EN

İranlı Düşünür Seyyid Hüseyin Nasr Türkiye’deydi


Dünyaca ünlü İslam düşünürü Prof.Dr.Seyyid Hüseyin Nasr, Koordinatörlüğümüzün davetlisi olarak Türkiye’ye geldi. George Washington Üniversitesinde İslam Araştırmaları Profesörü olan Nasr, 14-15 Mart tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen Değişim Liderleri Zirvesine katıldı. Nasr 16 Mart´ta ise İstanbul Şehir Üniversitesinde “Bilgi, Medeniyet ve Üniversite” konulu bir konferans verdi.


Devamını Göster »
İslam düşüncesi alanında iki nesil öğrenci yetiştirebilmiş nadir ilim adamlarından biri olan ünlü düşünür Seyyid Hüseyin Nasr, İstanbul Şehir Üniversitesindeki konuşmasında İslam dünyasının bilgi üretiminde özgüvenini yeniden kazanması gerektiğini söyledi. Seyyid Hüseyin Nasr, Türkiye’nin gelecekte İslam dünyasında hayati bir rol oynayacağına inandığını da vurguladı.

“Dünyanın en ünlü düşünürleri” listesine bakıldığında herhangi bir Müslüman’a rastlamanın mümkün olmadığına dikkat çeken Seyyid Hüseyin Nasr, medeniyetin bilgi üretiminde hayati bir role sahip olduğunu ifade etti. Seyyid Hüseyin Nasr, “İslam medeniyetinde 700 yıl boyunca diğer medeniyetlerden daha fazla bilgi üretildi. 15 ve 16. yüzyıllardan itibaren ise Batı dünyası kendini geliştirmeye başladı. İslam dünyasının bu anlamda özgüvenini yeniden kazanması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Nasr daha önce de Türkiye’ye gelmiş; 22 Mayıs 2010 tarihinde, Harvard Üniversitesinden Teoloji Profesörü Harvey Cox ile birlikte, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğünün düzenlediği Akil Adamlar Konferans Serisine katılmıştı. Prof. Dr. Seyyid Hüseyin Nasr “Din, Modernite ve Gelecek” konulu toplantıda İslamafobiyi anlatmış ve İslam korkusuna karşı ortak mücadele çağrısı yapmıştı.
 

 
SEYYİD HÜSEYİN NASR KİMDİR?
 
1933’te Tahran’da doğdu. Massachusetts Institute of Technology’de fizik ve matematik okuduktan sonra Harvard Üniversitesinde jeoloji ve jeofizik dallarında yüksek lisansını, 1962’de ise bilim tarihi ve felsefe dalında doktorasını tamamladı. Halen George Washington Üniversitesi İslam Araştırmaları Profesörü olarak çalışmaktadır. İslam, dini ve karşılaştırmalı çalışmalar alanlarında dünyanın en önemli ve önde gelen entelektüellerinden biridir. Nasr’ın elliden fazla kitabı, beş yüzden fazla makalesi vardır.


 
BASIN YANSIMALARI
Sehirhaber.org
Şehir´de Nasr İzdihamı
18.03.2011
http://sehirhaber.org/2011/03/18/sehirde-nasr-izdihami-foto-galeri/

İstanbul Şehir Üniversitesi ilkini Ahmet Davutoğlu ile gerçekleştirdiği “Şehir Konuşmaları” serisinin ikinci konferansını “Bilgi, Medeniyet ve Üniversite” başlığı altında dünyaca ünlü düşünür Seyyid Hüseyin Nasr ile düzenledi. Çok sayıda yerli ve yabancı basın mensubunun katıldığı konferans Şehir’in açılışından beri yaşanan en kalabalık gün olarak kayıtlara geçti. Konferans salonunda yer bulamayan bir çok kişi konuşmayı salon dışındaki LCD ekrandan takip etti. Konferans sonrası Nasr okurlarının kitaplarını da imzaladı.

“Türkiye, İslam dünyası için hayati rol oynayacak”

İslam düşüncesi alanında iki nesil öğrenci yetiştirebilmiş nadir ilim adamlarından biri olan ünlü düşünür Seyyid Hüseyin Nasr, İslam dünyasının bilgi üretiminde özgüvenini yeniden kazanması gerektiğini söyledi. Seyyid Hüseyin Nasr, Türkiye’nin gelecekte İslam dünyasında hayati bir rol oynayacağına inandığını da vurguladı. Batı ile İslam dünyası arasında köprü kuran dünyaca ünlü düşünür Seyyid Hüseyin Nasr, İstanbul Şehir Üniversitesi’nde “Bilgi, Medeniyet ve Üniversite” konulu bir konferans verdi. Çalışmalarını halen George Washington Üniversitesi’nde sürdüren Seyyid Hüseyin Nasr konuşmasında Türkiye’nin gelecekte İslam dünyasında hayati bir rol oynayacağına inandığını söyledi.

‘Dünyanın en ünlü düşünürleri’ listesine bakıldığında herhangi bir Müslüman’a rastlamanın mümkün olmadığına dikkat çeken Seyyid Hüseyin Nasr, medeniyetin bilgi üretiminde hayati bir role sahip olduğunu ifade etti. Seyyid Hüseyin Nasr, “İslam medeniyetinde 700 yıl boyunca diğer medeniyetlerden daha fazla bilgi üretildi. 15 ve 16. yüzyıllardan itibaren ise Batı dünyası kendini geliştirmeye başladı. İslam dünyasının bu anlamda özgüvenini yeniden kazanması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Batılılar medrese sistemini kopyaladı ama…

‘Bugün burada batı üniversitelerinin taklidi olmayan bir üniversitedeyim’ diye konuşan Seyyid Hüseyin Nasr, yaklaşık 50 yıllık tecrübesinden sonra üniversitelerle ilgili birtakım şikâyetlerinin oluştuğunu söyledi. Özellikle İslam üniversitelerinin siyasi krizlerden çok etkilendiğini anlatan Seyyid Hüseyin Nasr şunları söyledi: “İslam üniversitelerinde tarih, Batı tarihiyle başlatılır. Oysa medrese sisteminde durum böyle değildi. Medrese sisteminde astronomi ve mantık öğretildiğini görüyoruz. Fakat daha sonra bu konular müfredat dışı bırakıldı.

Kelimelerde medrese eğitiminin etkisini hala görebiliriz. Örneğin lisans kelimesinin aslının Fransızca olduğu iddia ediliyor. Ama biz bunun Arapça olduğunu, doktora ve kürsü kelimelerinin de İslami kökenli olduğunu biliyoruz. Batı dünyası medrese siteminin tamamını, müfredatı, kitapları ve diğer tüm detaylarıyla kopyalamıştır. Fakat kopyaladıkları şeyler üzerine yeni bir şeyler de koymuşlardır.”

İslam ülkelerinde üniversiteler bağımsız değil

Milliyetçiliğin yükselişiyle beraber Arap yönetimlerinin İslami niteliklerini yitirmeye başladıklarını anlatan Seyyid Hüseyin Nasr, bugün İslam ülkelerinde iktidarların müfredatı seçtiğini, üniversitelere vergilerden para aktardığını ve üniversitelerin hükümetin denetimi altında olduğunu görüyoruz. Oysa medreseler İslami cumhuriyetler ortaya çıkmadan önce bağımsızdılar.

Bugün İslam dünyasının yaşadığı en önemli sorunlardan birisi üniversite gibi kurumların bağımsızlıktan yoksun oluşudur. İlginç bir paradoksa değinmek gerekirse İslami düşüncenin öğretildiği İslam dünyasındaki Amerikan üniversitelerinin diğer üniversitelerden daha bağımsız olduğunu söyleyebiliriz” görüşlerini dile getirdi.


Anadolu Ajansı
14.03.2011
"Değişim Liderleri Zirvesi"

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI GÖRMEZ: "BÜTÜN PEYGAMBERLER DEĞİŞİMİN EN BÜYÜK ÖNCÜLERİDİR"
FENER RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS: "BİZCE TÜRKİYE GERÇEKTEN KENDİ EKONOMİK KALKINMASI, ÇOK KÜLTÜRLÜLÜĞE AÇIK OLUŞU, KÜLTÜREL TARİHİ, DEMOKRATİK VE DİNİ HOŞGÖRÜSÜYLE BİR ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLEBİLİR. BÖYLE BİR PROTOTİPTE DİN DE ÖNEMLİ BİR DEĞİŞİM UNSURU OLABİLİR" 

Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, bütün peygamberlerin değişimin en büyük öncüleri olduklarını söyledi. Görmez, İstanbul Kongre Merkezindeki Değişim Liderleri Zirvesi´nin "Farklı İnançlar Ortak Değerler" oturumunu yönetti. Bütün peygamberlerin en büyük değişimlerin öncüleri olduklarını ifade eden Görmez, ilahi dinlerin bir taraftan değişime öncülük yaparken, bir taraftan da insanlar için değişimin baş döndürücü zamanlarında birer tutamak sağladıklarını kaydetti.

Farklı inançlar ve ortak değerlere vurgu yapan Görmez, bütün ilahi dinlerin adaleti evrensel bir değer kabul ettiğini bildirdi. Görmez, bir gönül yolu olarak değişimin altı çizilmesi gereken bir ifade olduğunu ve Kur´an´da değişimin değişmezliğini anlatan bir ayet bulunduğunu belirterek, "İlahi metinlerde içten dışa doğru değişim önerilir, dıştan içe doğru değişim baskıyı beraberinde getirir. Bu, değişimin ahlaki boyutunu gösteriyor. Küresel barıştan söz eden bir insan, kendi iç dünyasında barışı sağlayamamışsa, küresel barışı temin etmesi mümkün değildir" dedi. Japonya´da meydana gelen felaketten dolayı bütün insanlık alemine "geçmiş olsun" dileklerini de ileten Görmez, Allah´ın insanlık ailesine böyle büyük acılar yaşatmaması için dua ettiklerini söyledi.

Appeal Of Conscience Vakfı Başkanı Haham Arthur Schneier da depremde Japon halkının büyük kayıplar yaşadığını belirterek, herkesi Japon halkı için dayanışma içinde olmaya ve yardım için güçlerini birleştirmeye davet etti. Tüm insanları birbirine bağlayan birtakım değerler bulunduğunu ve bunların arasında hayırseverlik, hukukun üstünlüğü ve özgürlüğün yer aldığını ifade eden Schneier, Kuzey Afrika ve Ortadoğu´daki değişim taleplerinin temelinde orada yaşayan halkların özgürlük isteklerinin bulunduğunu kaydetti.

Geçmişte yaşanan insanlık dışı hareketleri hatırlamak istemediğini, ancak geçmişten dersler çıkardıklarını söyleyen Schneier, "Hepimiz aynı gemideyiz, bir arada harekete geçmemiz gerekiyor. Dini liderler olarak şunu ortaya koymamız gerekiyor, bir daha bu felaketler insanların başına gelmesin" dedi. Schneier, din adına işlenen bir suçun dine karşı işlenen en büyük suç olduğunu vurgulayarak, herkesin başkalarının inançlarına, kutsallarına saygı göstermesi gerektiğini ifade etti. 21. yüzyılın din yüzyılı olduğunun söylendiğini, dünyada 4 milyar kişinin kendini dini cemaate ait gördüğünü ve dinin güçlü bir mıknatıs olduğunu belirten Schneier, herkesin önce kendini sevmesini, çocuklarına da farklı olanı kabul etmeleri gerektiğini öğretmelerini önerdi.

Schneier, iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirmek için önce insanlar arasındaki ilişkileri güçlendirmek gerektiğini vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ben Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin dinsel cemaatler yoluyla güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunun çok büyük bir katkısı olacaktır. Tarihteki bütün savaşlar sonuçlandı. Yüzyıl savaşları, 30 yıl savaşları, soğuk savaş, dolayısıyla ben geleceğe umutla bakıyorum. Bugün gördüğümüz bütün çatışmalar nihai bir şekilde barışla sonlanacaktır. Dini liderler olarak biz ne yapabiliriz, insanların acı çekmesini önlemek için uzlaşma, ancak dini liderlerin harekete geçmesiyle mümkün. Biz dini liderler, barış çabalarımızı sekteye uğratmak isteyenleri dışarda bırakmalıyız."

FENER RUM PATRİĞİ BARTHOLOMEOS

Fener Rum Patriği Bartholomeos da çağdaş dünyada Türkiye´yi değişim ve dönüşümde model ülke olarak değerlendirdiklerini bildirerek, "Bizce Türkiye gerçekten kendi ekonomik kalkınması, çok kültürlülüğe açık oluşu, kültürel tarihi, demokratik ve dini hoşgörüsüyle bir örnek olarak gösterilebilir. Böyle bir prototipte din de önemli bir değişim unsuru olabilir" dedi. Aşırıcılık ve ırkçılıkla mücadelede hoşgörünün geliştirilmesi gerektiğini, dinlerin her zaman toplumun belirleyicisi olduğunu ve bu nedenle dinler ve inanç cemaatlerinin uluslararası ilişkilerde ve küresel politikada ilgi gördüklerini ifade eden Bartholomeos, dini liderler olarak sürekli insan ilişkilerini düzenleyecek alternatif yollar aramak, insanlar arasında şiddeti ve çevrenin kaybedilmesini reddeden yollar aramak durumunda olduklarını söyledi.

Bartholomeos, insanların birbiriyle ihtilaf içinde olmasının belki kaçınılmaz olduğunu, ama savaş ve şiddetin kaçınılmaz olmadığını vurgulayarak, "Barışın tesisinin peşinde olmalıyız. Bir yandan da dünyaya hizmet etmeliyiz, dünyayı muhafaza etmeliyiz. Küresel barış ve ekolojiyi korumak, yaşam şeklini değiştirmeyi gerektiriyor. Bu bakış açısıyla ruhani açıdan değişiklik, adalet döngüsünü kırmak için elimizdeki tek umut yoludur. Değişim ve dönüşüm bizi ileriye götürecek tek yol" diye konuştu. Tarih boyunca hiçbir zaman dini cemaatlere şimdiki kadar ihtiyaç duyulmadığını belirten Bartholomeos, "Bizim zamanımız şimdi geliyor, çağımız yeni başlıyor" dedi.

HAHAMBAŞI İSAK HALEVA

Türkiye Musevileri Hahambaşı İsak Haleva da din kavramıyla ilgili yaşanan ikileme işaret ederek, dinin bir yandan insanoğlunun öbür dünyaya hazırlığı, diğer yandan da insanoğlunun üzerinde yaşadığı dünyayı gerçekten yaşanılır hale getirmesini sağlayan değerler bütünü olduğunu söyledi. Haleva, bu nedenle insanoğlunun bu dünyada yaşanan sorunlara kayıtsız kalmasının mümkün olmadığını kaydetti.

Gelirlerin adil paylaşımı, eğitimde fırsat eşitliği, temel gıda maddelerinin yükselen fiyatları, açlık sınırının altında yaşayan kitleler, ekolojik kirlenme, kadınlara şiddet uygulanması, çocuk pornosu, atmosfere sera gazı salınımı, terör ve uyuşturucunun yaygınlaşması, bebek ölümleri, nükleer tehlikeler ve daha birçok sorunun insanları meşgul eden sorunlardan sadece birkaçı olduğunu ifade eden Haleva, din kurumunun da bu sorunlara kayıtsız kalıp kalmadığının önem taşıdığını bildirdi.

Geeorge Washington Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hossein Nasr da bugün değişimin her alanda görüldüğünü, dünyanın belirli ilkeler doğrultusunda değiştiğini belirterek, "Değişimin kavşak noktasındayız. Kendimizi toparlamazsak değişim isteği değişimin de sonu olacak" diye konuştu.

İslam korkusuna da işaret eden Nasr, 50 yıl önce kimsenin Kur´an´ın sayfalarını yakmadığını, ancak bugün çok zorlu değişim sürecinden geçildiğini belirtti. Nasr, bugün 300 yıl öncesine göre daha fazla aşırıcılık bulunduğunu, farklı dinlerin birbirine "bomba attığını" ifade etti. İslami geleneğin büyük tehdit altında olduğunu, Müslümanların bugün kendi geleneklerini evrensel çapta aramak için yola çıktığını kaydeden Nasr, İslami açıdan laiklik diye bir şey olmadığını, laiklik sözcüğünün Arapçada da Farsçada da bulunmadığını vurguladı. Allah´ın her şeyi yarattığını, "laik kelebekler, dini kelebekler var" denilemeyeceğini ifade eden Nasr, laiklik teriminin bugün kullanılan terimle hiçbir bağı olmadığını kaydetti.

Ateistin iyi ahlaklı biri, hatta dindarlardan daha iyi olabileceğini söyleyen Nasr, "Onlar Tanrı´ya inanmadan Tanrı´nın varlığını kanıtlamaya çalışıyorlar. Kimseyi öldürmüyorlar, dindar biri kadar hayır işleri işleyebilirler, ancak hareketlerinin kaynağını reddederler" dedi. Vatikan Dinlerarası Diyalog Konseyi Genel Sekreteri Başpispokos Pier Luigi Celata da dünyanın hızlı bir şekilde değiştiğini, dinin kamu alanına yeniden girmiş durumda olduğunu ve yaşam tarzlarının radikalleştiğini söyledi. Oturumu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan´ın kızı Sümeyye Erdoğan da izledi.