimdiye kadar konuştuğumuz gibi bundan sonra da konuşmaya devam edeceğiz, 500 yıl daha konuşacağız" ifadesiyle devam etti.

Türkiye ile Yunanistan’ın üzerinde bulunduğu kıta parçalarının her yıl birbirine 2 santim yaklaştığına dair bir araştırma okuduğunu söyleyen Çelik, "Yüzyıllar sonra Ege Denizi diye birşey kalmayacakmış. İki kıta birleşecekmiş. Dolayısıyla sorunlar kendiliğinden çözülmüş olacak ama biz aramızdaki imkan ve potansiyellerden faydalanmamış olacağız" değerlendirmesini gündeme getirdi.

Çelik, "Türkiye ile Yunanistan’ın konuşurken 2 ayrı monolog ile birbirleriyle anlaşmaya çalıştıklarını" belirttiği konuşmasında, ’’Türk-Yunan ilişkilerinin konuşulduğu dilde 2 monologun toplamı ve ortasının alınması gibi bir seçeneğin sözkonusu olamayacağını, kullanılan dilin tam bir diyalogu temel almasının gerektiğini’’ vurguladı.

ORTAK VİZYON

"Türkiye ile Yunanistan ortak bir vizyona gitmek için önce ikili sorunlarını çözsünler, sonra ilerlensin diye beklersek yöntem doğru olmayacaktır, nitekim şimdiye kadar verimli sonuçlar doğurmadığı anlaşılmıştır" ifadesini kullananan Çelik, "Türkiye ile Yunanistan’ın tek bir siyasi vizyonla hareket edilen yaklaşım ortaya koymaları ve bu yaklaşım içerisine ikili sorunların yerleştirilmesi gerektiğini" sözlerine ekledi.

Çelik, "Akdeniz, Ege, Orta Doğu ve Balkanlar’da bizim Yunanistan ile hareket edebileceğimiz misyonlar var. Biz Yunanistan ile 2 devlet tek vizyon temelinde vizyonlar üretebiliriz" diye konuştu.

"Böyle bir vizyonu inşaa ettiğimiz, istikşafi görüşmeler, Ege, Kıbrıs ve diğer konuları da bunun içine yerleştirdiğimiz zaman göreceğiz ki, esasında sorunlar varlıklarını devam ettirseler bile bunların hacmi küçülecek. Bizim bunları çözme yolundaki irademiz ise büyüyecek" ifadesini kullanan Çelik konuşmasına şöyle devam etti: "Bizim dönemimizde Türk dış politikası farklı bir dinamiğin içerisine girdi. Birtakım devletlerin kendi güvenliklerini, istikrarlarını ve zenginliklerini komşularını fakirleştirerek, güvenlik zaafı oluşturarak garanti altına alma gibi yaklaşımları vardır. Türkiye Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya’da ortaya çakan, yerleşen bu yöntemin tamamen dışında yer alıyor. Türkiye, ’komşularımız istikrarlı, zengin, güvenliği tam garanti altında olmalı ki türkiye de zengin, istikrarlı ve güvenliği garati altında olsun’ düşüncesindedir.

Biz fakir, güvenlik kaygısı taşıyan, istikrarsız komşular istemiyoruz. Bu sebeple özellikle bizim iktidarımız döneminde, Türkiye’nin en büyük ’ihraç ürünü’ istikrardır. Türkiye yalnızca kendi iskrarını kendi zenginleşmesini garanti altına alan bir ülke değildir, tam tersine komşularına istikrar, işbirliği ve zenginlik ihraç etmek istemektedir.

Türkiye’de değişim denilen, hepimizin birlikte kazandığı, sıfır sorun, ’kazan-kazan’ politikası gibi hepimizin birlikte güvenlik inşaa ettiği bir dış politika yaklaşımının ortaya konulmasıdır. İstikrarın bu şekilde temin edilmesidir.

’Dış politikada değerler yoktur, çıkarlar vardır’ anlayışına kesinlikle itibar etmiyoruz. Değer eksenli bir dış politika yapıyoruz ve ahlaki duruşun dış politikamızın çok önemli, vazgeçilmez bir boyutu olduğunu her durumda göstermeye çalışıyoruz".

"EGE, AKDENİZ, ORTA DOĞU VE BALKANLAR’DA ORTAK MİSYONLAR ÜRETEBİLİRİZ"

Çelik ayrıca, "Türkiye’nin Mezapotamya’yı bir zenginlik havzası haline getirmeye çalıştığını" da belirttiği konuşmasında, "Düşünebiliyor musunuz, bu zenginliği Ege’ye bağlayabiliriz. Yunanistan bizim üzerimizden bu zenginlik havzasına ulaşabilir" dedi.

"Yunanistan ile birlikte Ege, Akdeniz, Orta Doğu ve Balkanlar’da ortak misyonlar üretebiliriz" diyen Çelik, "Mesela, Gazze ve Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı konusundaki dayanışmamız bunun ipuçlarıdır" diye konuştu.

Çelik, "Türkiye ile Yunanistan’ın ikili sorunlarının da büyük vizyonun parçası haline getirilerek küçültülebileceklerini, üzerinde durulan noktanın sözkonusu sorunlar olması halinde ise bütün bu vizyonun yok edileceğini" sözlerine ekledi.

"Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkinin tarihsel, stratejik, ekonomik çıkar ilişkisine indirgenemeyeceğini, iki ülke arasındaki ilişkinin varoluşsal nitelik taşıdığının" altını çizen Çelik, "Varoluşsal ilişkiden kasıt şudur; Türkiye daha çok zenginleşmek istiyorsa bu, Yunanistan ile beraber, ortak misyon üreterek mümkün olacaktır. Yunanistan zenginleşmek istiyorsa, bunu ancak Türkiye ile işbirliğinde bulunarak yapabilir. Buradaki bağ bizim tercih kullanabileceğimiz bir bağ değildir" dedi.

Çelik, "Yunanistan ile yakalanan diyalog ortamının geçmişe kıyasla çok önemli bulunmakla birlikte yeterli olmadığını" kaydederek, "Biz, çok daha büyük bir vizyondan bakıyoruz. Türkiye ile Yunanistan’ın ortak vizyon üretmesi ve saydığım bölgelerde birlikte hareket edilmesi gerekildiğini düşünüyoruz" ifadesini kullandı.

ELİAMEP Toplantısı’na da değinen Çelik, "İçeride söyleyip de dışarıda söylemediğim hiçbir şey yok. İçeride ne söylüyorsam dışarı çıktığımda Anadolu Ajansı’na da aynısını söylüyorum. Bu kadar şeffaf bir politika yapıyor, net görüş ortaya koyuyoruz. Bu; bizim kendi vizyonumuza olan güvenimiz, Yunanistan ile ortak vizyona verdiğimiz önemin ifadesidir" diye konuştu.

"Biz ortak ve büyük bir vizyondan bahsettik. İkili sorunları bunun içine koyalım dedik. Bazı arkadaşlar ise ikili sorunlar çözülmeden diğer noktaya geçemeyiz gibi birtakım fikirlerini dile getirdiler, Korvet geçişleri ve it dalaşlarından bahsettiler" diyen Çelik, şöyle devam etti: "Türkiye’nin ordusu 10 yıl öncesine göre çok daha kuvvetli ve bölgenin en güçlü ordusu. Afganistan, Lübnan ve dünyanın başka yerlerinde barış misyonları üstlenmekte. PKK’ya karşı yapılan operasyonlarda, strateji uzmanlarının ’kış şartlarında yapılamaz´ dedikleri operasyonları yapabilecek, dünyadaki ilk 5 ordu arasında sayılmıştır. İkinci olarak, 10 yıl öncesine göre Türk ekonomisi daha çok güçlenmiştir. Biz bugün G20 ülkesiyiz. Yine 10 yıl öncesine göre dış politikamız daha da güçlenmiştir. Bugün çok boyutlu bir dış politika izliyoruz. Rusya-Gürcistan arasındaki savaşta arabulucu olmaktan, İsrail-Filistin meselesine, Suriye-İsrail görüşmelerine kadar bir çok alanda varız.

Sonuçta, Türkiye 10 yıl öncesine göre daha da güçlenmiştir ve bununla doğru orantılı olarak Yunanistan’a daha çok barış eli uzatmaktadır.

Türkiye güçlendikçe Yunanistan ile barış yapma iradesi de güçlenmektedir. Bu temel Yunan yaklaşımına aykırıdır. Türkiye’nin bugünkü gücünü Yunanistan’ın aleyhine kullanacağı sanılmıştır. Halbuki, bugün Türkiye güçlendikçe barış konusunda da daha güçlü bir irade sergilenmektedir.

Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan ile Sayın (Yorgo) Papandreu tarafından ortak üretilen siyasi iradenin, tam bir siyasi vizyon ve işbirliğine dönüşmesi için belki biraz daha vakite ihtiyacımız var. Ama, biz, işbirliği imkanlarından yola çıkıp, bu çerçeve içinde sorunları küçültebileceğimizi düşünüyoruz.

Tam tersine bu sorunlardan yola çıkıp ’bunları çözdükten sonra işbirliği olur’ yaklaşımının, işbirliğinin sürekli erteleneceği anlamına geleceğini söylüyoruz.

Açık konuşuyorum, toplantıda (ELİAMEP) içeride ne diyorsam, dışarıda da onu söylüyorum. Yunanlı siyasetçi arkadaşlarımdan da aynı açıklığı bekliyorum. Siyasetin kamuoyuna liderlik etmek gibi bir görevi de vardır."

Çelik, "AK Parti’nin Türk-Yunan ilişkilerinin iyileşmesi yönündeki adımlarının devrim niteliğinde olduklarını" vurguladığı konuşmasında, "Biz iktidara geldiğimizden beri hergün devrim yapıyoruz. Devrim yapmaya alıştık. Ortaya koyduğumuz bu vizyona aynı şekilde bir vizyonla karşılık verilsin. Çok büyük bir aşama kaydetmiş olacağız" şeklinde konuştu.

Sorular üzerine Türkiye’nin AB perspektifi konusuna da değinen Çelik, "Türkiye’nin AB’ye tam üyelik hedefi devlet politikasıdır, hükümetlerin tercihi değildir. AB’ye tam üyelik konusunda da Türkiye’ye ayrıcalıklı bir yaklaşım istemiyoruz. Diğer müzakere yapan ülkeler hangi şartlarda müzakere yapıyorlarsa, biz de o şartları istiyoruz" dedi.

"Akdeniz Birliği’nin Türkiye’nin AB üyeliğine karşı olanlar tarafından önerilen alternatif bir Birlik olduğunu" belirten Çelik, "Biz AB’ye tam üyelik hedefi dışında ne imtiyazlı, ne ayrıcalıklı ortaklık, ne de başka bir Birlik’in üyesi olmayı kabul etmiyoruz. Bir Birlik’in üyesi olunacaksa, bir yerde bir Birlik kurulacaksa, Türkiye buna kendi iradesiyle katılır veya katılmaz. Bunun bize alternatif, siyasi oluşum olarak getirilmesi halinde bu bizi hiç ilgilendirmez" ifadesini kullandı.

"AB’nin, birtakım çevrelerin ifade ettiği gibi, Türkiye’nin nüfusu büyük, Müslüman bir ülke olduğunu ve AB’ye girmesinin istenmediği de söyleyebileceğini" kaydeden Çelik, "Böyle bir şeyin olması halinde Türkiye’de, herkesin korktuğu gibi bir eksen kayması olmayacağını" vurguladı.

Çelik, "Türkiye Kopenhag kriterlerine Ankara kriterleri, Maastricht kriterlerine de İstanbul kriterleri der ve bu kriterleri yerine getirir. Türkiye’de değişim başlamıştır. Türkiye için değişim bir tercih değil, zorunlu istikamettir ve Türkiye buna her halükarda devam edecektir" dedi.

"Türkiye ile Yunanistan’ın vizyonu" konusuna da atıfta bulunan Çelik, "Şimdi biz büyük bir vizyon ortaya koyalım derken çok mu naif davranıyoruz? Biz çok büyük bir imparatorluk içinden geliyoruz ve tarihin her türlü engelini, yüzünü gördük. Büyük bir vizyon ortaya koyalım diye ikili sorunları görmezden gelecek kadar saf ve naif değiliz ama diyoruz ki; yöntemi değiştirmezsek sorunları çözemeyeceğiz. Diyorlar ki, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs arasında bir havza oluşturalım. Burada bir işbirliği ve vizyon oluşturalım dersek, oradan birşey çıkmaz. İşbirliği, balıkçılıkla sınırlı kalır ama, Ege, Kıbrıs ve diğer sorunlar ortada kalır. Gündem maddesi 4’ü geçmez. En küçük vizyon olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki işbirliğini Tuna-Kızıldeniz-Mezapotamya olarak belirlersek -ki bu en küçük dairedir- Türkiye ile Yunanistan’ın ortak konu sayısı 13-14’e çıkacak, bunlardan sadece 3 ila 4’ü negatif konular olacaktır. Türkiye ile Yunanistan arasında 4 konu olsun, bunlar da aramızdaki sorunlardan ibaret olsun… bunu mu tercih etmeliyiz? Hayır. Benim söylediklerim siyasi saflık değildir" şeklinde konuştu.

AB içindeki gelişmelere de değinen Çelik, "AB’nin ortak bir tarihi var denildi. AB bugün niçin bizim için cazibe merkezidir? Evrensel siyasi ve ekonomik değerleri temsil eden bir siyasi Birlik olduğu için. Eğer AB, kendisine atfedilen bu siyasi statüyü üye ülkelerin ortak tarihine indirgerse o zaman sadece bir Hristiyan kulübünden ibaret olur. Hatta daha da ileri gidersem; bir Fransa – Almanya birliği olur. AB’nin içinde herşey güllük gülistanlık mı? Giderek hantallaşıyor. Büyük ve küçük ülkeler arasındaki sorunlar giderek artıyor, karar mekanizması da giderek zorluk çekiyor" dedi.

"AB’nin evrensel düzeyde değerleri temsile devam etmek istiyorsa, evrensel düzeyde strateji üretmesi gerektiğini" söyleyen Çelik, "Türkiye’ye ihtiyaç var. AB’nin, alternatif teşkil eden Akdeniz Birliği önermesi, bunu kabul etmeyecek olan Türkiye’nin zararına değildir. AB’nin vizyonundaki bir düşüşü, küçülmeyi ifade eder" diye konuştu.

Çelik, "Kıbrıs müzakerelerine Türkiye’nin de dahil olup olmayacağı" yönündeki bir soruya karşı, "Biz, BM Genel Sekreteri’nin iyi niyet misyonu çerçevesinde önereceği her türlü formatta görüşmeye hazırız. Genel Sekreter hangi konularda görüşülmesini istiyorsa, biz bu konuda Türkiye olarak pozitif katkı vermeye hazırız" ifadesini kullandı.

Yine sorular üzerine, "Ordunun siyasetteki rolü" konusuna da değinen Çelik, "Ordunun iç siyasette rolü neyse dış siyasette de aynıdır. Bizim dönemimizde hükümet – ordu, siyaset – ordu ilişkileri çağdaş demokrasilerde olması gerektiği gibi yönetilmektedir. Ordunun siyasetteki görevi yönetmek değil, siyaset yapan hükümete güvenlik sağlamaktır. Ordunun esas görevi ülke güvenliğidir. Son kararları her zaman hükümet verir" dedi.

Çelik, "Ege konularında geri adım atılıp atılmayacağı" yönündeki soruya da, "Bu soru her iki taraf için geçerli. Daha büyük bir vizyon üretmezsek, iki taraf da bu dar çerçeveden, menfaatlerden geri adım atmaz. Birbirlerine doğru pozitif hamle yapamama durumunu sürdürmüş olurlar. Vizyonun çerçevesinin büyük tutulması halinde, belki de daha büyük menfaatlerimiz olduğunu göreceğiz" yanıtını verdi.

"Gri bölgeler" konusuna da değinen Çelik, "İspanya ile Portekiz arasında da gri bölge meselesi sürüyor. Eğer, İspanya ile Portekiz, ’Biz bu sorunları çözmeden asla yanyana gelmeyiz’ deselerdi, bugün AB üyesi olmazlardı. Daha büyük bir vizyon ürettiler, yine bu konuları görüşmeye devam ediyorlar. Bu onların AB içindeki işbirliğini ve her 2 tarafın kazancına olan büyük bir vizyonu üretmelerini engellemedi" dedi.

"Gazze ile Mavi Marmara gemisine saldırı" konusuna da atıfta bulunan Çelik, Yunan halkına gösterdiği dayanışma için teşekkürlerini sundu ve "Gazze meselesi de ortak bir misyon üretebileceğimizin göstergesidir" ifadesini kullandı.

"Güvenlik tehdidi" ile alakalı da konuşan Çelik, "Bizim açımızdan Yunanistan bir tehdit değildir. Yunanistan komşudur ve bizim stratejik ortağımız olarak görmek istediğimiz bir ülkedir. Sözkonusu vizyonu gerçekleştirdiğimiz zaman göreceksiniz ki, Türkiye’yi büyük tehdit olarak algılamaktan çok, yarın bir gün -ki, bunu hiç istemem ama- Yunanistan’a başka bir ülkeden tehdit geldiği zaman Türkiye’yi Yunanistan’ın yanında bulacaktır" diye konuştu.

Zaman Gazetesi
07.10.2010
Türkiye, Ekim´de Atina´ya Taşınacak


Demokrasinin çıtasını yükselten referandum değişikliklerinin ardından atağa geçmeye hazırlanan hükümet, yapılan çalışmaları Yunanistan başta olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde anlatmaya hazırlanıyor.

Ziyaretlerin ilk ayağında Atina, ekim ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Başbakan Başdanışmanı Dr. İbrahim Kalın ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik´i ağırlayacak. Çelik ve Kalın, Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı´nın 8 Ekim´de düzenleyeceği panelde konuşma yapacak. Başmüzakereci Egemen Bağış da 15 Ekim´de Atina´daki Genç Liderler Forumu´nda bir konuşma yapacak ve Dışişleri Bakanı Dimitris Druças´la görüşecek. Başbakan Erdoğan, Atina´da 22 Ekim´de düzenlenecek Doğu Akdeniz´de İklim Değişikliği Konferansı´na katılacak. Erdoğan, Yunan meslektaşı Yorgo Papandreu ile ikili bir görüşme yapacak. Erdoğan´ın Atina ziyareti öncesinde, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu´nun Druças´a iade-i ziyarette bulunması bekleniyor.

Öte yandan Ta Nea gazetesi, Yunan diplomatik kaynaklara dayandırdığı haberinde Gül´ün Kıbrıs´ta çözüm için Rum tarafına baskı yapmasını isteyeceği ve Türkiye´nin çözüm için elinden gelen çabayı gösterdiği mesajı iletmesini talep edeceğini ileri sürüyor.

Ta Nea
05.10.2010
Türk Yönetiminin Ekim´de Atina Ziyareti


Ankara, Yunanistan aracılığıyla Avrupa´yı "etkileme" operasyonu başlatıyor. Hafta içinde Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan´ın yakın çevresinden iki kişi –İbrahim Kalın ve Ömer Çelik- Türk-Yunan ilişkileri hakkında müzakereler yapmak üzere Atina´ya geliyor. Ardından da 15 Ekimde, Avrupa konularından sorumlu Bakan Egemen Bağış, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve 22 Ekimde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geliyor.

Erdoğan hükümeti, anayasa değişikliğine dair halkoylamasına "evet" sonucu çıkmasından sonra Avrupa´da oluşan atmosferden ve zorlu AB üyelik sürecini ilerletmek amacıyla aralık ayında gerçekleşecek AB Konseyine kadar olan süreden yararlanmaya çalışıyor.

Avrupa´ya düzenlenen "harekâta" Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül´ün de katılıyor olması rastlantı değil. Türk basınına göre Gül, Paris ve Berlin´e art arda ziyaretler gerçekleştirecek ve Avrupalı mevkidaşlarıyla görüşerek, liderleri Ankara´nın AB´ye üyelik yolunda ilerlemeyi arzuladığı konusunda ikna etmeye çalışacak. Düşünülecek olursa Erdoğan´ın İngiltere´den, çözüm bulması ve Ankara´nın, Kıbrıs sorununun çözülmesi için elinden geleni yapacağı konusunda Lefkoşa´yı ikna edeceği konusunda garanti almak için Londra´ya resmi ziyaret gerçekleştirmesi bekleniyor. Her iki görüşmenin de kasımın ilk günlerinde, AB Komisyonunun Türkiye´ye ilişkin raporu yayınlanmadan olması bekleniyor.

Ekim ayında Türkiye´den başka üst düzey siyasetçilerin de Atina´yı ziyaret etmesi bekleniyor. Yunanistan Başbakanı Yorgos Papandreu´nun Doğu Akdeniz´de İklim Değişikliği Paneli´ne katılma davetini kabul eden Türkiye Başbakanı, ayın 22´sinde Atina´ya gelmeden önce, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu´nun Atina´yı ziyaret etmesi bekleniyor. Davutoğlu´nun Yunan mevkidaşı Dimitris Druças´la görüşmesinde, Erdoğan´ın mayıs ayında gerçekleştirdiği Atina ziyaret sırasında kurulan Yunanistan-Türkiye Üst Düzey İşbirliği Konseyi´nin çalışmaları ele alınacak. 15 Ekimde Devlet Bakanı ve Türkiye´nin AB üyelik müzakerelerinden sorumlu Bakanı Egemen Bağış, Atina´ya geliyor. Bağış, Yeni Liderler Forumu´nda bir konuşma yapacak ve Druças´la görüşecek.


Kıbrıs Postası
09.10.2010
Çelik: Türkiye müzakerelerde her türlü formatta görüşmeye hazır


Türkiye’deki AK Parti’nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakanlık Başdanışmanı Ömer Çelik, Türkiye’nin Kıbrıs müzakerelerinde BM Genel Sekreteri´nin önereceği her türlü formatta görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı´nın (ELİAMEP) düzenlediği "Türk-Yunan ilişkileri: Bugünkü durum - Gelecek perspektifi" konulu panelin basına açılan 2. ve son gününde konuşma yapan Çelik, "Kıbrıs müzakerelerine Türkiye´nin de dahil olup olmayacağı" yönündeki bir soruya karşı, "Biz, BM Genel Sekreteri´nin iyi niyet misyonu çerçevesinde önereceği her türlü formatta görüşmeye hazırız. Genel Sekreter hangi konularda görüşülmesini istiyorsa, biz bu konuda Türkiye olarak pozitif katkı vermeye hazırız" ifadesini kullandı.

"Coğrafi olarak ne kadar yakınsak psikopolitik olarak zaman içerisinde o kadar uzaklaşmışız. Esas aşılması gereken mesele budur" diyen Çelik, "Casus Belli, Ege ve Kıbrıs gibi konulardan bahsediyoruz. Bu sorunlar çözülmediği takdirde ilerleyemeyceğimiz söyleniyor. Bunları çok uzun zaman konuştuk. Aldığımız izlenim, genel olarak gördüğümüz, somut bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, istikşafi görüşmelerin iyi gittiği yönündedir. Dolayısıyla müsbet bir ilerleme olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.


Volkan Gazetesi (KKTC)
10.10.2010
Çelik: Kıbrıs’ı her formatta görüşmeye hazırız


Türkiye´deki AK Parti´nin Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakanlık Başdanışmanı Ömer Çelik, Türkiye´nin Kıbrıs müzakerelerinde BM Genel Sekreteri´nin önereceği her türlü formatta görüşmeye hazır olduğunu söyledi.

Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı´nın (ELİAMEP) düzenlediği "Türk-Yunan ilişkileri: Bugünkü durum - Gelecek perspektifi" konulu panelin basına açılan 2. ve son gününde konuşma yapan Çelik, "Kıbrıs müzakerelerine Türkiye´nin de dahil olup olmayacağı" yönündeki bir soruya karşı, "Biz, BM Genel Sekreteri´nin iyi niyet misyonu çerçevesinde önereceği her türlü formatta görüşmeye hazırız. Genel Sekreter hangi konularda görüşülmesini istiyorsa, biz bu konuda Türkiye olarak pozitif katkı vermeye hazırız" ifadesini kullandı.

"Coğrafi olarak ne kadar yakınsak psikopolitik olarak zaman içerisinde o kadar uzaklaşmışız. Esas aşılması gereken mesele budur" diyen Çelik, "Casus Belli, Ege ve Kıbrıs gibi konulardan bahsediyoruz. Bu sorunlar çözülmediği takdirde ilerleyemeyceğimiz söyleniyor. Bunları çok uzun zaman konuştuk. Aldığımız izlenim, genel olarak gördüğümüz, somut bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, istikşafi görüşmelerin iyi gittiği yönündedir. Dolayısıyla müsbet bir ilerleme olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.


Haber7 ve Haber.be
08.10.2010
Yunanistan Tehdit Olmaktan Çıktı


Başbakanlık Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın, "Türkiye´nin, Yunanistan´ı bir tehdit olarak değil, komşu ve ortak olarak gördüğünü" belirtti.

Kalın, Atina´da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde, Türk-Yunan ilişkileri ile Kıbrıs konusuna ve Türkiye´nin AB perspektifine değindi.

Yunanistan´da, Yorgo Papandreu´nun başbakan olmasıyla iki ülke ilişkilerinin "daha iyi bir yönde ilerlediğini" ifade eden Kalın, "Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile Papandreu arasında çok iyi bir ilişki oluştuğunu" kaydetti.

Kalın, "Papandreu´nun, Başbakan Erdoğan gibi olayları uluslararası açıdan değerlendirdiğini" belirterek, "Sonuç olarak siyasi istek mevcut. Ege konusunda istikşafi görüşmeler sürüyor. Bildiğim kadarıyla atmosfer iyi. Bundan sonraki adım, iki ülkede kamuoylarının hazırlanmasıdır" ifadesini kullandı.

Türkiye´nin, Yunanistan´ın Ege´de karasularını 12 mile çıkarmasını savaş nedeni sayma (casus belli) kararıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Kalın, "bunun, TBMM´nin, geçmişte Yunanistan Parlamentosunun almış olduğu belirli bir karara karşı tepkisi olduğunu" kaydederek, "her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesine yönelik alınacak yeni kararların adil bir hareket olacağını" belirtti.

Kalın, şunları kaydetti: "Herşeyden önce, biz ikili ilişkilerimizde ve Ege ile ilgili sorunlarda ´casus belli´ deyimini hiçbir zaman kullanmıyoruz. Bu, 1995 yılının Haziran ayında, Yunanistan Parlamentosunun bir kararına, Parlamentonun Ege´de karasularını 12 mile genişletme hakkı bulunduğuna ilişkin bir yasasına karşı belirli bir tepkiydi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yunan parlamentosunun bu kararına cevap verdi. Hepsi bu kadar. Bizim bu konuda bugünkü önerimiz, her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesi ve sorunun Türk-Yunan sorunlarının toplu çözümü çerçevesinde sonuçlandırılmaya bırakılması yönündedir. Çünkü konunun özünü araştırırsak, Ege ile Doğu Akdeniz´i, ticaret, göçmenler, terör vs gibi diğer sorunların toplu bir çözümünün parçası olarak ne şekilde paylaşacağımızla ilgilidir."

Başbakanlık Başdanışmanı Kalın, Türkiye ile Yunanistan´da silahların karşılıklı olarak azaltılmasına ilişkin bir soru üzerine, "Böyle bir şeyin mümkün olduğunu ancak, bunun Ege, azınlıklar, Heybeliada ve Yunanistan´daki Müslüman azınlık gibi sorunların genel bir çözümünün doğal sonucu olarak ortaya çıkacağını" kaydetti.

Kalın, "Bu konudaki atmosfer sanırım olumlu. Yunanistan´ı artık bir tehdit olarak görmüyoruz. Bu eskidendi, artık değil. Şimdi Yunanistan´ı komşu ve ortak olarak görüyoruz" ifadesini kullandı.

KIBRIS

Kalın, Kıbrıs konusuyla ilgili olarak da, "Türkiye´nin bu konudaki politikasının genel çerçevesinin Ada´daki her iki toplumun hükümette eşit olarak temsil edilmesi yönünde olduğunu" belirtti.

"Birleşmiş Milletlerin (BM) ve Annan Planı´nın da genel çerçevesinin bu yönde olduğunu, yeni müzakerelerde de halen olmaya devam ettiğini" kaydeden Kalın, "Bugünkü durum ne Rum tarafı ne de Türk tarafı için kalıcı değil. Her iki toplumun da hükümette eşit şekilde temsil edildiği bir Ada arzu ediyoruz. Genel çerçeve budur" ifadesini kullandı.

Kalın, Türkiye´nin havaalanı ve limanlarını Rum gemilerine açmasıyla ilgili bir soru üzerine de, "Böyle bir şeyin, sadece Kıbrıs sorununun toplu bir çözümüyle mümkün olabileceğini" kaydetti.

TÜRKİYE´NİN AB PERSPEKTİFİ

Türkiye’nin AB perspektifine değinen Kalın, "AB´ye katılımın Türkiye´nin stratejik bir hedefi olduğunu ve bundan vazgeçmeyeceğini" belirtti.

"Türkiye´nin, bir dizi reformları parlamentosundan geçirmeyi ve Gümrük Birliği´ne katılmayı bu nedenle kabul ettiğini" kaydeden Kalın, "Türkiye´nin, AB´den beklediği karşılığı görmemesi, AB üyeliğinden vazgeçecektir anlamına gelmez. Bu stratejik hedefimizden vazgeçmeyeceğiz. Ancak, bu hedefe ulaşma sürecinde bazı konulara açıklık getirilmesini istemek bizim hakkımız olduğuna inanıyoruz. Eğer hedef gerçekten tam üyelik ise müzakereleri sonsuza kadar ertelenmek yerine belirli bir zaman süreci olmalı" ifadesini kullandı.

TÜRKİYE´NİN ORTADOĞU VE BALKANLAR POLİTİKASI

Başdanışman Kalın, Türkiye´nin Ortadoğu ve Balkanlar konusundaki politikasıyla ilgili sorular üzerine de, "Türkiye´nin bu konulara olan ilgisinin Avrupa, ya da ABD ile ilgili herhangi bir hayal kırıklığından kaynaklanmadığını, Türkiye´nin dış politikasını iyileştirme girişimlerinin ve ufuklarını genişletme düşüncesinin bir parçası olduğunu" belirtti.

"Türkiye´nin, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Konseyi (AK) gibi birçok Avrupa kurumunun üyesi olduğunu ve bu konudaki tavrının AB ve NATO ile olan ilişkilerinin aleyhine olmadığının" altını çizen Kalın, şunları kaydetti:

"Anormal olan daha önceki durumdu. Yani komşularımızla siyasi ve ekonomik ilişkilerin olmamasıydı. Şimdi bunlarla ilişkilerimizi geliştiriyoruz. İran, Suriye ve Irak ile ilişkilerimizi iyileştirirken, bölgemizde güvenliği tesis etmeye çalışıyoruz. ABD, soğuk savaş dönemindeki büyük rakibi Rusya ile ilişkilerini iyileştirebiliyorsa, Türkiye aynı şeyi komşusu olan Rusya ile neden yapmasın?."


Hürriyet Almanya
08.10.2010
Kalın: 12 mil ile ‘casus belli’ eşzamanlı geri çekilsin


Başbakanlık Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın, “Türkiye’nin, Yunanistan’ı bir tehdit olarak değil, komşu ve ortak olarak gördüğünü” belirtti.

Kathimerini Gazetesi’ne demeç veren Kalın, Yunanistan’ın Ege’de karasularını 12 mile çıkarmasını Türkiye’nin savaş nedeni (casus belli) saymasıyla ilgili bir soruyu da yanıtladı. Kalın, “her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesine yönelik alınacak yeni kararların adil bir hareket olacağını” belirtti.

Doç. İbrahim Kalın, şunları kaydetti: “Herşeyden önce, biz ikili ilişkilerimizde ve Ege ile ilgili sorunlarda ‘casus belli’ deyimini kullanmıyoruz. Bu, 1995 yılının Haziran ayında, Yunanistan Parlamentosu’nun Ege’de karasularını 12 mile genişletme hakkı bulunduğuna ilişkin bir yasasına karşı belirli bir tepkiydi. Bizim bu konuda bugünkü önerimiz, her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesi ve sorunun Türk-Yunan sorunlarının toplu çözümü çerçevesinde sonuçlandırılmaya bırakılması yönündedir.”


AB Haber
09.10.2010
İbrahim Kalın:‘Limanları toplu çözüm olursa açarız


Başbakanlık Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın, Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine sadece Kıbrıs sorununun toplu bir çözümüyle mümkün olabileceğini söyledi.

Kalın, Atina´da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde, Türk-Yunan ilişkileri ile Kıbrıs konusuna ve Türkiye´nin AB perspektifine değindi.

Kalın, Kıbrıs konusuyla ilgili olarak ´Türkiye´nin bu konudaki politikasının genel çerçevesinin Ada´daki her iki toplumun hükümette eşit olarak temsil edilmesi yönünde olduğunu´ belirtti.

´Birleşmiş Milletlerin (BM) ve Annan Planı´nın da genel çerçevesinin bu yönde olduğunu, yeni müzakerelerde de halen olmaya devam ettiğini´ kaydeden Kalın, ´Bugünkü durum ne Rum tarafı ne de Türk tarafı için kalıcı değil. Her iki toplumun da hükümette eşit şekilde temsil edildiği bir Ada arzu ediyoruz. Genel çerçeve budur´ ifadesini kullandı.

Kalın, Türkiye´nin havaalanı ve limanlarını Rum gemilerine açmasıyla ilgili bir soru üzerine de, ´Böyle bir şeyin, sadece Kıbrıs sorununun toplu bir çözümüyle mümkün olabileceğini´ kaydetti. Yunanistan´da, Yorgo Papandreu´nun başbakan olmasıyla iki ülke ilişkilerinin ´daha iyi bir yönde ilerlediğini´ ifade eden Kalın, ´Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile Papandreu arasında çok iyi bir ilişki oluştuğunu´ kaydetti.

Kalın, ´Papandreu´nun, Başbakan Erdoğan gibi olayları uluslararası açıdan değerlendirdiğini´ belirterek, ´Sonuç olarak siyasi istek mevcut. Ege konusunda istikşafi görüşmeler sürüyor. Bildiğim kadarıyla atmosfer iyi. Bundan sonraki adım, iki ülkede kamuoylarının hazırlanmasıdır´ ifadesini kullandı. Türkiye´nin, Yunanistan´ın Ege´de karasularını 12 mile çıkarmasını savaş nedeni sayma (casus belli) kararıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Kalın, ´bunun, TBMM´nin, geçmişte Yunanistan Parlamentosunun almış olduğu belirli bir karara karşı tepkisi olduğunu´ kaydederek, ´her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesine yönelik alınacak yeni kararların adil bir hareket olacağını´ belirtti.


Kıbrıs Postası
08.10.2010
Kalın: Limanlarımızın Rum gemilerine açılması Kıbrıs Sorununa çözümle mümkün


TC Başbakanlık Başdanışmanı Doç. Dr. İbrahim Kalın, Türkiye’nin limanlarını Rum gemilerine açılmasının sadece Kıbrıs sorununun toplu bir çözümüyle mümkün olabileceğini söyledi.

Kalın, Atina´da yayımlanan Kathimerini gazetesindeki demecinde, Türk-Yunan ilişkileri ile Kıbrıs konusuna ve Türkiye´nin AB perspektifine değindi.

Kalın, Kıbrıs konusuyla ilgili olarak "Türkiye´nin bu konudaki politikasının genel çerçevesinin Ada´daki her iki toplumun hükümette eşit olarak temsil edilmesi yönünde olduğunu" belirtti.

"Birleşmiş Milletlerin (BM) ve Annan Planı´nın da genel çerçevesinin bu yönde olduğunu, yeni müzakerelerde de halen olmaya devam ettiğini" kaydeden Kalın, "Bugünkü durum ne Rum tarafı ne de Türk tarafı için kalıcı değil. Her iki toplumun da hükümette eşit şekilde temsil edildiği bir Ada arzu ediyoruz. Genel çerçeve budur" ifadesini kullandı.

Kalın, Türkiye´nin havaalanı ve limanlarını Rum gemilerine açmasıyla ilgili bir soru üzerine de, "Böyle bir şeyin, sadece Kıbrıs sorununun toplu bir çözümüyle mümkün olabileceğini" kaydetti.

Yunanistan´da, Yorgo Papandreu´nun başbakan olmasıyla iki ülke ilişkilerinin "daha iyi bir yönde ilerlediğini" ifade eden Kalın, "Başbakan Recep Tayip Erdoğan ile Papandreu arasında çok iyi bir ilişki oluştuğunu" kaydetti.

Kalın, "Papandreu´nun, Başbakan Erdoğan gibi olayları uluslararası açıdan değerlendirdiğini" belirterek, "Sonuç olarak siyasi istek mevcut. Ege konusunda istikşafi görüşmeler sürüyor. Bildiğim kadarıyla atmosfer iyi. Bundan sonraki adım, iki ülkede kamuoylarının hazırlanmasıdır" ifadesini kullandı.

Türkiye´nin, Yunanistan´ın Ege´de karasularını 12 mile çıkarmasını savaş nedeni sayma (casus belli) kararıyla ilgili bir soruyu yanıtlayan Kalın, "bunun, TBMM´nin, geçmişte Yunanistan Parlamentosunun almış olduğu belirli bir karara karşı tepkisi olduğunu" kaydederek, "her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesine yönelik alınacak yeni kararların adil bir hareket olacağını" belirtti.

Kalın, şunları kaydetti: "Herşeyden önce, biz ikili ilişkilerimizde ve Ege ile ilgili sorunlarda ´casus belli´ deyimini hiçbir zaman kullanmıyoruz. Bu, 1995 yılının Haziran ayında, Yunanistan Parlamentosunun bir kararına, Parlamentonun Ege´de karasularını 12 mile genişletme hakkı bulunduğuna ilişkin bir yasasına karşı belirli bir tepkiydi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, Yunan parlamentosunun bu kararına cevap verdi. Hepsi bu kadar. Bizim bu konuda bugünkü önerimiz, her iki kararın da eş zamanlı olarak geri çekilmesi ve sorunun Türk-Yunan sorunlarının toplu çözümü çerçevesinde sonuçlandırılmaya bırakılması yönündedir. Çünkü konunun özünü araştırırsak, Ege ile Doğu Akdeniz´i, ticaret, göçmenler, terör vs gibi diğer sorunların toplu bir çözümünün parçası olarak ne şekilde paylaşacağımızla ilgilidir."

Başbakanlık Başdanışmanı Kalın, Türkiye ile Yunanistan´da silahların karşılıklı olarak azaltılmasına ilişkin bir soru üzerine, "Böyle bir şeyin mümkün olduğunu ancak, bunun Ege, azınlıklar, Heybeliada ve Yunanistan´daki Müslüman azınlık gibi sorunların genel bir çözümünün doğal sonucu olarak ortaya çıkacağını" kaydetti.

Kalın, "Bu konudaki atmosfer sanırım olumlu. Yunanistan´ı artık bir tehdit olarak görmüyoruz. Bu eskidendi, artık değil. Şimdi Yunanistan´ı komşu ve ortak olarak görüyoruz" ifadesini kullandı.

TÜRKİYE´NİN AB PERSPEKTİFİ

Türkiye;nin AB perspektifine değinen Kalın, "AB´ye katılımın Türkiye´nin stratejik bir hedefi olduğunu ve bundan vazgeçmeyeceğini" belirtti.

"Türkiye´nin, bir dizi reformları parlamentosundan geçirmeyi ve Gümrük Birliği´ne katılmayı bu nedenle kabul ettiğini" kaydeden Kalın, "Türkiye´nin, AB´den beklediği karşılığı görmemesi, AB üyeliğinden vazgeçecektir anlamına gelmez. Bu stratejik hedefimizden vazgeçmeyeceğiz.

Ancak, bu hedefe ulaşma sürecinde bazı konulara açıklık getirilmesini istemek bizim hakkımız olduğuna inanıyoruz. Eğer hedef gerçekten tam üyelik ise müzakereleri sonsuza kadar ertelenmek yerine belirli bir zaman süreci olmalı" ifadesini kullandı.

TÜRKİYE´NİN ORTADOĞU VE BALKANLAR POLİTİKASI

Başdanışman Kalın, Türkiye´nin Ortadoğu ve Balkanlar konusundaki politikasıyla ilgili sorular üzerine de, "Türkiye´nin bu konulara olan ilgisinin Avrupa, ya da ABD ile ilgili herhangi bir hayal kırıklığından kaynaklanmadığını, Türkiye´nin dış politikasını iyileştirme girişimlerinin ve ufuklarını genişletme düşüncesinin bir parçası olduğunu" belirtti.

"Türkiye´nin, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Avrupa Konseyi (AK) gibi birçok Avrupa kurumunun üyesi olduğunu ve bu konudaki tavrının AB ve NATO ile olan ilişkilerinin aleyhine olmadığının" altını çizen Kalın, şunları kaydetti:

"Anormal olan daha önceki durumdu. Yani komşularımızla siyasi ve ekonomik ilişkilerin olmamasıydı. Şimdi bunlarla ilişkilerimizi geliştiriyoruz. İran, Suriye ve Irak ile ilişkilerimizi iyileştirirken, bölgemizde güvenliği tesis etmeye çalışıyoruz.

ABD, soğuk savaş dönemindeki büyük rakibi Rusya ile ilişkilerini iyileştirebiliyorsa, Türkiye aynı şeyi komşusu olan Rusya ile neden yapmasın?."


Today´s Zaman
10.10.2010
Turkey’s public diplomacy efforts start with former foe Greece


The recently established Prime Ministry Directorate of Public Diplomacy organized its first meeting last week in Athens with the Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP) in order to turn the two monologs of Turkey and Greece into a dialogue.

Some prominent Turkish scholars and journalists met with their Greek counterparts in Athens and discussed bilateral relations and regional cooperation as well as their perceptions of each other in the two-day meeting.

The ruling Justice and Development Party (AK Party) Chairman of Foreign Affairs Ömer Çelik in his opening remarks at the meeting underlined that although the AK Party is a conservative party, at the same time it is attempting a transformation for the sake of stability.

He underlined that Turkish modernization is established on the basis of an elitist model that has led to a conflict between periphery and center, but since the AK Party came to power this situation has been transformed and democracy has been strengthened. According to Çelik, this transformation is also reflected in the foreign policy of Turkey; he stated, “Our [guiding] principles in foreign policy are zero problems with neighbors, a win-win approach and a desire to act on the basis of moral values.”

He stressed that in the Balkans, Middle East and Caucasus individual countries have thought for a long time that their own stability and prosperity can only be established at the expense of the others, but their party is trying to change this understanding. “We think that only regional prosperity can assure the prosperity of the individual countries, only regional security can ensure the individual countries’ security. We don’t want neighbors that are concerned about their stability, security and prosperity. This is against our interests. This is why I can tell you that Turkey’s most important export is stability,” he said.

Çelik reminded the participants that in the past Turkey and Greece had followed policies at each other’s expense but that the political vision of the AK Party is based on the idea of not only trying to solve the bilateral problems but also improving a joint vision of regional and global issues.

“We have to transform our relations from two separate monologues into a meaningful dialogue. This is the only way to create a joint vision. Bilateral problems will be easily solved when we turn into countries that are elevating each other instead of trying to bring each other down. We think that solving the bilateral problems between Greece and Turkey is not enough; we should concentrate on acting with a common vision for addressing problems in the region,” he said.

Chief Advisor to the Prime Minister İbrahim Kalın underlined that Turkish foreign policy has started to be based on self-confidence, especially in recent years, and that the source of this self-confidence is an improvement in Turkish society’s self-esteem, which derives from the success in the struggle for democracy. According to him, the Turkish economy has also improved very quickly and the Turkish business community has become a new actor in foreign policy.

Kalın also stressed the zero problems with neighbors and win-win principles of Turkish foreign policy and said the political will to solve bilateral problems between Greece and Turkey is very strong, adding: “If you consider our rather troubled relations of the last 60 years, this is a new beginning. The political will has to be followed by public opinion. We should prepare our societies for further engagements to address all these problems. Once we do that we can imagine a new eastern Mediterranean, based on mutual understandings,” Kalın told the audience.

Professor Loukas Tsouskalis reminded the participants that Greece is going through a serious economic crisis but that this crisis is leading towards a major transformation in politics as well. He underlined that the majority of Greeks realize that the country has to pass through structural reforms and that the only alternative is experiencing some pain in order to succeed in the long run.

“The country is going through a difficult period, but the most likely scenario is that the country will end up with a much more dynamic and competitive economy and more self-confidence, and this positive change in our domestic situation will be reflected in our foreign policy,” he explained.

Dr. Thanos Dokus, general director of ELIAMEP, underlined that the top priority of the Greek government is to restore its image and to conduct its foreign policy with limited economic means. After summarizing Greek relations with Balkan countries and the EU, he recalled that Greek-Israeli ties had recently started to improve -- a move that has been welcomed by Greek business circles.

However, he added that Greece has a privileged relationship with Palestine and that although its relations with Israel have drawn criticism from some circles in the country saying that Greece has sacrificed its ethics this was not the situation, and Greek-Israeli relations should be evaluated in accordance with pragmatism.

When it comes to Turkish-Greek relations Dokus underlined that due to Turkey’s zero problems with neighbors foreign policy there are high expectations in Greek society for an improvement of bilateral relations but that some segments of society think nothing has changed and that nothing will change. He also referred to the results of the referendum for constitutional amendments held in Turkey in September, saying, “We hope the referendum results will strengthen the Turkish government and that they will reflect bilateral relations.”

Tarık Oğuzlu from Bilkent University underlined that a culture of crisis management in Turkish-Greek relations has developed but that an approach which values conflict resolution has not yet been attempted. He also mentioned that in the past Greece was considered a troublemaker in Turkey’s EU process but that this perception has changed.

“For Turkey, more than EU membership, the process of accession is important, and such a perception is easing Turkish-Greek relations,” he pointed out.

Oğuzlu added that there are still challenges awaiting bilateral relations, including the perceptions among the public in both countries, the need to be under the common EU identity umbrella and, most importantly, the Cyprus issue.

Professor Panagiotis Tskonas from Aegean University also spoke about the EU-Greece-Turkey triangle and said in the past Greece referred its disagreements with Turkey to the EU, but now this situation has changed. He added: “The EU asked Turkey to be careful about its relations with Greece, but withdrew from bilateral problems. This is an important change because it brings a new dynamism to bilateral relations.”

During the meeting several participants raised certain concerns; for example, Fuat Aksu from Yıldız Technical University underlined that despite the good will, the atmosphere based on mutual trust is not truly sustainable. Aksu also underlined that several problems stem from the foundation of both countries and that major problems such as drawing maritime borders have not been solved.

Aksu also underlined that trade relations have not reached a point that can create pressure on the political level for the solution of certain problems.

Elçin Macar, also from Yıldız Technical University, underlined in his speech the importance of discrimination against minorities in both countries and added that both Turkey and Greece must take steps forward in this field.

Writer Hercules Millas emphasized the existence of prejudice stemming from nationalistic perceptions of identity and that sitting down at the table before having addressed these prejudices does not usually yield beneficial results.


Phantis (Yunanistan)
09.10.2010
“Turkish PM´s chief advisors calls for "a joint vision" with Greece”


Turkish PM´s chief advisors said Turkey and Greece should craft "a joint vision" and settle their bilateral issues through dialogue

Turkish premier´s chief advisor on Friday said Turkey and Greece should craft what he called "a joint vision" to settle their bilateral issues.

"Turkey and Greece should put in place a joint political vision through which they act and solve their problems. It would be utterly wrong waiting for the settlement of issues before we could devise such a vision," Omer Celik told a discussion panel in Athens on Turkish-Greek relations, held by Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP).

Celik said there were tasks that Turkey and Greece could jointly act on such as the Mediterranean, the Aegean, the Middle East and the Balkans.

Celik said Turkey´s main goal of foreign policy was to pursue zero-problem and a win-win approach in a bid to build security jointly and ensure stability.

"We do not give any credit to the idea that foreign policy rules out any values but sheer interests. We are pursuing a policy based on values and we showcase that moral grounds have an indispensable part in our foreign policy," Celik said.

"Dialogue and joint will"

The chief advisor for the Turkish premier said that Turkey and Greece could overcome problems by developing their dialogue.

Associate Professor Ibrahim Kalin said at a discussion panel in Athens on Turkish-Greek relations organized by the Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP), "we will succeed in solving our problems by developing a joint vision and displaying a joint will. Recent dynamism in Turkey´s foreign policy is the result of the multidimensional policy."

"Undoubtedly, there are many problems in our region. Instead of defining those problems as crises and getting lost in their details, we prefer to develop a vision about our region. It helps us to deal with the problems more easily," he said.

"Turkey became the 17th biggest economy of the world and the 6th biggest economy of Europe. It has a young and dynamic population. Some 40 percent of the population is under the age of 30. And this young population wants more democracy, human rights and transparency. Today, people can discuss many issues from the Kurdish issue to religious minorities freely," he said.

"Economy is one of the most important elements of the foreign policy. Turkey has a sound economy of nearly 800 million USD. Projects undertaken by Turkish businessmen in the other countries became one of the most important aspects of our foreign policy," he said.

Kalin highlighted importance of economic dimension in Turkey-Greece relations. "There are currently about 400 Greek companies operating in Turkey," he said.

"We hope that a ground has been ready now to open a new page in Turkey-Greece relations. We need to take steps to strengthen the political will and the regional mission. Turkey does not consider Greece as a threat. We consider Greece as a business partner and a neighboring country," Kalin added.


ANSAmed (İtalya)
08.10.2010
Turkey-Greece: AK Party Offıcial Meets Greek Fm in Athens


Omer Celik, Turkish deputy chairman in charge of foreign affairs of the ruling Justice and Development (AK) Party, met with Greek Foreign Minister Dimitris Droutsas as part of his talks in Athens on Thursday. Celik met Droutsas following a conference on Turkish-Greek relations.

After his meeting with Droutsas, Celik told reporters that Turkey and Greece had problems that had been widely known by everyone in detail. "However, relations between Turkey and Greece should not be considered only as these problems. Relations should not be confined in these problems. Wa have already been exerting efforts to overcome these problems. Obviously, there is a progress on the way to a solution," Celik said. ´´What is needed is a broader vision to look at Turkish-Greek relations,´´ he said.

Celik went on saying that Turkey and Greece had possible joint missions and cooperations to achieve peace, security and prosperity in the Balkans, Middle East, Mediterranean and the Aegean. "If we concentrate on these, we will be able to see that this joint vision is greater than the problems we have," Celik said.


Kathimerini
08.10.2010
Erdogan wants to boost ties, aide says


Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan, due to visit Athens on October 22 for a summit on the environment and sustainable development, is committed to improving Turkey’s bilateral relations with Greece and shares the global outlook of his Greek counterpart George Papandreou, a senior adviser to Erdogan has told Kathimerini.

“Despite the serious domestic problems that he faces, George Papandreou remains a globalist, as does Erdogan,” Ibrahim Kalin told Kathimerini in an interview, adding that the two leaders had developed “a very good relationship.”

“The political will is there – the next step is to prepare the public opinion in both our countries,” Kalin said.

Questioned about Turkey’s longstanding threat against Greece against extending its territorial waters in the Aegean, Kalin noted, “We never use the expression casus belli in relation to our bilateral ties or the problems in the Aegean.”

Erdogan’s adviser said that the threat was “a specific reaction [by Turkey] in June 1995 against a specific decision by the Greek Parliament” to express Greece’s right to extend its territorial waters to 12 nautical miles from 6. Ankara’s position, Kalin said, is that each side revoke these decisions and “allow the matter to be tackled in the broader context of Greek-Turkish problems.” He said these problems included the two countries’ coexistence in the Aegean and the fight to curb illegal immigration and trade.

Erdogan’s adviser said that Turkey was in favor of the two countries scaling back their defense spending. “I think the climate [for such a change] is positive,” he said. “We do not see Greece as a threat. We did in the past, but not anymore. Now we see Greece as a neighbor and partner,” Kalin said, echoing similar comments made by Erdogan during a public address in Istanbul earlier this week.

Today Kalin and Omer Celik, the vice chairman of Turkey’s ruling party, are to participate in a seminar on Greek-Turkish relations organized by the Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP) at the Foreign Ministry in Athens.


Athens News Agency
10.10.2010
FM receives AKP official, Erdogan adviser; separate meeting with Cypriot envoy


Foreign Minister Dimitris Droutsas on Thursday launched a series of contacts with ambassadors accredited to Greece, first meeting with Republic of Cyprus ambassador Joseph Joseph.

Both sides reaffirmed the continuous and close cooperation shared by Greece and Cyprus, as well as, the continuous and excellent cooperation between the Cypriot embassy in Athens and the foreign ministry. The meeting focused on developments in the Cyprus issue and other matters of mutual interest.

Later in the afternoon, the Greek FM met with the deputy chairman of Turkey´s ruling Justice and Development Party (AKP), Omer Celik, as well as with Ibrahim Kalin, the international affairs counselor to Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan.

On Friday, Droutsas will separately receive the new ambassadors of the United States, Japan and Germany, while on Monday he will meet with the UN Special Rapporteur on Torture, Manfred Nowak.

On Tuesday Droutsas will focus on Greek activities organised to take place within the framework of the European Anti-trafficking Day, while on Thursday he will participate in a joint NATO extraordinary meeting of foreign and defense ministers.

Meanwhile, Deputy FM Spyros Kouvelis met on Thursday with Union of Greek Shipowners President Theodoros Veniamis and later in the afternoon was set to participate in a forum at the Athens Concert Hall (Megaron) on the subject of "Major trends in the Geopolitical Dynamics of the 21st century", together with former Italian prime minister and former European Commission president Romano Prodi and journalist Jean-Marie Colombani.

On Tuesday, Kouvelis will participate in a discussion on "biodiversity and Mediterranean" hosted by the French embassy.

Finally, Dep. FM Dimitris Dollis and Minister of State Haris Pamboukis will visit Israel next week as a follow up to the Israeli prime minister´s visit to Athens over the summer.

Turkish PM in Athens on October 22 for climate change meeting Turkish Prime Minister Recep Tayyip Erdogan is due to visit Athens on October 22 in order to take part in an international conference on climate change in the Mediterranean, the Greek foreign ministry said on Thursday. The event is called the Mediterranean Climate Change Initiative and will take place in the Astir Palace seaside resort of Vouliagmeni in Attica.

Foreign ministry spokesman Grigoris Delavekouras was unable to confirm whether Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoglu will visit Athens before or after Erdogan while noting that an agreement for a visit by Davutoglu in October had been agreed in New York.

With regard to relations with Turkey in general, Delavekouras repeated Athens´ position in favour of enhancing and deepening bilateral relations and said that similar positions were expressed by the other side but had to be backed up by appropriate actions.

"Up until now, some of Turkey´s actions are contrary to the practices ordained by international law and the code of good neighbour relations," he added.

The spokesman said that the visit by Davutoglu was taking place as a follow-up to the high-level Cooperation Council between Greece and Turkey in May, in order to plan the next steps and advance the process of exploratory contacts.

He noted that the 47th round of Greek-Turkish exploratory talks was taking place in Bodrum on Friday but refused to discuss the details, noting that the talks were confidential and concerned delineation of the Aegean continental shelf.


Kathimerini
08.10.2010
"Artık Casus Belli Hakkında Konuşmuyoruz"
Petro Papakonstantinu


Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın, Yunan kara sularının 12 mile genişletilmesi olasılığına karşı Türk “casus belli”nin (savaş nedeni) ve Yunan parlamentosunun ilgili kararının eşzamanlı iptalini öneriyor. Sayın Kalın gazetemize verdiği mülakatta Yorgo Papandreu’nun “enternasyonalist” politikalarını övdü ve iki ülkede silahlanmaların paralel olarak azaltılması yönündeki iyimserliğini dile getiriyor. Bugün saat 11:00’de Sayın Kalın ve iktidardaki AKP Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakan Başdanışmanı Ömer Çelik Dışişleri Bakanlığında ELIAMEP’in düzelmediği Türk-Yunan ilişkileri konulu panele katılacaklar.

Papakonstantinu: Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan dün Avrupalı liderlere hitaben “bizi AB’ne istemiyorsanız en iyisi söyleyin” dedi. Hayal kırıklığı Türkiye’yi Avrupa adaylığından vazgeçmeye yönlendirebilir mi?

Kalın: Hayır. Avrupa Birliğine üyeliğimiz stratejik hedef olarak kabul ediyoruz. Bu nedenle bütün bu reformları Meclis’ten geçiriyoruz, bu nedenle 1995’te gümrük birliğini kabul ettik. Bu stratejik hedeften vazgeçmeyeceğiz fakat bu hedefe ulaşma yolunda bir netlik olması gerektiğine inanıyoruz. Hedef gerçekten tam üyelikse o zaman müzakereler sonsuza kadar devam edeceğine bir zaman çerçevesi belirlenmesi gereklidir.

Papakonstantinu: Amerikalı Savunma Bakanı Sayın Gates Avrupalıları, Türkiye’yi yabancılaştırmakla suçladı ve Türkiye’nin Batı’dan Doğu’ya yön değiştirmesinden sorumlu olduklarını söyledi. Bu tür bir rol değişikliği sizce cazip mi?

Kalın: Hayır. Balkanlar’la, Kafkasya ve Ortadoğu’yla ilgilenmemiz Avrupa ya da ABD’den herhangi bir hayal kırıklığından kaynaklanmıyor. Dış politikamızın yeniden düzenlenmesi ve ufuklarının genişletilmesi girişimimizin bir bölümüdür. Anormal olan bundan öncesiydi, yani komşularımızla ekonomik ve siyasi ilişkilerimizin olmaması. Şimdi bunlarla ilişkilerimizi geliştiriyoruz fakat bunu AB ve NATO ile ilişkilerimizin aleyhine olacak şekilde yapmıyoruz.

Papakonstantinu: Ancak, İran yönünde Erdoğan-Lula arabuluculuğu ve ülkenizin “Özgürlük Konvoyu” olayı nedeniyle İsrail’le çatışması ABD’yi kaygılandırdı.

Kalın: Bütün bunlara rağmen uygulamada, ticaretimizin yüzde 50’den fazlası Avrupa’yla gerçekleşiyor. Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Örgütü ve Avrupa Konseyi gibi birçok Avrupa kurumlarının üyesiyiz. Almanya ve Fransa’da büyük Türk toplumları yaşıyor. Batı’yla Afganistan’da, Lübnan’da Irak’ta işbirliği içindeyiz. İran, Suriye ve Irak’la ilişkilerimizi düzenlemekle çok basit, bölgemizde güvenlik koşulları şekillendirmeyi amaçlıyoruz. Başkan Bush Cumhurbaşkanı Putin’i Teksas’taki çiftliğine davet ettiğinde bütün dünya “bravo” dedi. Neden ABD Soğuk Savaştaki büyük rakibi Rusya ile ilişkilerini düzeltebilir de Rusya ile sınırı olan Türkiye bunu yapamaz?

Papakonstantinu: Türkiye AB üyesi olmak istiyor fakat Yunanistan’ın, kara sularının 12 mile olası genişletilmesinin savaş nedeni, casus belli olacağı yönünde tehdit ediyor. Bir Avrupa ülkesinin komşu ve ortağı yönünde kullandığı dil bu mudur?

Kalın: Her şeyden önce ikili ilişkilerimiz ya da Ege’deki sorunlar için “casus belli” terimini hiçbir zaman kullanmıyoruz. 1995 yılının Haziran ayında Yunan Parlamentosunda alınan ve Parlamentonun Ege’de kara sularını 12 mile genişletme hakkına sahip olduğunu söyleyen kararına belirli bir tepkiydi. Türk Parlamentosu Yunan Parlamentosunun bu kararına cevap verdi. Bundan fazla bir şey yok.

Bugün önerdiğimiz her iki kararın eşzamanlı olarak geri çekilmesi ve konunun Türk-Yunan sorunlarının kapsamlı çözümüne bırakılmasıdır.

Papakonstantinu: Bu tür bir gelişme, Türkiye’nin bir tehdidi kaldırması karşılığında Yunanistan’ın uluslararası hukuk temelinde var olan yasal bir hakkından vazgeçtiği anlamını taşıyacaktır. Bu tür bir alışveriş sizce hakkaniyete uygun mu?

Kalın: Hakkaniyete uygun çünkü ufkumuzu genişletirsek asıl konu Ege’yi, Doğu Akdeniz’i nasıl paylaşacağımız ve diğer bütün konulara, ticaret, göç, terörizme karşı mücadele vb konulara kapsamlı bir düzenlemenin parçası olarak bakmaktır.

Silahlanmaların azaltılması gerçekçi bir hedef

Papakonstantinu: Avrupa yolundaki temel sorunlarından birisi liman ve havaalanlarınızı Kıbrıs Cumhuriyeti gemi ve uçaklarına açmamaya devam etmeniz.

Kalın: Bu sorun sadece Kıbrıs konusunun kapsamlı çözümü çerçevesinde çözümlenebilir. Bugünkü durum ne Kıbrıs Rum ne de Kıbrıs Türk tarafı için kalıcı. İki toplumun hükümette eşit bir şekilde temsil edileceği birleşmiş bir ada istiyoruz. Genel çerçeve budur. BM’nin, Annan Planının çerçevesi de buydu ve yeni müzakerelerde de bu devam ediyor.

Papakonstantinu: Kıbrıs Türk kesimindeki siyasi değişiklik, Sayın Eroğlu’nun Sayın Talat’ın yerini alması Kıbrıs Rum tarafınca olumlu karşılanmadı.

Kalın: Sayın Hristofyas ile Sayın Talat arasındaki özel kimya belki iyiydi fakat bir buçuk yılda 71 kez buluştular ve çok az ilerleme kaydedildi. Şimdilik belirtilere göre müzakereler bir yere gitmiyor.

Papakonstantinu: Yorgo Papandreu’nun Başbakanlığı döneminde Türk-Yunan ilişkilerinde ortam daha mı iyi?

Kalın: Kesinlikle. Başbakan Papandreu tam bir lider gibi davranıyor. İç politikada ciddi sorunlarla karşı karşıya gelmiş olmasına rağmen konulara daima enternasyonalist bir dünya bakış açısıyla bakıyor ve Tayyip Erdoğan’ı da bu nitelendiriyor. İki lider aralarında çok iyi bir ilişki kurdu. Bu bağlamda siyasi irade zaten var. Gelecek adım iki ülkedeki kamuoyunu hazırlamak. Ege’ye gelince istikşaf, görüşmeler devam ediyor ve bildiğim kadar da olumlu bir ortam hâkim.

Papakonstantinu: Askeri harcamalar Yunanistan için, özellikle kriz döneminde, çok ağır bir yük. İki ülkenin karşılıklı anlaşmayla eşzamanda askeri silahlanmalarını kısıtlaması gerçekçi bir gelişmemi?

Kalın: Başbakanımız geçenlerde Bulgaristan’da özellikle buna değindi. Bu mümkündür ve sorunların -Ege, azınlıklar, Heybeliada, Yunanistan’da Müslüman azınlık- kapsamlı olarak düzene sokulmasının doğal sonucu olarak gelişecek. Ortam olumlu sanıyorum. Bu geçmişte oluyordu fakat artık olmaz. Şimdi onu komşu ve ortak olarak görüyoruz.

Papakonstantinu: Sayın Davutoğlu “Stratejik Derinlik” kitabında ağır sıklet boksörü Türkiye’nin sürekli hafif sıklet Yunanistan’la antrenman yaptığı için formunu kaybettiğini söylüyordu.

Kalın: Oranları biliyorum fakat bunu yazarken (gazete notu: 2002 yılı) on yıllar boyunca neler olduğundan söz ediyor ve eleştiriyordu.

Papakonstantinu: Ne de olsa Yunanistan için pek de iltifat sayılamaz.

Kalın: Türkiye için de. Aramızda kavga etmekle her ikimizin de ufuklarını daraltıyoruz demek istiyordu.

Papakonstantinu: Ülkeniz IMF’nin kabul ettirdiği kemer sıkma politikası deneyini yaşadı. Bize nasıl bir deneyim transfer edebilirsiniz?

Kalın: Yaşamakta olduğunuz süreç zor. Sağlığınıza kavuşabilmek için zehir içmeniz gerekliymiş gibi. En kısa zamanda krizden kurtulmanız amacıyla sanırım hükümetinizin programını tam olarak uygulaması gerekir. O zaman IMF’ye ihtiyacınız kalmayacak.

Papakonstantinu: Türkiye’de IMF gitmeden önce bütün siyasi sistem yıkılmıştı.

Kalın: Her şey ekonomiyi nasıl ele alacağınıza bağlı. Türkiye’nin şimdi artık IMF’siz ilerlemesinin nedeni ekonomide kendi ayakları üzerinde durmayı başarmış olmasıdır. Anahtar budur.


Kathimerini
09.10.2010
“Casus Belli Başka, 12 Mil Başka”


Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Sayın İbrahim Kalın’ın gazetemize verdiği mülakatta dile getirdiği öneri Atina’da, birbirinden tamamen farklı konuları gruplaştırmaya çalışma yönünde Ankara’nın uyguladığı politikanın bir örneği olarak yorumluyor. Sayın Kalın eş zamanlı olarak casus bellinin kaldırılmasını ve Yunan Parlamentosunun Yunanistan’ın kara sularını 12 mile genişletmesi kararını değiştirmesini önerdi.

Dışişleri Bakanlığı öneriyi değerlendirerek, Yunan Parlamentosunun kararının 160 ülke tarafından kabul edilen Uluslararası Deniz Hukuku Anlaşmasının kabulüyle ilgili bir parametre olduğunu vurguladı. Öte yandan casus belli TBMM tarafından alınan, hiçbir dayanağı olmayan, uluslararası hukuku ihlal eden keyfi bir karardır.

Savunma Bakan Vekili Panos Beglitis ANT1 radyosunda yaptığı açıklamada Türkiye’nin “doğu pazarlığı” mantığı taşıdığını ve bu pazarlıkla “aslında ulusal egemenlik hakkının uygulanmasıyla ilgili olan ve Yunanistan’ın uluslararası deniz hukukundan kaynaklanan bir hakkını, uluslararası hukuku ve BM tüzüğünü açıkça ihlal eden tek taraflı bir uygulamayla aynı masaya koyuyor” dedi.

Sayın Beglitis konuyu Türkiye’nin AB üyesi olma iradesine bağladı: “Avrupa Birliğine üye olmak isteyen bir ülke, şekillenen kanunlar ve bu kanunların ürettiği diğer kanunlar çerçevesinde uluslararası demokratik müktesebata saygı göstermelidir” dedi.


Ta Nea
09.10.2010
“Ege Konusunda Anlaşırsak Lahey´e de Gidebiliriz"


Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dış Politika Başdanışmanı İbrahim Kalın, gazetemize verdiği mülakatta “Türkiye ve Yunanistan ‘karşı tarafın aleyhinde olmayacak bir şekilde’ Ege’de pay sahip olma konusunda anlaşmaya varacak duruma gelirlerse, o zaman Lahey Adalet Divanı’na da gidebiliriz” dedi.

Sayın Kalın ikili sorunların bir bölümünün “Yunanlıların ve Türklerin birbirine çok benzemesinden” kaynaklandığına inanıyor. Ahmet Davutoğlu Dışişleri Bakanı olunca Sayın Kalın Sayın Erdoğan’ın yanında Sayın Davutoğlu’nun eski görevini üstlenerek, 2010 yılının Nisan ayında kurulan Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü’nün Başkanı oldu. Batı kültürünü yakından tanıyan, siyasi açıdan liberal, toplumsal ve dini açıdan tutucu olan Sayın Kalın Türkiye’de siyaseti oluşturan yeni elit grubun bir temsilcisidir.

Müslüman düşünür Türkiye’nin girdiği yeni dönemden büyük heyecanla söz ediyor. Sayın Kalın, “yeni bir özgüven kazandık. Bu özgüven bize çözemeyeceğimiz hiçbir sorun olmadığını söylüyor. Kürt, Ermeni konularını açtık, Yunanistan’la ilişkilerimizi düzeltiyoruz. Dünyadaki en büyük 16’ıncı ekonomik gücüz, gelişmiş bir sivil toplumuz ve bölgede önemli bir oyuncuyuz” diyor.

İmparatorluğa özlem

Sayın Kalın ülkesinde Osmanlı İmparatorluğu’na özlem olduğunu kabul ediyor ancak bunun, “Türk toplumunun tarihiyle barışmasından” kaynaklandığını ve “kısa süre öncesine kadar kısa süre öncesine kadar, Osmanlı döneminin bugünkü toplumu temsil etmediğine dair bir izlenim vardı” diyor. Sayın Kalın o zamandan bu yana durumun değiştiğini iddia ediyor: “artık olaylara Avrupa merkezli değil, dünya tarihi açısından bakıyoruz. Osmanlı da dâhil olmak üzere herkes bu tarihe iyi ya da kötü katkıda bulundu. Osmanlının geçtiği coğrafyalarda bir “kültürler, dini farklılıklar ve ortak özellikler coğrafyası” oluştu. Yunanistan ile Türkiye arasındaki sorunların bir kısmı birbirimize çok benziyor olmamızdan kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Aynı şekilde birleştiğimiz noktalarda var. Dünyaya aynı şekilde bakıyoruz. Bugün bunun bir avantaj olduğunu düşünüyoruz”.

Sayın Kalın örnek olarak Türkiye’nin, “neyin tehdit” olduğuna dair anlayışını değiştirdiğini gösteriyor. Yeni Ulusal Güvenlik belgesine göre, Yunanistan’ın da dâhil olduğu komşu ülkeler artık “dış tehdit” olmaktan çıkıyorlar. Ege ile olarak Sayın Kalın, “siyasi irade olduğu zaman teknik konular kolayca çözülebilir” diyor. Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün BM Genel Kurul Toplantısı’nda (Ege’deki anlaşmazlıkların uluslararası hukuka saygı çerçevesinde çözümlenebileceğine dair) söylediklerine ilişkin sorulara cevap olarak ise Sayın Kalın, “Türkiye ve Yunanistan ‘karşı tarafın aleyhinde olmayacak şekilde’ –ve Yunanistan bu hatayı yapmamalı- Ege’de pay sahip olma ihtiyacı konusunda anlaşmaya varacak duruma gelirlerse, her iki ülkenin de bu durumda karşılıklı çıkarları olacaktır. Bu noktaya geldiğimiz zaman Lahey Adalet Divanı’na gidebiliriz. Bu, Ege’nin ve Doğu Akdeniz’in tarihinde yeni bir sayfa olacak” dedi.

Casus belli hakkında

Peki ya casus belli neden iptal edilmiyor? Sayın Kalın, TBMM’nin 1995’te aldığı kararın savaş tehdidi değil, “Yunan Meclisi’nin Yunan kara sularını 12 deniz miline çıkarma kararına bir tepki olduğunu” söyledi. Sayın Kalın bu uygulamanın iptal edilebileceği değerlendirmesinde bulunuyor: “Eğer paralel adımlar atarsak ve bugünkü ortam korunursa, bu sorun çözümlenebilir. Bu bir savaş tehdidi değil, iki ülke arasındaki gerginliğin sözde tırmanmasına bir yanıttı. Teknik açıdan sorun yok, bu nedenle bu olumlu gündemi desteklemeye devam etmeliyiz”.

Sayın Kalın, Türkiye’nin Batı’dan uzaklaştığını söyleyenlere ne mi diyor? “AB’ye tam üye olmak istiyoruz. Ancak artık birbirini reddeden kimlik terimleri çerçevesinde bakmıyoruz. Neden her ikisi de olamayalım ki? Bizim için AB üyesi stratejik hedeftir ve bu hedefin Rusya’yla veya Balkanlarla ilişkilerimizin aleyhinde bir durum olmadığını görüyoruz. Aynı zamanda da ABD’yle ilişkimizi de önemli sayıyoruz”. Sayın Kalın ayrıca “yeni-Osmanlı” emperyalist stratejiye ilişkin eleştirileri reddediyor. Sayın Kalın, “bu, tarafların çıkarları olduğu karşılıklı bir ilişkidir. Dış politikamız artık kriz odaklı değil, vizyon odaklıdır. Bölgeye ilişkin vizyonumuz diğerlerinin de katılımına bağlıdır. Davet edilmediğimiz takdirde hiçbir olaya ‘saldırmayız’ ” diyor.

Heybeliada kısa süre sonra açılacak

Sayın Kalın din, felsefe ve kültürel-dini diyalog konularında yoğun faaliyet göstermiş bir kişi. “İslam ve Batı” kitabını yazmıştır (kitap Papazisis yayınları tarafından Yunanca olarak yayınlanacak). Sayın Kalın bu kitabında iki kültürün bir arada yaşayabileceğini iddia ediyor. Ancak, buna rağmen Heybeliada Ruhban Okulu’nun Türk devletinin öne sürdüğü hukuki bahanelerle kapalı kalmasından rahatsızlık duyuyor mu acaba? Sayın Kalın, “öncelikle Rum-Ortodoks azınlığa karşı değiliz. Aksine bu azınlığın değerini kabul ediyor ve aleyhlerinde ayrımcılık olmamasının çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Aramızda daha fazla güven olması ve pratik nedenlerden dolayı sorunu çözebilecek duruma gelmek için zemin hazırlamamız gerekiyor. Daha önce özerk olarak faaliyet gösteren din okul olmadığı için konunun biraz da hukuki boyutu vardır. Zaman veremem ancak kısa sürede çözüme ulaşacağımıza inanıyorum, bunu istiyoruz” dedi.


Apoyevmatini
09.10.2010
“Türkiye Yunanistan´ı Tehdit Olarak Görmüyor”


Türkiye (bugün Yunanistan’la var olan sorunlar eşliğinde) Ege’de “donmuş bir beraberlik” istemiyor. Aksine iki ülke geleceğe yönelik “ortak bir vizyon” üzerinde “çalışmalı” ve bugünün takıntılarını aşmalıdır. Türkiye’de iktidar partisi (AKP) Başkan yardımcısı ve partinin dış ilişkiler sorumlusu Ömer Çelik bu eksende hareket ederek dün ELIAMEP’in Dışişleri Bakanlığı’nda düzenlediği “Türk-Yunan ilişkileri: bugünkü durum, yarınki olanaklar” konulu açık toplantıda yaptığı konuşmada Türkiye’nin Ege’ye ilişkin “yeni” politikasını tekrarladı.

Sayın Çelik, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın, PASOK’un Uluslararası İlişkiler Sekreteri Polina Lampsa ve ELIAMEP Genel Müdürü Thanos Dokos etkinliğe konuşmacı olarak katıldı. ELIAMEP’in Başkan Yardımcısı Theodoros Kulumbis’in yönettiği toplantıda “iki taraf” Türk-Yunan konularında ortak işbirliği yöntemleri aradı ancak sorunlara çözüm bulunamadı.

Ömer Çelik bu dönem Ankara’da hâkim olan Türk-Yunan yakınlaşması mantığının “yeni” verilerini analiz etti ve Türkiye’nin bugünkü politikasının, Türkiye’nin sabit taleplerinden uzaklaştığına dair yanlış anlamalara yer bırakmadı. Sayın Ömer, “bugünkü sorunlarda takılıp kalmak satrançta donmuş bir beraberliğe benzer” dedi ve her iki tarafın “donup kalmamasını” talep etti.

Buna rağmen, Sayın Dokos’un, Türkiye’nin ülkemizi tehdit etmediğini fiilen kanıtlamasına dair talebi karşısında Türk davetli susarak, bugünkü “güçlü” Türkiye’nin (güçsüz mü?) Yunanistan’ı “tehdit” olarak görmediğini söyledi. Aksine bugünkü güçlü Türkiye’nin komşu ülkelere dost elini uzattığını, Türkiye’nin bir “imparatorluğun” mirasçısı olduğunu söyledi ve Yunanistan üçüncü bir ülke tarafından tehdit edildiği takdirde (başka hangi ülke Yunanistan aleyhine savaş tehdidi “casusu belli” ilan etti ki?) Türkiye’nin “yardıma koşacağını” ekledi.

Sayın Kalın ise bir Yunan gazetesine verdiği mülakatta, casus belli’nin iptal edilmesini, aynı zamanda da Yunanistan’ın kara sularını 12 mile çıkarma hakkından vazgeçmesini, böylece iki ülkenin Ege’deki ortak vizyon inşa edilmesini önerdi. Hükümet Sözcüsü Yorgos Petalotis buna cevap olarak, “bölgede barış isteyen bunu sözlerle değil, hareketlerle kanıtlamalıdır” dedi.


To Vima
10.10.2010
“Düşmanlar Hakkında”


Geçen hafta Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan Yunanistan’ın yarattığı “hayali düşmanlardan” ve bu düşmanlarla başa çıkabilmek için aşırı silahlanma harcamaları yaptığından, sonuç olarak da büyük bir ekonomik krizin bedelini ödediğinden söyledi. Ekonomik kriz bir bakıma gerçekten silahlanmalar adına yapılan aşırı harcamalardan kaynaklanıyor olsa da, cunta sonrası dönemden bu yana Türkiye ve Yunanistan üç kez savaşın eşiğine gelmişken komşu ülke ne kadar “hayali bir tehdit” olarak adlandırılabilir? Bunu hiç kimse reddedemez. (Türkiye’de meydana gelen önemli değişikliklerden sonra ve askeri faktörün etkisinin azaltılmasından sonra) Bugün ise büyük olasılıkla reddedilebilecek şey, Türkiye’nin düşman olarak algılanmasıdır. Ancak bu soruya Türkiye’nin cevap vermesi gerekiyor çünkü komşularıyla sıfır sorun istediğini söylese de hareketleri sözleriyle bağdaşmıyor.

Bu noktada, (Türkiye’nin bu kadar büyük zorluklarla AB’ye tam üye olmaya çalıştığı bir dönemde, iki Avrupa ülkesi arasındaki ilişkilerde ilk defa görünen olay) ünlü “casus belli”nin devam etmesinin veya Ege’de devam eden ihlallerin, Türk gemilerinin Sunio açıklarında seyretmesi ve buna benzer daha birçok konunun tekrarlanması gereksiz bir durum. Kuzey Kıbrıs’ın ise hala işgal altında bulunmasından hiç söz etmeyelim. (Ekonomik kriz olsun ya da olmasın) Bütün bunlardan sonra Yunanistan nasıl silahlanmayı durdurabilir? Yunanistan’ın silahlanma kangreninden kurtulmak istediğine hiç şüphe yok. Ancak bunun olabilmesi için Sayın Erdoğan’ın söylediklerini fiilen kanıtlaması gerekiyor ve bunun için bir sürü fırsat var. Bu dönemde Türkiye-Yunanistan arasında her düzeyde çok sayıda temas gerçekleşiyor. Sayın Erdoğan 22 Ekim’de yeniden Atina’ya gelecek. Neden silahlanmaların karşılıklı azaltılması yönünde bir diyalog süreci başlatılmıyor? Üstelik şimdi Ege’de kıta sahanlığının belirlenmesine ilişkin temel sorunun çözümüne dair ve ortamın değişmesi yönünde bir adım atılıyor.

Bilinen gereksiz tahrikler sona ererse, bu diyalog istenen sonucu verebilir. Yeter ki her iki taraf da samimi siyasi irade göstersin. Sayın Erdoğan’ın, birkaç gün önce Atina’da bulunan Başdanışmanı İbrahim Kalın, var olan sorunların tümünün çözümlenmesi sonucunda otomatik olarak silahlanmaların azaltılması konusunda anlaşmaya varılabileceğini söyledi. Yeter ki Türkiye’nin, bugün çıkmazın aşılması yönünde temel engel olan tek taraflı talepleri ikili sorun gibi gösterilmesin. Ancak bu, Türkiye’nin, askeri gücüne dayanarak fikirlerini kabul ettirmek isteyen üçüncü dünya ülke zihniyetinden kurtulup kurtulmamasına bağlıdır. Bugün Sayın Erdoğan ve Sayın Davutoğlu Yunanistan’a karşı barış yanlısı tutum sergileme konusunda birbirleriyle yarışıyorlar. Umarız ki bu niyetleri faaliyete de dönüşür.


To Vima
12.10.2010
“Ege, Türk-Yunan Mönüsünde”


Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 22 Ekimde Yunanistan’ın başkentine yapacağı ziyareti arifesinde Atina fazla bir beklenti içinde değil. Sayın Erdoğan Akdeniz’deki iklim değişikliğiyle ilgili toplantıya katılacak ve Sayın Yorgo Papandreu ile görüşecek.

Diplomatik kaynaklar Erdoğan’ın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun refakatinde yapacağı ziyaret sırasında tarihi önemli açıklamalar yapılmasını beklemiyor.

Aynı kaynaklar Ege’ye ilişkin istikşafi temasların aynı ritimde devam edeceğini kabul ediyor, iyimserliye izin veren cesaretlendirici bazı hususlar olduğunu ifade ettiler.

Bu bağlamda Sayın Papandreu ile Sayın Erdoğan istikşafi temaslarda görüşülenler ve geçen Mayıs ayında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyinde imzalanan anlaşmalarla ilgili bir değerlendirmede bulunacaklar.

Bütün bunlar bir yana son aylarda Türk-Yunan ilişkilerinde olumlu bir ortam şekillenmektedir. Diplomatik çevreler “altı ay içinde bir Türk Başbakanın Atina’yı iki kez ziyaret ettiğini geçmişte ne zaman gördünüz?” diye soruyor ve Sümela Manastırı gibi daha bazı olumlu adımlara vurgu yapıyorlar.

Öte yandan kaygı yaratan bazı hususlar da var. Oldukça uzun bir aradan sonra birkaç gün önce Eşek adası üzerinden bir Türk savaş uçağının uçtuğu tespit edildi. Bu arada Sayın Erdoğan’ın Başdanışmanı İbrahim Kalın’ın Türk casus belli’nin kaldırılması buna karşılık olarak da Yunanistan’ın kara sularını 12 deniz miline genişletme hakkından vazgeçmesine ilişkin açıklamaları dikkat çekiciydi. Sayın Erdoğan’ın silahlanmaların kısıtlanmasına ilişkin açıklamaları da olumlu yankı buldu ancak “söylediklerini gerçekten istediğine dair kanıtlar gerekiyor” dendi.


Kathimerini
10.10.2010
“Yenilikçilik İhtiyacı”
Kostas Yordanidis

Atina-Ankara ilişkilerinin sabitelerinden birisi Türk politikasının büyük bir oranda öngörülememesiydi. Yenilikçilik, bürokratik iktidarların niteliği değildi ve Osmanlı İmparatorluğunun çökmesinden sonra Türkiye’yi yöneten sistem bürokratik kalmıştı.

Bu bağlamda Sayın Recep Tayyip Erdoğan hükümetinin ülkesinin Yunanistan’la sorunlarına yenilikçi bir yaklaşım sergilemesi, uluslararası ilişkiler düzeyinde ilerlettiği yeni bakış açısına uygun bir öneride bulunması beklenen bir gelişmeydi.

Bu gelişme, Atina’da İslami Parti AKP’nin Başkan Yardımcısı Sayın Ömer Çelik tarafından Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı´nın (ELIAMEP) düzenlediği panelde kaydedildi. Genelde Sayın Çelik ”ikili sorunlarımız yüksek politika konuları olarak ele alınmamalı” dedi ve “ortak bir vizyon yaratılmasıyla” aşılması önerisinde bulundu.

Sayın Çelik Yunanistan’a dış politika alanında bölgesel düzeyde her iki tarafın yararına olacak bir ortaklık işbirliği önerisinde bulundu. Sayın Çelik “sadece Türk-Yunan sorunlarının çözümlenmesi yönünde hayaller kurmuyoruz, başarılı olacağımız ortak bir alanın hayalini de kuruyoruz” dedi.

Yunan hükümeti, sadece iki komşu ülkenin Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve Akdeniz’de üretici işbirliği olanaklarının olup olmadığını tespit amacıyla bunu kabul etmesi ilginç olurdu.

Büyük bir olasılıkla Yunan hükümeti, özellikle Türkiye’nin özerk hatta bir bakıma geniş bölgede Amerikan ve “Avrupa” çıkarlarının dışında hareket ettiği bu aşamada, yenilikçi bir yaklaşım riski almayacak. Türkiye’nin Avrupa yürürlülüklerine aşamalı bir şekilde uyum sağlamasıyla ilişkilerin tamamen düzene girmesi politikası üzerinde ısrar edecek. Ve belirtilere göre uzun zaman bekleyecek çünkü AB en azından bu aşamada Türkiye açısından pek de cazip bir kutup sayılmıyor.

Ancak Yunanistan’da dış politika uygulamasının hokkabazlık yetenekleriyle ele alınması nedeniyle şunu vurgulamak gerekir: Ülke dinamik bir yükseliş içinde olmasaydı -bu da Sayın Erdoğan’ın değişiklik ihtiyacını, halkın çoğunluğunun duygularıyla aynı rotada ilerleyerek istikrara bağlamayı başarması sonunda oldu- Ankara’nın uluslararası ilişkiler alanında yenilikçi bir tutum sergilemesi mümkün olamayacaktı. Sayın Çelik’in vurguladığı gibi Türkiye’de çağdaşlaşma geleneğe karşı değil gelenek çerçevesinde sürdürülüyor.

Tam aksine Yunanistan’da çağdaşlaşma sürecini, vatandaşların geleneklerle ilgili duygularıyla devamlı sürtüşmede olan birtakım elitler artarda üstlendi. Bu nedenle Yunanistan’da hala çağdaşlaşma gerçekleşememiştir. Ülkemizin çağdaş elidin, Sayın Erdoğan’ın silip süpürdüğü Kemalist elide benzediği söylenebilir.


Kathimerini
13.10.2010
Ankara´dan Mesajlar
Thanos Dokos


Türkiye’de iktidardaki parti AKP’nin Başkan Yardımcısı Sayın Ömer Çelik’in ve Başbakan’ın Başdanışmanı Sayın İbrahim Kalın’ın “casus belli”nin kaldırılması ve buna karşılık da Yunan Parlamentosunun kara sularını genişletme hakkına ilişkin kararının iptali önerisi ciddi bir şekilde tartışılamaz. Söz konusu öneri “casus belli”nin Türkiye için bir ağırlığa dönüştüğünü, tek taraflı kaldırılması yönünde ilerlemeden bundan kurtulmaya çalıştığını gösteriyor. Ortak stratejik vizyon aramaya ve ortak bölgesel girişimlerde bulunma yönündeki öneri ise, bazı ön şartın var olması özellikle de Ankara’nın ikili ilişkileri zehirleyen bazı tutumlara son vermesi durumunda ilginç olabilecek “post modern” bir yaklaşım.

Dostane olamayan bazı faaliyetler var: örneğin gri bölgeler ve nüfuslu adalar üzerinden alçak irtifalı uçuşlar. Ankara yayılmacı niyetleri olmadığı yönünde ikna etmek istiyorsa bunlara tek taraflı son vermelidir. Başka konularda, iki taraf sabit tezlerinden uzaklaşmadan belirli bir tutuma son veren işlevsel nitelikli çözümler aranabilir. Bu mantık çerçevesinde ihlallere ve püskürtmelere son vermek amacıyla tam kapsamlı olmayan bir uçuş planının sunulması ya da ihlaller ve it dalaşlarının son bulması amacıyla sembolik yılda bir alçak irtifalı uçuşun yapılması gibi öneriler dile getirilmiştir.

Türk-Yunan ilişkilerinin geleceğiyle ilgili iki uyarı: 1) Günümüz Türkiye’si yakın geçmişteki Türkiye’den çok farklı. Erdoğan hükümeti asker-bürokrasi rolünü önemli derecede sınırlamış görünüyor ve önemli reformlar da gerçekleştirmiş bulunuyor. Yunanistan yönündeki niyetlerinin araştırılmasına (sonucun olumlu olacağına dair garantisi olmadan) değer. 2) Herkesten önce politikacıların, medyanın “aydınlarının” sorumlu olduğu bir durum var: kamuoyunda Türk-Yunan ilişkilerinin bazı temel boyutları hakkında bilgisizlik var. Konularla ilgili daha geniş bilgiler sorunu gerçek boyutlarına oturtur. Örneğin FIR yetki (Yunanistan’da uçuşların güvenliği görevi veriliyor) bölgesidir, egemenlik hakkı bölgesi değildir. Ayrıca, Ege’nin yarısından fazlası uluslararası sulardır burada da, belirli bazı kanunlara uyum sağlaması durumunda herhangi bir ülke tatbikat yapabilir, bu sularda seyredebilir. Bu konuda sorun Türkiye’nin bazen zararsız geçiş hakkı konusunda kanuna harfi harfine saygı göstermesi fakat ruhuna saygı göstermemesi.

Yunanistan ve Türkiye’nin sorunlarını istikşafi temaslar ve Lahey Adalet Divanı’na başvuru vasıtasıyla çözümleyebileceği söylenebilir ya da günlük gerginliğin azaltılması ve konuların ucu açık bir süre için “dondurulmasının” en iyi seçenek olduğu öne sürülebilir. Türk-Yunan ilişkilerinin alternatif yönetim stratejileriyle ilgili soğukkanlı bir tartışma verimli bir sonuca bağlanabilir. Tabii yegâne gerçeğin kendi gerçekleri olduğuna ve vatanseverlik konularında uzman olduklarına inananlarla anlaşma payı sıfırdır. İyi ki bunlar artık kenara bırakılmıştır.


Logios Ermis
15.10.2010
Ι. Καλίν: Τα χωρικά ύδατα στο Αιγαίο, το μεγαλύτερο πρόβλημα ανάμεσα σε Ελλάδα - Τουρκία

http://logioshermes.blogspot.com/2010/10/blog-post_6210.html

«Κανένας στην Τουρκία και την Ελλάδα-σε σύγκριση με την περασμένη δεκαετία, δεν θεωρεί ότι τα προβλήματα είναι άλυτα. Αντίθετα και οι δύο χώρες υπό τον πρωθυπουργό Ερντογάν και τον Έλληνα πρωθυπουργό Γιώργο Παπανδρέου που έδειξαν ιδιαίτερη ηγετική ικανότητα αντιμετωπίζοντας τα θέματα αυτά, επιδιώκουν τώρα να διαμορφώσουν μια κοινή περιφερειακή προοπτική από το Αιγαίο στα Βαλκάνια και τη Μέση Ανατολή »

έγραψε την Πέμπτη 14 Οκτωβρίου ο βασικός σύμβουλος του πρωθυπουργού Ερντογάν για θέματα εξωτερικής πολιτικής Ιμπραήμ Καλίν, ο οποίος είχει επισκεφθεί πρόσφατα στην Αθήνα.

Ο Καλίν έγραψε χαρακτηριστικά στην εφημερίδα «Ζαμάν» ότι «η θέση της Τουρκίας είναι ξεκάθαρη. Θέλουμε να βελτιωθούν οι σχέσεις με όλες τις γειτονικές χώρες και δεν θέλουμε οι γείτονές μας να είναι ασταθείς και ασθενείς. Νομίζω ότι όλο και περισσότερο οι Έλληνες αντιλαμβάνονται το μήνυμα αυτό. Τα χωρικά ύδατα στο Αιγαίο, εξακολουθούν να είναι το μεγαλύτερο πρόβλημα ανάμεσα στην Ελλάδα και την Τουρκία. Τα δικαιώματα της τουρκικής - μουσουλμανικής μειονότητας στην Ελλάδα και της ελληνικής - χριστιανικής ορθόδοξης στην Τουρκία παραμένουν αποφασιστικά. Τέλος, υπάρχει πάντα το θέμα της Κύπρου από το οποίο, ορισμένοι - τουλάχιστον - Έλληνες θέλουν να αποστασιοποιηθούν».

Casus belli can be removed if Greece takes step as well Turkey’s reiteration of a suggestion last week that it would rescind the casus belli -- reason to go to war -- on any attempt by Greece to extend its territorial waters to 12 miles if Greece simultaneously agrees not to attempt such a thing has ignited discussions on the issue but has not been greeted with enthusiasm by Greece officials, who have labeled the suggestion as “Eastern guile.”

During a visit in Athens last week, ruling Justice and Development Party (AK Party) Foreign Affairs Chairman Ömer Çelik and İbrahim Kalın, chief foreign policy advisor to Prime Minister Recep Tayyip Erdoğan, reiterated that the parliaments of the both countries should act simultaneously to remove the shadow of casus belli from the bilateral relations.

In 1995, a year after the Third United Nations Convention on Sea Law went into force, the Greek parliament declared that it might extend its territorial waters to 12 miles in the Aegean Sea.

In an answer to this move, Turkey’s Parliament declared that if Greece unilaterally extended its territorial waters, Turkey would take measures to stop this, including military ones.

Fuat Aksu from Yıldız Technical University recalled that the United Nations Convention on the Law of the Sea recognizes that territorial waters extend to 12 miles, but only if this does not create problems for neighboring countries. He added that both countries’ territorial waters currently only extend to six miles.

“Turkish-Greek disputes, whatever the issue, usually follow the same pattern. Greece tries to undertake unilateral actions and Turkey’s reacts with some preventive measures, including the military threats. It is the same pattern with the territorial waters,” he told Today’s Zaman.

Aksu added that the Greek parliament did not openly extend its territorial waters to 12 miles and Turkey’s Parliament did not take the necessary steps to declare the situation a casus belli that must be done when declaring war on another country, adding to the uncertain situation in the Aegean Sea.

“According to Turkey and Greece: Aegean Disputes,” written by former diplomat and Nationalist Movement Party (MHP) deputy Deniz Bolükbaşı, when the territorial waters in the Aegean remain at six miles, Turkey’s territorial waters amount to 7.47 percent of the Aegean, whereas the will amount to 8.76 percent for Turkey if the territorial waters are extended to 12 miles. But Greece’s territorial waters will increase from 43.68 percent to 71.53 percent and international waters in the Aegean will fall from 58.85 percent to 19.71 percent.

Turkish Foreign Minister Ahmet Davutoğlu recently hinted that the Turkish Parliament’s decision can be rescinded if the Greece takes action, too.

Also it is expected that Turkey’s National Security Policy Document, which is going through a revision at the moment, will not include Greece as one of the main external threats. It is expected that the revised document will underline economic and political cooperation with Greece while scaling down the threat perception, although Ankara and Athens have come to the brink of war three times in the past over territorial disputes.

Both Çelik and Kalın, who were visiting Athens on the occasion of Turkey’s very first attempts to strengthen its public diplomacy efforts in a joint meeting with Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP), suggested the removal of the decisions of both the Greek and Turkish parliaments simultaneously. Erdoğan is also expected to pay a visit to Athens in October and most probably he will reiterate the same idea in his bilateral talks.

Greek Deputy Defense Minister Panos Beglitis, while assessing the suggestions of Çelik and Kalın, said the decisions of the parliaments were two different things entirely, the Anatolia news agency reported.

He also claimed that Turkey is acting with “Eastern guile” and added that the Greek parliament’s decision is about benefitting from an internationally recognized right whereas the Turkish Parliament’s decision is arbitrary.

Aksu pointed out that Turkey is ready to take the issue to international courts in order to find a solution to the Aegean dispute, something that Greece has opposed until recently, when Athens hinted that international courts may become involved, as long as the Greek public is ready for it.


Eliamep
08.10.2010
Discussion – Greek-Turkish relations: current status, future prospects

http://www.eliamep.gr/en/?s=turkey

In the aftermath of the Turkish referendum of 12 September many analysts did not hesitate to foresee the beginning of a new era in the country. In this context an issue of high interest is related – inter alia – to the evolution of Greek-Turkish relations. Taking part in the debate, the Hellenic Foundation for European and Foreign Policy (ELIAMEP) organised a panel discussion at the Y. Kranidiotis Amphitheatre in the Hellenic Ministry of Foreign Affairs on 8 October. Speakers included Dr. Ibrahim Kalın (Chief Advisor to the Prime Minister of Turkey, Ankara), Mr. Omer Celik (Vice Chairman, AKP and Chairman of the Committee of Foreign Affairs of the Party, Ankara), Ms Paulina Lampsa (PASOK’s International Relations Secretary) and Dr. Thanos Dokos (Director General, ELIAMEP). Professor Theodore Couloumbis (Vice President of ELIAMEP) moderated the discussion.

From the perspective of Turkey Mr. Celik and Dr. Kalin focused on the objective of Mr. Erdogan’s government to create a ‘common vision’ for the Balkans. Both speakers argued that Greece and Turkey should co-operate in a more effective way in the short-term discussing issues that are not ‘hot political’ ones, as for instance environmental policy. In their view, a climate of mutual understanding between the countries will also pave the way for their disputes to be resolved – at least as Ankara perceives them. Dr. Kalin considered the political will in his country a positive element for the future developments while Mr. Celik added that Turkey does not constitute a threat for Greece but aims at promoting security in its neighborhood.

On the other side, Greek speakers welcomed Turkish proposal for a ‘common vision’ for the Balkans but also expressed their skepticism. Although the perspective of further co-operation between the two countries certainly falls within Greek interests, Ms. Lampsa and Dr. Dokos explained that Athens is still dissatisfied with some aspects of Turkish foreign policy. In particular, PASOK’s International Relations Secretary concentrated on the Cyprus issue which remains unresolved. For his part, Dr. Dokos mainly dealt with significant everyday issues that create tensions as for example Turkish violations of Greek airspace. According to the Director-General of ELIAMEP ‘functional solutions’ have to be found and applied (e.g. symbolic Turkish military overflights once per year) which will limit the danger of an accident and will lead to a ‘tone down’ approach.