EN

´Bir Fikir Olarak Avrupa´ Konferans Serisinin İlk Toplantısı, Gil Anidjar’ın Katılımıyla İstanbul’da Gerçekleştirildi


Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü olarak, ayda iki kez gerçekleştirmeyi planladığımız yeni faaliyetimiz ‘Avrupa Toplantıları’nı hayata geçiriyoruz. 25 Şubat 2012 Cumartesi günü İstanbul’da düzenlenen ilk toplantının konuğu, Columbia Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve Yazar Gil Anidjar oldu.
 


Devamını Göster »
25 Şubat Cumartesi günü saat 18:00’de, Beyoğlu’nda Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezinde gerçekleştirilen “Avrupa Meselesi Üzerine” başlıklı ilk toplantıda, Gil Anidjar ile birlikte “müzakereci” sıfatıyla İstanbul Şehir Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.Dr.Mahmut Mutman konuyu sosyal, siyasi, ekonomik ve felsefi yönleriyle masaya yatırdı.

Konferans öncesinde 24 Şubat Cuma günü kahvaltılı toplantıda gazetecilerle bir araya gelen Anidjar, Filistin-İsrail meselesi ve Avrupa´nın siyasi, sosyal ve ekonomik durumu üzerine görüşlerini paylaştı. Toplantıya Star gazetesinden Mustafa Akyol, Yeni Aktüel dergisinden Birol Biçer ve Sabah gazetesinden Mahmut Mutman katıldı. Ayrıca, Gil Anidjar ile birlikte konferansa katılacak olan Prof.Dr.Mahmut Mutman, direktörlerimizden Ahmet Demirhan ve saha uzmanlarımızdan Gözde Kirişcioğlu da toplantıda hazır bulundu.
 

GİL ANİDJAR KİMDİR?
 
Gil Anidjar, Columbia Üniversitesi Dinler Tarihi ile Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika Çalışmaları (MESAAS) bölümlerinde dersler vermektedir. Avrupa’nın politik-teolojik anlamlarını çözümlemeye çalışan çalışmalarında, özellikle Arap, Yahudi ve Müslüman figürlerinin yerini sorgulamaktadır. Bu figürlerin Batılı felsefi, politik ve dini geleneklerde edindiği anlamların izini süren Anidjar, bu figürlerin Avrupa’da genel olarak politikanın ve dinin esaslarını belirlediğini ileri sürmektedir.

Türkçeye de çevrilen “Düşmanın Tarihi: Yahudi, Arap” adlı kitabı dışında, “‘Our Place in al-Andalus’: Kabbalah, Philosophy, Literature in Arab Jewish Letters” ve “Semites: Race, Religion, Literature” adlı çalışmaları yanında Jacques Derrida’nın “Acts of Religion” adlı eserinin de editörüdür.

Orta Doğu konusunda hayli duyarlı olan ve akademisyen olmak ile “aktivist” olmak arasında bir sınır olmadığını ileri süren Anidjar, “Filistinlilerin halkları” konusundaki çıkışlarıyla da tanınmaktadır.
 
 
BASIN YANSIMALARI

Star Gazetesi
05.03.2012
Avrupa Kimin Meselesi?
Ahmet Demirhan

http://www.stargazete.com/acikgorus/avrupa-kimin-meselesi-haber-431014.htm

Pazar Sabah
11.03.2012
Arap Yahudi Düşmanlığının Nedeni Avrupa Düşüncesi
İbrahim Altay

http://www.sabah.com.tr/Pazar/2012/03/11/arapyahudi-dusmanliginin-nedeni-avrupa-dusuncesi

Yeni Aktüel
15.03.2012
Orta Doğu Uzmanı Gil Anidjar´la Avrupa, Batı, Orta Doğu ve Yahudi-Müslüman Uzlaşmazlığı Üzerine Derin Okuma
Birol Biçer

Columbia Üniversitesi Dinler Tarihi ile Orta Doğu, Güney Asya ve Afrika Çalışmaları bölümlerinde dersler veren Anidjar, Avrupa’nın politik-teolojik anlamlarını çözümlemeye çalışan yazıları; özellikle Arap, Yahudi ve Müslüman figürlerinin yerini sorgulama üzerine çalışmaları bulunan bir akademisyen. Bu figürlerin Batılı felsefi, politik ve dini geleneklerde edindiği anlamların izini süren Anidjar, Avrupa’da genel olarak politikanın ve dinin esaslarını belirlediğini ileri sürüyor. Anidjar’ın en çok tanınan eseri, Türkçe’ye de çevrilen “Düşmanın Tarihi: Yahudi, Arap” adlı çalışması.

- Ülkemizde Avrupa fikrini tartışmak üzere bulunduğunuza göre dilerseniz Avrupa’dan başlayalım. Bir düşünce olarak “Avrupa” hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu iyi mi yoksa kötü bir fikir mi?

Kimi zaman Avrupa’nın kötü bir tarihi olduğu ama Avrupa fikrinin, iyi bir fikir olduğu ancak henüz gerçekleştirilemediği, gerçekleştirilmesi gerektiği ileri sürülüyor. Gerçek ya da bir fikir olarak Avrupa bana iyi bir fikir olarak gelmiyor. Biraz daha genişletirsek, bu fikrin içinde negatif bir şeyler olduğunu dikkate almamız gerekiyor. Bir eleştiri ilkesi olarak şöyle diyebiliriz: “Avrupa” kötü bir fikirdi ve hâlâ da öyle. Ayrıca Avrupa ile tarihi arasında ayrım yapan görüş bence kabul edilebilir değil. Yani, “iyi” Avrupa fikirleriyle “kötü” tarihi arasında temel bir bağ var. Ortada o kadar birikim ve kanıt var ki bu bağ inkar edilemez. Bu sebeple “Hayır iyi bir fikirdi ama henüz gerçekleştirilemedi” denilemez. Bu kötü fikirle tarihi arasındaki bağı, kötü uygulamaları dikkate almadan edemeyiz. Yani; sömürgecilik, yeni sömürgecilik, kölelik, ekonomik sınıflandırma, ırkçılık, ekonomik eşitsizlikler, göçmenlere yönelik politikalar, İslam’a yönelik yaklaşımlar ya da antisemitizm gibi bu tarihe mal olmuş uygulamalar göz ardı edilemez. Avrupa’nın tarihinde önemli yer tutan bu olayların Avrupa fikrinin de bir parçası olduğunu göz ardı edemeyiz.

- Avrupa tarihinin parçası olan bu uygulamaların bir kısmı halen devam ediyor gibi görünüyor. Örneğin; İslamofobi, ırkçılık vs…

Kesinlikle doğru. Buna ekonomik eşitsizlikleri ya da Avrupa’yı dünyada ticari anlamda ayrıcalıklı kılan uygulamaları da ekleyebiliriz. Avrupa ve ABD ticaretine uygulanan ayrıcalıklı politikaların dünyanın geri kalanına uygulandığını söyleyemeyiz. Dolayısıyla kurumsallaşmış bir eşitsizlik söz konusu. Dünya Bankası, IMF, Avrupalılar ve Amerikalılar tarafından yönetiliyor, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde bunlar fazlasıyla ayrıcalıklara sahipler. Bu durum neden böyle devam etsin ki? Fazlasıyla yararlandıkları bu ayrıcalıklar nereden geliyor?

- Türkiye Avrupa’ya katılmak için uzun süredir büyük çaba sarf ediyor. Bununla beraber ikisi arasında pek çok tarihi ve kültürel tezat mevcut... Bu durumu siz nasıl açıklıyorsunuz?

Öncelikle, tarihi ve kültürel açıdan Avrupa’nın kendi içinde de birçok zıtlık söz konusu. Avrupa hiçbir zaman gerçek bir birlik oluşturamamıştır. Mezhep Savaşları’ndan, 1648 Vestfalya Anlaşması’ndan sonra bir birlik tesis edildiğini söylemekten hoşlanırlar ama temelde Avrupa’nın birliği hep şüpheli ve kırılgan olmuştur. Bu açıdan Avrupa Medeniyeti’ne ait olup olmama görüşü ileri sürülerek Türkiye’nin Avrupa’dan dışlanması için bir sebep göremediğim gibi dâhil olması için de bir sebep göremiyorum. Medeniyet argümanı bu açıdan yeterince ikna edici değil. Politik açıdan asıl sorun Türkiye’siz bir Avrupa olup olamayacağıdır. Ekonomik gidişatı da dikkate alınca asıl Avrupa’nın Türkiye’ye kendisine katılma çağrısı yapması gerektiğini düşünüyorum çünkü Avrupa artık kendine yetememektedir. Hatta bu durumdayken, Yunanistan’ın bile Avrupa’dan çıkıp geçmişte olduğu gibi Türkiye’ye katılmak isteyebileceğini bir latife olarak söyleyebiliriz. Türkiye’nin Avrupa’ya katılması ya da oradan dışlanması konusunda duyduğum gerekçelerin hiçbiri ciddi değil. Hele hele tarihi açıdan ortak miras argümanı hiç değil.

- Ama yine de hâlâ Avrupa ve Türkiye arasında ciddi engeller söz konusu. Tüm bunları aşmak mümkün olabilir mi?

Biliyorsunuz, 60-70 yıl önce aynı şey Almanya ve Fransa için de söyleniyordu. Kimse o zaman Almanya ve Fransa’nın bugünkü uyumlu çifte dönüşebileceğini tahmin etmiyordu ama bu oldu. İngiltere ile Fransa için de aynı şeyi söyleyebiliriz. Üstelik kültürel farklılıklar hâlâ devam ediyor. Farklılıkların bağdaşamayacağı her zaman söylenebilir. Aynı şey Güney Afrika için de söylenmiş ve apartheid rejiminin bitmesinin felaket olacağı ileri sürülmüştü. Üstelik Türkiye ile Avrupa arasında uzun zamandan beri bir çatışma da yok. Dolayısıyla katılımın olamayacağını, engellerin fazla olduğunu söyleyebilmek için farklılıklar esaslı bir önemde değil. Propagandalara bakarsanız farklılıklar çok fazla. Ama bununla beraber Türkiye’nin Avrupa’ya katılımının iyi bir fikir olduğunu da düşünmüyorum. Bence Türkiye’nin “Neden sizin bir parçanız olalım ki” diyebilmekte menfaati bulunabilir.

- İslam karşıtlığı ve ırkçılık Avrupa’da giderek görünürleşiyor. Bu eğilimlerin altında yatan derin nedenleri siz nasıl görüyorsunuz?

Bunun derin nedenlerinden birinin Avrupa’nın kendi islamofobik tarihiyle boy ölçüşmemesi olduğunu düşünüyorum. Tarihlerindeki antisemitizmi bir ölçüde tanıdılar ama tarihlerindeki islamofobiye karşı aynı esaslı tutum yok. Bu biraz değişmeye başlamış olsa da, Haçlı seferlerine, Osmanlı düşmanlığına, sömürgeciliğe, sömürge sonrası döneme kadar uzanan bu tarihle yüzleşilmedikçe, bu tarihin sorumluluğu üstlenilmedikçe Avrupa bunlardan kurtulamayacak. Dolayısıyla bu durum uzun süre böyle devam edecek ve olaylar tekrar edip duracak.

- Orta Doğu’da yüzlerce yıldır süren bu farklı kültür ve dinlerin ortak varoluşuna rağmen 100 yıldır süren uzlaşmazlık yapay bir düşmanlıktır diyebilir miyiz?

Bu sonradan yaratılmış ve sürdürülmüş bir düşmanlıktır diyorsanız… Kesinlikle evet. Yahudi ve Müslüman arasındaki ayrışma Avrupa imgeleminde temel bir unsurdur. Yani, Avrupa korkmaktadır. Varoluşsal anlamda Avrupa, Yahudiler ile Müslümanlar arasında bir işbirliği ve uzlaşmadan korkar. Tarihi ve teolojik anlamda bu korku çok büyük bir korkuydu ve Avrupa tüm menfaatini bunları bölmekte buldu. “Böl ve Yönet” taktiği güttü. Başından beri politikası bunun üzerine kurulu oldu. Bunun üzerine bir de Siyonizm gelip “Bu bölünmeye nasıl katkıda bulunabilirim” dedi. Siyonizm, Yahudi toplumunu Doğu’ya ve İslam’a karşıt tanımlarla yeniden icat etti. Bunun istisnaları da oldu ama bütünde hakim olan görüş Müslüman ve Yahudilerin ayrışması gerektiği ve dolayısıyla Yahudi’nin bağımsızlığının Müslüman ve Arap olan üzerinde tahakküm kurulmasından ya da her halükarda saf dışı bırakılmasından geçtiği yönündedir.

- Peki, İsrail ile Filistin ya da Müslüman ve Yahudiler arasındaki düşmanlığa son vermek mümkün mü sizce?

İnsanların savaş dışında ne çözümler hayal edebileceğini soruyorsanız buna şüphe yok. Evet, bu mümkün. Ama Batı onları bırakır mı derseniz bilemiyorum.

- Daha önce İsrail’in dünyada ikinci Siyonist ülke olduğunu söylemiştiniz. Birincisi kim sizce?

Amerika Birleşik Devletleri… İsrail ABD’den sonra ikinci Siyonist ülkedir. Üstelik ABD bu konuda muhtemelen daha kötü... Tarihte Amerika’ya Avrupalı göçmen akını “Kutsal Topraklar”a bir yolculuktu. Yeni Dünya toprakları kutsal vaat edilmiş topraklar olarak hayal ediliyordu. Dolayısıyla Amerika’nın fethi Siyonist bir projeydi. Siyon’a bir geri dönüştü. ABD’deki şehirlerin isimlerine bile bakarsanız Jerusalem, Bethlehem, Kanan hatta Palestine gibi isimlere rastlarsınız. Zihinlerde ABD’yi tamamen kutsal topraklar olarak gören bir teolojik-politik açılım mevcuttur. Dolayısıyla Amerikalıların politik anlayışında Siyonist olan ve daha sonraları siyasi açıdan Yahudilerin Siyonist projesiyle özdeşleşen bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Zaten pek çok İsrailli de aradaki bu paralelliğe dayanır, “Neden bize yerlilere (Filistinliler) saygılı davranmamızı söylüyorsunuz, bizim tavrımız sizin Amerika yerlilerine davranışınızdan daha iyi. Onları toplama kamplarına koydunuz, onları katlettiniz. Oysa biz sizin kadar kötü davranmıyoruz” diyerek Amerikalılara karşı kendilerini savunurlar. Kısaca bu iki zihniyet arasındaki ilişkiyi sıkça bağdaştırırlar.

- Son olarak dünyada değişmeye başladığı görülen dengeler ve bu dengeler arasında Türkiye’nin öneçıkmaya başlamasıyla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?

Farklı merkezlerin güç olarak öne çıkmaya başlaması anlamında dünyada bir değişim sözkonusu. Bu değişimde Çin, Hindistan, Brezilya ve Türkiye kendilerinden en çok söz ettirenler.Bu durumun önemli ve ispatlanmış olduğunu düşünüyorum. Halen çok kutuplu bir dünyada yaşayıp yaşamadığımızdan emin değilim ama çok kutupluluğa dönülmesi çok önemli.